Baykal ve CHP... Yine kavga, hep kavga!

Haberin Devamı

Hepsi de bana “kendi yüzünün sudaki yansımasını görüp de aşık olan” Narsis’i hatırlatıyorlar bazen...

İktidar partisi seçimde aldığı sonuca ve bunun verdiği güce dayanarak sivil toplumun, cumhuriyet kurumlarının uyarılarına, tepkilerine rağmen en ufak bir yumuşama göstermeden bildiğini okumaktan ve hatta kurum ve kuruluşlara “haddini bildirmekten” çekinmiyor. (Yerel seçimlerde de benzer bir tablo çıkarsa neler olacak orasını düşünmek lazım.)

Başbakan son olarak “Kimse demokrasiyi kendi tekelinde sanmasın. Kimse kendini milli iradenin üstünde görmesin” dedi ki burada “milli irade” ile kastettiği de seçimde aldığı oylardır, bu sözüyle geride kalan yüzde 53.5’u hiç hesaba katmadığı anlaşılmaktadır.

Hâlâ demokrasinin “çoğunluğun her istediğini yaptığı” bir rejim olduğunu sanıyor. “Kimse demokrasiyi kendi tekelinde görmesin” ile anlattığı da yüksek mahkemelerin ona “hukuk devletinde hukuku hatırlatması”dır.

Maalesef hemen hemen tüm konuşmalarında gerçeği saptırma ve kutuplaştırma çabası var. Yazık oluyor Türkiye’ye...

Peki iktidar yazık ediyor da ana muhalefet ne yapıyor? Samsun kongresinde CHP Milletvekili Suat Binici, genel başkanlığa aday olan Haluk Koç’u destekleyen Engin Aptik’e kafa atıyor. Daha Mustafa Sarıgül’le yapılan kurultay kavgaları unutulmadan CHP imajı yine şiddetle özdeşleşir hale getiriliyor.

Baykal’ın Erdoğan’a verdiği cevabın da seçim öncesi tepki gören ve sonucu etkileyen agresif konuşmalarından hiç farkı yok. “Atatürk kompleksini tescillettireceğim... Yakında yelkenleri suya indirecek... Atatürk muhabbetini kendi sözleriyle ölçüyorum, Başbakan saplantı içinde...” gibi sözler. Üstünde de hesap soran, parmak ve kaşlar havada fotoğrafları...

Bu sert ve kavgacı tavırla, üslupla yaptığı konuşmaların, parti içinde muhaliflere düşman muamelesi yapılmasının, partinin bölük pörçük hale getirilmesinin, “Atatürk ve laikliği” devamlı diline dolamasının partisine, özellikle de kendisine ne kadar zarar verdiğini defalarca görmesine rağmen hâlâ aynı tavrı ısrarla sürdürüyor.

HAKLI AMA HAKSIZ!

Gerçi evet, AKP’de de “Onlar Cumhuriyet çocuğu da ulan biz ne çocuğuyuz” gibi argo konuşmalar, toplumu kutuplara ayırmayı siyaseten yararlı bularak devam eden tavırlar sürmekte... Ama her şeye rağmen, kendisinden artık pozitif bir tutum beklenen, eleştirileri de sükunetle yapması, böylece “haklı olduğu konuda bile haksız duruma düşmemesi” gereken ana muhalefet partisi aynı görüntüyü paylaşmak zorunda değil.

Baykal “ya bu kez tutarsa” anlayışıyla sert muhalefet yapıyorsa bilmelidir ki “tutmaz”...

İnsanlar artık şiddetten, çekişmeden, kutuplaşmadan, karşılıklı suçlamalardan bıktı, usandı.

Huzur arıyor, sakin, yapıcı yaklaşımlar görme ihtiyacı içinde...

CHP kendini bu çizgiye getirmek, muhalif partililere ve diğer partilere sabırla, sağduyuyla bakmaya çalışmak zorunda.

Deniz Baykal’a gelince... Siyaset sonsuza kadar yapılması gereken bir iş midir?

Genel başkanlar partilerinin ve ülkelerinin geleceğini düşünerek kendi kararlarıyla “yeni bir başlangıç” yapılmasına olanak tanıyamazlar mı?

Kızsınlar veya kızmasınlar, gerçek budur; Baykal’ın yerini “alternatif yaratacak” bir başka isme bırakmasının zamanı çoktan geçmiştir.

Bunu bir yıl içinde tekrar anladıklarında artık “geç” değil, “çok geç” olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR