Bugünlerde "BBG yazarı" ruhum kabardı ve devamlı yemek, sinema, çiçek, böcek yazmak geliyor içimden. Ne demekse "BBG yazarı"? Umarım okuyucuyu, izleyiciyi "röntgenciler gibi çıplaklık ve cinsel yaşam izlemeye" alıştıran ve sergileyenleri kastetmiyordur söyleyen... Zira yaşamla ilgili konuları (restoran, sinema, eğlence, tatil, piknik vs.) yazanları yazar saymadıklarını filân anlatıyorlar. Enteresan... Demek biz de zaman zaman yazar sayılmıyoruz. Olsun.
Aa evet sürekli aile fertlerini veya kendini anlatan, kendisi kadar okuyucuya ait köşesini reklâm köşesi gibi kullananlara ne kadar kızsalar hakları var ama "genelleme yapmak" o hayır iste.. Yani sen yazılarında sık sık kedi-köpek muhabbeti yaparken bunu yapan diğerlerini yazar saymazsan, bir meslektaşını benzer bir hatadan dolayı eleştirirken "kendin dışındaki" tüm köşe yazarlarını aşağılayıcı sözler söylersen veya "ilginç görünmek için memleketi bu hale getirdiler, insanları yanılttılar" diye köşe yazarlarını suçlarken aynı yazıda kendin ilginç olmak adına meslektaşlarını hakaret sözcükleri altında genellersen ve "insanları yanıltırsan" artık kimse o sözlere değer vermez. Bir anlamı kalmaz. Ne kadar kıdemli olursan ol (ya da olmazsan olma) kalmaz.
Bu konuyu yazmak istediğimi söylediğimde tanınmış bir toplum bilimci arkadaşım "Boşver, onlar için satır açmaya değmez" dedi. Güzel söz ama ben içimi dökmeye kararlıyım.
Geçenlerde PR'cı bir tanıdığım "gazetecilerle toplu sohbette şaşırıyorum, birbirleri hakkında ne kadar acımasız konuşuyorlar" dedi. Oysa ne yazık ki bu yalnızca gazetecilere özgü bir kötü huy da değil, hangi meslekte olursa olsun kompleksli insanlar birbirlerini çekiştirmeyi seviyorlar. Özellikle bizim ülkemizde yaygın bir berbat alışkanlık bu.
"En büyük benim başka büyük yok" kompleksi. Veya "başkasını kötülemek beni yüceltir" yanılgısı... Ya da gizli bir "beni sevin, başkasını değil" kurnazlığı...
Bir yazar ünlü bir tiyatro sanatçısını izleyen (doğal olarak, vazifeleri bu) magazin muhabirlerini bir anda, tek cümlede "basın" yapıyor. "Basın toplantıya ilgi göstermedi, ona gösterdi. İşte basının olaya bakışı..." Oysa bu büyük bir yanlış, o "magazin muhabirlerinin bakışıdır" ve basını toplu olarak karalayan bu genellemeye kimsenin, gazetecinin de hakkı yoktur.
Kendi adına konuş
İngilizlerin çok sevdiğim bir sözü var; böyle haksız ve hatalı genelleme yapana "Speak for yourself" derler: "Kendi adına konuş"... Varsa bir hikâyen, söyleyeceğin ilgi çekici birşeyler, buyur anlat, dinleyelim, okuyalım. Yoksa boş lafla, başkalarını kötülemekle, boyundan büyük öğütler vermekle kafa ütüleme. Bu yolla bir yere gelinmez. Her meslekte olduğu gibi basında da elbette bu arkadaşların tariflerine uygun gazeteler, gazeteciler, yazarlar vardır ama Türkiye'de basının, köşe yazarlarının toplu olarak ülkeye zarar veren bir yapıda olduğunu söylemek büyük bir haksızlıktır. Gazetecilik 24 saat dinlenmeden çalışma, düşünme gerektiren bir meslek ve Türkiye'de gazeteciler bu işi hakkıyla yapıyorlar.
Çoğu kez Meclis'ten daha etkili bir çalışma ortaya koyarak.
Onun için lütfen. Herkes kendi adına konuşsun. Ve hele artık hayatta olmayan, bu nedenle de cevap veremeyecek insanları hiç mi hiç konu yapmasın.
Aydın olması beklenenler bunu yaparsa gerisi ne yapar?
"Asabiyim"
Uzun zamandır sinema yazmıyordum çünkü haftalardır çok seveceğim ve önereceğim bir film izlemedim. Nasıl öneneyim, sonra sinemaya girerken bana "sizi dinleyip geldik, bakalım söylediğiniz kadar güzel mi?" filan diyorsunuz. İşte size beğeneceğinizden emin olarak tavsiye edebileceğim bir film; Anger Management (Asabiyim)...
Başrollerini Jack Nicholson ve Adam Sandler'in oynadığı bu çok hareketli ve komik filmi Warner Bros Türkiye'nin Ritz Carlton Otel, Shop&Miles Movie Theatre'daki ilk gösteriminde izledim. Her ikisinin de yeteneklerinin zirvesine çıktıkları, Jack Nicholson'ın sadece mimiklerini izlerken bile gülmekten kırıldığınız, muhteşem bir komedi.
Filmde eski New York valisi Rudolf Giuliani ve Indiana Üniversitesi'nin efsanevi koçu Bobby Knight gibi sürpriz oyuncular da var.
Jack Nicholson bir "öfke kontrolü" terapistini canlandırıyor. Filmin sonuna kadar onun iyi bir terapist mi yoksa tehlikeli bir akıl hastası mı olduğuna karar veremiyorsunuz.
Yönetmen Peter Segal'ın gerçek bir terapi hastasından esinlenerek oluşturduğu "bir anda mutludan asabiye geçen" Dave karakterinin bizde çok rastlanan bir tip olduğunu da düşünüyorsunuz.
Bence müthiş bir film. Ayın 20'sinde gösterime giriyor. Kaçırmayın derim.
BBG yazarınız faaliyette!
Bugünlerde "BBG yazarı" ruhum kabardı ve devamlı yemek, sinema, çiçek, böcek yazmak geliyor içimden. Ne demekse "BBG yazarı"?
Haberin Devamı

