BDP Kürtler’in temsilcisi mi?

Haberin Devamı

Dün BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş Irak Cumhurbaşkanı Talabani ile Diyarbakır Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu’nun konuşmalarına cevap vermiş. Talabani’nin “İki dil talebi için çok erken” sözü için “Geç bile kaldık, bölgede zaten iki dil var” demiş. Burada önce dikkat çeken nokta Talabani’nin “Türk hükümetinden seçimlere kadar önemli adımlar beklemek ne mantıklı ne de makul” sözü. Sanki BDP’ye “seçim sonrasına kadar sabredin” mesajı veriyor gibi..

Oysa BDP’nin talepleri seçim sonrasını bekleyecek gibi değil. Onlar ve Öcalan önce bunu kabul ediyor görünmüş ama kısa süre sonra “seçim atlatılırsa ne olacağı da belli olmaz” düşüncesiyle olmalı aniden “Biz beklemeyeceğiz” demişlerdi. Bu noktadan sonra iktidar partisinin önde gelen isimlerinin “özerklik” talebi ve “iki dilli sistem” konusunda söylediklerine de “geçti o devir, gider Marmaris’te resim yaparsınız” gibi dayatmacı hatta tehdit kokan cevaplar verdi Demirtaş.

SEÇİM ÖNCESİ SONUÇLANMALI

Şimdi işe Talabani karıştı ama o da gereken cevabı aldı. Demek ki “beklemek” (ki bu bekleme hükümetin seçim ertesine bıraktığını söylediği “yeni anayasada taleplerin yerine getirilmesini” beklemedir) BDP açısından pek mümkün değil. Öte yanda; toplumun böylesine önemli bir süreçte verilecek kararları “seçim öncesinde öğrenme hakkı” açısından da konunun en kısa zamanda tartışılıp sonuca bağlanması gerekiyor.

Bu arada BDP’nin “seçim barajının yüzde 5’e indirilmesi talebi” var ki bu ‘milletin TBMM’de adil temsili’ için zaten şart. Aslında başlanmışken “milletin kendi milletvekillerini seçmesi”ni sağlayacak değişiklik de bal gibi bu seçime yetiştirilebilir.

‘TERÖRDEN KURTULUŞ’ MU?

Selahattin Demirtaş, Galip Ensarioğlu’nun “Kürtler bölünme istemiyor” ve Talabani’nin “Irak’taki federe model Türkiye’de olmaz” sözlerine karşılık “Bıraksınlar da Kürtler adına temsilcileri konuşsun. Biz de bütün Kürtleri temsil ediyoruz demiyoruz ama Kürt halkının, bize oy verenlerin önemli bir kısmı artık ‘demokratik özerkliği’ tek çözüm olarak görüyor, hatta Türk halkı da bunun tek kurtuluş olduğunu biliyor” demiş. “Tek kurtuluş”la herhalde “terörden kurtuluş”u kastediyor olmalı ki bir siyasi parti başkanı için kabul edilir bir vurgu değil.

Bu aralıksız cevaplar BDP’nin (PKK’nın da) hiçbir geri adım atmayacağını açıkça gösteriyor. Ama Demirtaş’ın “Kürtlerin hepsini temsil etmiyoruz” lafı burada geçiştirilecek değil, asıl üzerinde durulacak konu. Dün yazmıştım (maalesef internete almayı unutmuşlar), artık Kürt nüfusunun 20 milyon olduğunu söylediklerine göre aldıkları 2.5 milyon oy ile böyle bir dayatma yapmaları son derece anlamsız. Siyasi güçleri bunu göstermediği gibi Güneydoğu’da bu yönde yaratılan tüm baskılara ve ayrıştırma çabalarına rağmen gelen mektuplar “büyük çoğunluğun böyle bir talebi olmadığını” anlatıyor.

Kısacası, eğer terör tehdidinden yararlanmak gibi etik dışı da değil “insanlık dışı” bir yola başvurulmazsa bu dayatmanın bir tutar tarafı yok. BDP Meclis çatısı altında bir siyasi parti olduğunu unutmamalıdır.

***


Ayşe Paşalı’yı korumayanlar cezalandırılsın!

Gerçekten inanılmaz, yumurta atan veya sadece sözlü protesto yapan öğrenciler için günlerce konuşan, davalar açan hükümet mensuplarının Ayşe Paşalı isimli 3 çocuk annesi bir vatandaşın “devlet tarafından korunmadığı için” ölmesiyle ilgili hiçbir açıklama yapmaması akıl alır gibi değil.

Hele kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın (kendiliğinden) bir açıklama yaparak en azından “evet, devlet eski eş veya herhangi bir erkek tarafından açıkça tehdit altında olan kadınları korumalıdır. Bu cinayetlerin kaçıncısı oldu, bundan sonra savcılıklara müracaat edildiğinde korunmalarını mutlaka sağlayacağız, mahkemelerin de koruma kararını çıkarması için çalışacağız” demesi gerekirdi.

Analarını “devletin hatası yüzünden kaybeden” üç genci de hemen koruma altına alması, sıkıntı çekmemelerini sağlaması gerekirdi. Görevini yapmayan hakim ve savcının cezalandırılacağını bildirmesi gerekirdi. Bunların hiçbiri yapılmadı, ses seda çıkmadı. Peki bir ortaçağ vahşetiyle karşılaşan kadınları devlet korumazsa kim koruyacak ?

Yürekli, dürüst bir hakim çıkmış, aynı durumda gerekeni yapan İstanbul 1. Aile Mahkemesi Hakimi İzzet Doğan “Eski eş de olsa taciz ve tehdit halinde devlet tarafından korunması gereken savunmasız kişidir. Boşanmış olması bu haktan mahrum bırakılmasını gerektirmez” demiş. İşte Türkiye’nin ihtiyacı olan “önce insan” hakim budur. Kadın Bakanı da onu model alarak açıklama yapmak, diğer hakimleri de görevini yapmaya çağırmak zorundadır. Kadın ve Aile Bakanlığı bu konuyla ilgili çalışmayacaksa ne iş yapacak?

Ayşe Paşalı’nın katiline ortam sağlayan hakim ve savcının cezalandırıldığını duymayı bekliyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR