Baykal konuyu neden kapatamıyor?

Haberin Devamı

Birçok televizyon kanalının “haberler”inden, programlarından telefon geliyor, katılıp konuşmamı istiyorlar, sevgili anneciğimin çok ağır hasta olması nedeniyle katılmam mümkün olmuyor. Zaten bir yanda her gün yazılar, bir yanda kendi programımın hazırlığı başka bir faaliyete zaman bırakmıyor (dışardan kolay görünür ama hiç de öyle değildir, bazen çalışmalar abartısız 24 saatimizi alır), bir de üstüne annemin durumu işi iyice zorlaştırıyor.

Siz görünüşte bunu anlamasanız bile ben iki yıldır ve özellikle son bir aydır onun rahatsızlığına üzüntüm nedeniyle ruh gibi dolaşıyor, sanki bütün yaptıklarımı bir başkası yapıyormuş duygusuna kapılıyorum.

Ne kadar zormuş insanın tüm hayatını birlikte geçirdiği, hemen hiç ayrılmadığı bir anneyi her an kaybedebileceğini bilmek... O zaman da -bir tehlike anında olduğu gibi- bütün yaşadıklarınız, birlikte anılarınız, çocukluğunuz ve sonrası hep gözlerinizin önünden bir film şeridi gibi akıyor... Her insan için aynı dakikaların er ya da geç yaşanacağını bilseniz de bunun bir faydası olmuyor, anacığınızı artık görmeyeceğinizi, sesini duymayacağınızı, başınızı omzuna yaslayıp anne kokusu ve güveni ile rahatlayamayacağınızı kabullenmek çok ama çok zor geliyor.

O, “hayatımın şahidi” hiç bitmeyecek bir uykuya dalmış, yüzünde adeta bir nurla gözleri kapalı yatarken kulağına “Haydi kalk, bak sana çok ihtiyacım var” diye fısıldıyorum... Sanki duyacakmış, kalkıverecekmiş, beni yine kırmayacakmış gibi tekrarlayıp duruyorum. Dualar ediyorum başucunda... ‘Bir mucize olabilir’ duygusunu korumaya çalışarak...

İşte böyle... Gel şimdi yazı yaz bu duygular arasında... Ama yazacaksın, hayat bu, ne yaşarsan yaşa “perde” dendiği anda sahnede yerini alacaksın. Tam bir “Cumhuriyet kadını ve öğretmeni” olan anacığım da kendi annesi aynı durumdayken, hatta onu kaybettiğinde hiçbir görevini aksatmadı. Ona lâyık olmalıyım.

***

Biraz önce NTV Haberler’den Deniz Baykal’ın “Çarşaflıyı alacağım kardeşim... Aşık Veysel’i üzen tek parti zihniyeti bugün uygulanamaz” şeklindeki konuşmalarıyla ilgili görüşüm soruldu. Ben de ‘Deniz Baykal’ın bu konuyu neden bir türlü kapatamadığı’ndan söz ettim. Kapatmıyor çünkü konu verimli...

Bugüne kadar AKP için nasıl verimli olduğu ispatlandı, bundan sonra “verim” paylaşılacak. Ve dahi böylece AKP’nin bugüne kadar türbanlı kadınları simgeleştirdiği “dindarlık” yalnızca onun partisinin siyasi kozu olmayacak.

“Türban+çarşaf= dindar kadın” denklemi beyinlere daha sıkı kazınacak. Kadınların giyimi üzerinden yapılan siyasi reklâma da birileri çıkıp (‘birileri’ dediğim yüzde 70 gibi bir oran) ne var canım bunda, bugüne kadar AKP din istismarı yapıyordu, biraz da CHP yapsın diyebilecek.

İşin komik tarafı bu liderler hangi kafadan çıktığı bilinmez bir takım ilgisiz benzetmeleri de konuşmalarına sokuşturuveriyorlar, meselâ “Aşık Veysel’in kıyafeti nedeniyle Atatürk Bulvarı’nda yürüyememesi” gibi örnekleri...

Bir alakası yok bunların Beyler ne “zenci” benzetmesi yutulur, ne Aşık Veysel. Ne “şalvarlı” istismarı yutulur, ne “türbanlı, çarşaflı”... Bugün herkes istediği yerde istediği kıyafetle dolaşıyor.

Devletin “kamusal alanda dinî kıyafet yasağı” dışında... Konu dönüp dolaşıp oraya dayanıyor ki bunu değiştirmeye de AKP ve CHP başta hiçbir partinin güçü yetmiyor.

Ama dikkat edin, konu bu noktaya geldiğinde ustaca döndürüveriyorlar. Hiçbiri gerçeği açıkça söylemiyor.

Yuvarlak lâflarla, suçlamalar veya duygu sömürüsü benzetmelerle zevahir “anlık olarak” kurtarılıyor. Sonrası Allah kerim.

DİN POPÜLİZMİ!

Evet, CHP’nin son yıllarda iktidar partisi ve medyası tarafından sürdürülen “Biz ve bize oy verenler dindar, CHP ve laikler değil” şeklindeki din sömürüsü karşısında bu yola sapmak zorunda kaldığı doğrudur. Ama bu neden bile onu ilkeler bazında haklı yapmaz, Türk siyasetine eklediği zararı azaltmaz.

Madem ki aynı ağızla konuşacak, aynı yolu izleyecekti bugüne kadar neden onları suçladı? Onların türbanlılarının “cumhuriyete ve laik rejime karşı”, kendisininkilerin “taraftar” olduğunu nereden biliyor? Bunu nasıl söyleyebiliyor?

İki partinin yaptığı da “din popülizmi”dir, eleştirilen ise “kıyafetler” değil, “dinin siyasete alet edilmesi”dir. Her gün farklı bir açıklamayla, örnekle çıkmasınlar. Yutulmuyor!

Hele türban-çarşaf hakkı savunanların kadın kotasına, Medeni Kanun Mal Rejimi’ne karşı çıkmaları, kadın-çocuk tecavüzcülerinin serbest bırakılmasına susmaları hiç yutulmuyor!

Unutmadan söyleyeyim Baykal Penguen Dergisi’ne kapak olmuş. Çarşaflı bir kadın Baykal’ın yanında bankta oturuyor ve “partiyi de üstüme yapcan mı” diye soruyor. Olayı iyi özetlemişler bence!

DİĞER YENİ YAZILAR