Gerçekten başka bir lidere veya milletvekiline değil, hep Deniz Baykal’a olan, onunla ilgili ortaya çıkan olaylar, taciz vs iddiaları zaten yeterince rahatsız edici ve partisinin imajına zarar verici iken bir de üstüne bu olay garip bir tesadüf değil midir? Biz bulup çıkarmıyoruz, kendisinden çıkıyor.. Ve fazlasıyla dikkat çekici..
Aynen BDP’nin “sivil itaatsizlik” filan diye ortaya çıkması, hükümetin de görünüşte onlara kızarak tepki vermesi ama sonuçta BDP-PKK ikilisinin seçim sonrasını ümitle beklemesi gibi dikkat çekici.. Hükümet madem ki bu kadar kızmaktadır, açıklasın seçimden sonra ortaya çıkacağını söylediği “yeni anayasa”da BDP-PKK’nın “büyük talepleri” ile ilgili ne var, BDP de rahatlasın, toplum da..
SİVİL İTAATSİZLİK MASALI!
Büyük ihtimal o zaman sivil itaatsizliğe filan gerek kalmayacak.. Ama nedense bir türlü açıklamıyor.
Oysa “TBMM’nin kendi partileri dışındaki kısmını” yani muhalefet partilerini tümüyle devre dışı bırakacak ve tüm kurumları da tek el tarafından seçilmiş hale getirecek “Kanun Hükmünde Kararname” yetkisinde israrlı oldukları açıkça anlaşıldı. Ki söz konusu yetki hükümete; şu andaki haliyle, neredeyse tüm üyeleri iktidar partisi tarafından seçilmiş olarak HSYK’nın “hakim ve savcılar üzerinde kurduğu baskı”nın aynısını kurumlar üzerinde yaratma imkanı sağlayacaktır.
“Başkanlık sistemi”ni ne yapıp edip getirecekleri de anlaşıldı, o da “söz ve denetim hakkına sahip” başka kimse ve kurum kalmayacağını daha net anlatıyor, peki bunların hepsi yapılırken “yeni anayasa”da başkanlık sistemi dışında olacak diğer önemli değişiklikleri saklamak dikkat çekici değil midir? Öyledir ama şimdilik toplum “sivil itaatsizlik” benzeri ayak oyunlarıyla oyalanıyor maalesef..
LİDERKEN YAPMADIĞI HATA!
Dönelim Baykal’a.. Şahsıyla ilgili nahoş olaylarla gündemden inmediği yetmiyor gibi, seçim öncesinde partisi tam onun yarattığı imaj deformasyonunu toparlamaya çalışırken yeni bir yanlışla ortaya çıkması hiç de anlaşılır bir durum değil. Gerçi son yıllarda siyasette ağzını bozmak, rakiplerine ve canının istediği herkese hakaret etmek alışkanlık haline geldi, bunda iktidar-muhalefet arasında bir fark görünmüyor ama Deniz Baykal’ın durup dururken Başbakan Erdoğan’a hitabında “ulan” argosunu kullanması da tepkiyi hak eden bir davranış elbette..
(Biliyor musunuz, durup dururken ortaya atılan Büyükanıt’ın 27 Nisan muhtırasının bazı partilere sağladığı avantajı bile hatırlatıyor bunlar, hani onu ‘dokunulmaz’ yapan muhtıra..) Nitekim kendisi de dün “Uzun bir aradan sonra sahaya inmenin rahatlığından mıdır nedir, nasıl oldu bilmiyorum” benzeri bir açıklama ile kamuoyundan özür dilemiş.
Bildiğiniz gibi ben bundan önceki İklim Bayraktar olayında da bir kasıt olduğunu, “CHP’nin içinden birilerinin” seçim öncesinde partiyi ve yeni liderini yıpratma amaçlı hareket ettiğini düşünmüştüm. Şu anda da aynı amaca hizmet edildiğini, adeta kendi partilerini yıpratmaya çalıştıklarını düşünüyorum. 25 yıl TBMM çatısı altında bulunmuş bir siyasetçinin çocuğu olarak yetişince aklınıza bu ihtimaller geliyor işte, hele de son yıllarda “siyasette kazanmak veya rakiplerine kaybettirmek için her tür oyunun geçerli olduğunu” gördükten sonra.
SAHAYA YENİ İNDİM DE..
Bana hak vermiyorsanız lütfen şu soruyu sorun; Baykal o kadar yıl genel başkanlık yaparken, en kızdığı anlarda bile böyle bir argo hitabı ondan hiç duymadık da şimdi gayet normal bir konudan söz ederken neden gerek gördü ? Ya da; onca yıl ağzından kaçmadı da şimdi nasıl kaçtı? Bu kadar deneyimli, ‘en az üç kuşak’ döneminde siyasette oturmuş biri “sahaya yeni indim de, pardon” filan demez, diyemez, millet de bunu yutacak kadar saf değildir.. Son aylarda ekibiyle birlikte yaptıkları hiç hoş değil, artık zahmeti bırakmalı, koltuğu kaçırdıktan sonra elinden gelenin maksimumunu (!) yaptı!
Aklınızı mı kaçırdınız?
AKP’li kadın milletvekilleri “hadım yasası”nı ortaya attıklarında ‘bu tecavüz vahşetini bitirecek ağırlıkta cezaların verilmediği ülkede belki bunun yararı olur’ diye sevinen çok olmuştu (ben de dahil..) Ama sonra galiba Adalet Komisyonu “sapıklara kıyamadı”, sapığın insan hakkı düşünülürmüş gibi bir sürü acayip madde ortaya çıkardı.
Öyle maddeler ki, ben 2002 öncesinde bunların benzerlerini yasalara koymaya çalışan Adalet Komisyonu üyelerine “ancak ruh hastaları bu maddeleri düşünür” dediğim için bana basın tarihinin en yüksek tazminat davalarını açmışlardı. O zaman bağımsız yargıdan söz edilebilirdi, çoğunu kaybettiler, şimdi öyle olmayabilir, onun için daha dikkatli olalım..
Düşünün şöyle bir madde var; “Tecavüz suçunun ani ve kesik hareketlerle işlenmesi durumunda verilecek ceza 3’te 1 oranında düşürülür”. Ne demek bu şimdi; artık çocuk ve kadın tecavüzcüsü sapıklar “Cezamı düşürün, ben ani ve kesik hareketlerle işledim suçu” mu diyecekler, derlerse nasıl yalanlanacak, hangi ülkede böyle saçma yasa görülmüştür?
Veya “15 yaşını tamamlamamış ya da tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı her türlü cinsel davranış, cinsel istismar olarak kabul edilecek”..
Mardin’de 13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden 26 sapık söz konusuyken bile hakimin “hukuki anlam”ı ve hiçbir anlamı düşünmeden “çocuğun rızası olduğu”ndan söz ettiği ve suçluları serbest bırakabildiği ülkede, adı üstünde “çocuk” hukuki anlamı ne bilsin? Ayrıca 16 yaşında çocuğa tecavüz edilirse adı ve cezası tecavüz olmayacak mı yani? Bu yasada daha çok fazla hata var, konuya hakim hukukçuların görüşü alınmadan ve gerekli düzeltmeler yapılmadan çıkarılmasına asla izin verilmemelidir!

