Beğenilmeyen çarşaf ve modernleşme rüzgarı!

Haberin Devamı

Birkaç haber ve yazıyı yanyana getirerek “lego” gibi bambaşka bir bütün elde etmek son günlerdeki en gözde oyunum...

Öyle de çok parça var ki birleştirecek... Tabii görmek isteyen veya görmeyi başarabilecek olanlar için.

Meselâ dün VATAN’da aynı sayfada çıkan iki haber ile Nazlı Ilıcak’ın yazısını yanyana getirelim.

Önce Nazlı Hanım’ın yazısından başlayalım. Bayramda Dubai’ye gitmiş; turizm, mimari, doğal güzellik, başarılı yönetim gibi konularda övmekle bitiremiyor ama bir konu hiç hoşuna gitmemiş.

Karaçarşaflı, peçeli ve hatta “kem gözlerden sakınmak için” açıkta kalan gözlerine de kara gözlük takmış kadınların masada yemeklerini de peçenin altına kaşıklarını götürerek yediklerini görmek ona çok şey düşündürmüş. Meselâ bunun “Dubai’nin eksileri” olduğunu...

Fotoğraflarını da çekip köşesine koyduğu karaçarşaflı, peçeli yemek yiyen kadınlara bakınca Şeyh Maktum’un ülkesinin görüntüsünü kısa sürede değiştirdiğine ama bu “üst yapı devrimini demokrasiyle taçlandıramadığına” karar vermiş.

“Acaba” diyor, “Şeyh Maktum’un vizyonu Dubai’yi Ortadoğu’nun ilk demokratik ülkesi yapmaya ve böyle bir özgür ortamda halkının zihinsel inkişafını da sağlamaya yeter mi?”

Sonra “Başarıyla güdülsem bile, güdülen bir toplumun ferdi olmak istemem” diyor.

Bir de “Bazen o karaçarşafı, peçesiyle fotoğraf çektireni gördüm. Siyah bir siluetin fotoğrafı mı olur? Kadınların gönlüne o heves düştüğüne göre modernleşme rüzgarına kapılıp zaman içinde bizdeki gibi tesettürün kendilerine yakışan şeklini de keşfedeceklerdir mutlaka” diyor.

Dubai anıları ilginç, hoş ama doğrusu meslektaşım Ilıcak’ın kendini “çok demokrat, şekilcilikten uzak” olarak tanımladığını, “türbanı inanç nedeniyle savunduğunu” söylediğini bilen biri olarak eleştirecek fazla çelişki verdiğini düşünüyorum.

BU DA İNANÇ!

Her şeyden önce bu kadar “demokrat ve inanca saygılı” bir gazetecinin karaçarşaf giyen kadınları “zihinsel gelişimi olmayan, güdülen” şeklinde tarif etmesi büyük çelişkidir, inanca müdahaledir değil mi?

Daha önce birlikte çıktığımız birçok TV programında bunlar konuşuldu. Eğer türban (veya başörtüsü) neredeyse kadının Müslümanlığını simgeleyen, olmazsa olmaz bir din emriyse (Nur Suresi 31. ayet), çarşafı da aynı şekilde emir gören insanlar çıkar (Ahzap Suresi 59. ayet) ki Suudi Arabistan’da, Mısır’da, Dubai’de, İran’daki kadın görüntüsünün nedeni bu baskının yapılmasıdır. O kadınların bazılarının ülkelerinin sınırından çıkarken daha uçakta çarşafı değiştirmelerinin nedeni de bu baskıdır ama iş işten geçmiştir.

Belki onlar da kendilerince “güdülen bir toplumun ferdi olmaktan hoşlanmadıklarını” göstermektedirler ama işe yaramaz.

YAKIŞAN TESETTÜR

Baskı bir kez yerini sağlamlaştırdı mı, topluma çeşitli şekillerde dalga dalga yayıldı mı o ülke bir daha kolay kolay geriye dönemez.

Şeyh Maktum ne yapsın; “Çıkarın çarşafı, Ahzap 59’a değil, Nur 31’e uyun, sadece türban takın, modernleşin” mi desin... Bir kez “din gereği, emirdir” diyerek inandırılan milyonlarca kadın (ve yanlarındaki erkekler) onun sözüyle “Kuran’a mı karşı gelecekler” ?

Ve Nazlı Hanım karaçarşafa karşılık türbanı “kadına yakışan tesettür şekli”, “modernleşme rüzgarı” olarak görüyor.

Oysa kendisinin ve aynı görüşte olanların tarifiyle modernleşme “kadının evden çıkıp toplum yaşamına katılması ve bunu türbanla, tesettürle sağlaması” olduğuna göre radikal İslâm rejimiyle yönetilen ülkelerde de kadınlar çarşafla modernleşiyorlar, itiraz niye?

Ayrıca tesettür moda olarak yapılan bir şey midir ki daha moderni aranacak?? Çok çelişki var çok.

Bu anlayışa göre birileri de Türkiye’de son iki yılda hızla yayılan türban için “güdülme” laflarını kullanabilir.

İşte din baskısı kadın üzerinden, kadın tesettürüyle ortaya çıkınca, tesettüre göre dindarlık yarışı başlatılınca bu noktaya ulaşmak an meselesi oluyor.

Dindarın daha dindarı, “dinci”nin daha radikal dincisi ortaya çıkabiliyor.

Şimdi Dubaili kadınların türbanlılardan daha dindar olduklarına inanmaları çok doğaldır.

Meselâ Pakistan’da olduğu gibi...

(Devam edecek)



DİĞER YENİ YAZILAR