Bazıları diğerlerinden daha mı eşittir?

Öyle bir noktaya geliniyor ki bazen doğrular yanlış, yanlışlar doğru oluyor. Son "dava" olayı da biraz öyle oldu. Olay üzerine TV'de konuşan bazı "aydın"lar da aydınlık konusunda yanlışları doğru yaptılar. AB'nin adamları da

Haberin Devamı

Öyle bir noktaya geliniyor ki bazen doğrular yanlış, yanlışlar doğru oluyor. Son "dava" olayı da biraz öyle oldu.

Olay üzerine TV'de konuşan bazı "aydın"lar da aydınlık konusunda yanlışları doğru yaptılar. AB'nin adamları da...

Örneğin şu ikide bir temcit pilavı gibi öne sürülen "daha liberal demokrasi", "daha liberal laiklik" kavranılan gibi... "Yazar, aydın istediğini söyler ve yazar, onu sınırlayamazsınız" gibi...

Şu anda Kopenhang Kriterleri'ne uygun olarak yapılan reformlarla Türkiye yeterince liberal bir demokrasi oysa, istenebilecek tek şey bunların uygulamasının topluma getireceği gelişme ve değişimdir. Daha liberal laikliğe gelince, onu tek bir nedenle; Türkiye'yi tümüyle İran'a benzetmek için değiştirmek istiyorlar ki, zaten değiştirmeden de istedikleri adımlan atıyorlar, bu gidişle çok yakında gerek kalmayacak.

Gelelim aydının sınırsız özgürlüğüne... Burası baskı rejimiyle yönetilen bir İslam ülkesi değil... Aydınlan da herkes gibi demokratik özgür bir ülkenin vatandaşlan olarak konuşuyorlar. Arşivler, belgeler açık, konular TV programlarında enine boyuna tartışılıyor. Sempozyumlar düzenlenip her ülkenin tarihçileri davet ediliyor.

Bu durumda, Avrupa'da kendini biraz tanıtmış insanların, daha çok tanıtmak ve kişisel çıkar sağlamak için ortaya çıkıp kendi vatanına ait gerçekleri bile bile çarpıtmasını, konunun da "tabu olduğunu ve bir tek kendisinin konuşabildiğini" söylemesini hiç kimse "aydın özgürlüğü" ile açıklayamaz. (kaldı ki söz konusu kişi bu olaydan önce yurdışında 'Türkiye'de can güvenliğinin olmadığını" da söylemişti.)

Aydın; konuşurken somut bilgi ve belgelere dayanır. İyi bildiği, yıllarca incelediği uzman olduğu konuda konuşur. Örneğin bir başka yazarın yaptığı gibi, yurtdışı konferanslarda konuşmalarına "Tarihçi değilim, uzman değilim, kesin bir şey söyleyemem" diye başlayıp "Kesinlikle 1 milyon Ermeni öldürülmüştür" diye bitiremez.

Bunu yapan birine de "aydın" denemez. Dünya tarihçilerinin ve kendi ülkenizin yüzlerce tarihçisinin aksini belgelerle ispatladığı, hiçbir uluslararası mahkemede kabul edilmemiş bir olayın hakkında bir yazar olarak yanlış bilgiyi doğru gibi aktarmak tarihe, bilime, topluma ve kendine saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Yarın bu konuya devam ederiz.

Asıl sorunumuz... Vizyonsuzluk!

Cuma günü "kimlik" meselesini ve Nazlı Ilıcak'ın programında konuşulanları yazmış, üzerinde hiç durulmayan soruları vermiştim biliyorsunuz.

Konu bitmemişti ama, "asıl sorun ne din, ne kimlik" demiştik ve "asıl sorun" u söylememiştik. Şimdi söyleyelim, asıl sorun bu ülkeyi yönetebileceğini, bu işin çok kolay olduğunu sanarak iktidara gelen siyasetçilerin vizyonsuzluğudur. Bunu son günlerdeki her olayda bol bol izledik zaten.

Sınama-yanılma metoduyla ülke yönetmeye kalkanlar her gün Türkiye'yi biraz daha çıkmaza sokuyor, vatandaşlarını "üzüntülerinden üzüntü beğenmek" durumununda bırakıyorlar.

Doğu ve Güneydoğu insanının sorunu kimlik değil, aş ve iş. Eğitim.

Anketler bunu anlattı. Şırnaklı kızlar Cumhurbaşkanına "Okumak istiyoruz" mektupları yazarak bunu anlattı.

Ama ülkeyi gezerek yönetmeye kalkanlar anlamıyor ve lâfla peynir gemisi yürütebileceklerini sanıyorlar.

Yürümez!

Düzeltme ve özür

Cumartesi ekimiz Çikolata'daki "Türkiye'nin en güçlü kadınları" başlıklı haberde bir dizgi hatası sonucu Begümhan Doğan Faralyalı'nın Enerji eski Bakanı Ersin Faralyalı ile evli olduğu yazılmıştır. Begümhan Doğan Faralyalı, Ersin Faralyalı'nın oğlu Ahmet Faralyalı ile evlidir. Düzeltir, Doğan ve Faralyalı aileleri ile okurlarımızdan özür dileriz.

DİĞER YENİ YAZILAR