Başsavcı’nın uyarısı ve asıl sorumlu!

Haberin Devamı

Biliyorsunuz, 27 Nisan e-muhtırasını tek başına icat edip tam seçim öncesi ve tam halkın doğal tepkilerini milyonlarca kişilik mitinglerle ortaya koyduğu sırada yazması hem o doğal tepkileri sanki ordu yönlendirmiş gibi haksız yorumlara sebep olmuş, hem de ortaya hiç yoktan bir mağduriyet çıkararak seçim sonuçlarını etkilemişti. Darbe-muhtıra dönemlerinin kapanmadığını iddia edenlere somut bir haklılık kazandırması da yapılan büyük yanlışın bir başka yönüydü. Bu muhtıranın içeriği “eğer bir tehdit unsuru taşımıyorsa” ne için yazılmıştı acaba?

Bunlar sanki hiç önemi yokmuş ve yüzlerce insan aylar, yıllardır “darbe hazırlığı vardı” iddialarıyla hapsedilmemiş gibi, bu muhtıra nedense asla soruşturulmadı ve sonuçta da aynen 12 Eylül darbesini yapanlara asla hiçbir şey olmayacağı gibi Yaşar Büyükanıt da hiç rahatsız edilmeyecektir. Zaten darbelere pek karşı görünen “bazı siyasetçiler”in 12 Eylül paşasıyla saygı, sevgi alışverişleri de o günleri anlatan röportajlarda birinci ağızdan, fotoğraflarıyla ortaya konmuştur. Bu nedenle 27 Nisan’ın paşası şimdi rahat rahat çıkıp “darbe girişiminde bulunanları önce tımarhaneye göndermeli” gibi demokratik (!) açıklamalar yapabiliyor, böylece sorumluluğu üstünden atacağını umabiliyor. Bu söze göre “muhtıra girişiminde bulunanlar nereye gönderilmeli” onu da açıklasaydı bari... Bu büyük çifte standart, bazı kişilere sahte CD’ler, imzasız ihbar mektupları ile mahkum hayatı yaşatılırken “ortada somut ispatı olan olayların üstünü örtmeler” ancak Türkiye gibi ülkelerde yutturulabiliyor işte!

Her neyse, asıl söylemek istediğim, o muhtıranın aslında sadece Büyükanıt tarafından hazırlanıp kimseye danışılmadan yayınlanmasına rağmen “bütün orduyu kurum olarak bağlaması” idi, normal olarak o paşa kurumuna karşı da büyük bir yanlışı bile bile yapmıştı, tarihin unutmayacağı, sonsuza kadar gündeme gelecek olaylardan biridir... Ve şunu da gösterir; kurumların başındaki, sorumlu mevkideki kişiler keyfi adımları sonuçlarını hesaplamadan atamazlar, atmamalıdırlar.

MECLİSE TALİMAT SAYILIR MI?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın “siyasi partiler arasındaki ‘türbana çözüm arama’ tartışmaları ” ile ilgili açıklaması acaba ne anlatıyor, o da keyfi bir açıklama mı, TBMM Başkanı Şahin’in dediği gibi “TBMM’ye talimat” anlamına gelir mi yoksa uyarı mıdır, buradan iktidar ve ana muhalefet partilerine kapatma davası çıkma ihtimali var mıdır? Dün görüştüğüm uzman hukukçuların söylediklerinden çıkan sonuca göre;
Başsavcı’nın açıklaması TBMM’ye “müdahale” değil, “üniversite ve diğer eğitim kurumlarında türbana izin verilmesi için atılacak adımlara ‘dinsel inanç nedeniyle’ geçerlilik tanınmasının laiklik ilkesiyle bağdaşmayacağını ,bu konudaki düzenlemelerin “yargı kararlarına aykırı olarak gerçekleştirilemeyeceğini” hatırlatarak siyasi nedenlerle bu durumun aksine açıklamalar yapılmasına ‘eleştiri ve uyarı’ niteliğinde... Yalçınkaya sadece “iç ve dış hukuka göre türbanın ‘din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma’ görmediğini, bunun nedeninin ise ‘laiklik ilkesinin, devletin tek bir dine ve mezhebe ayrıcalık tanımaması’ olduğunu söylüyor ki “iç ve dış hukuk” sözüyle bugüne kadar türbanla ilgili verilmiş Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, uluslararası sözleşmeler kastediliyor. Hukukçular aslında bu sözlerle verilen bir başka mesaja dikkat çekiyorlar: YÖK Başkanı’nın “henüz partiler yasal bir zemin hazırlamadan, araştırma-tartışma safhasındayken” yaptığı açıklamalarla fiili bir durum yarattığının, bir bürokrat kendi başına böyle bir insiyatif kullanamayacağı, iktidarın onayı olmadan (özellikle de daha önce sorunlar çıktığı bilinen önemli bir konuda) karar veremeyeceği için ilgili partilere mesaj gönderildiğinin altını çiziyorlar. Bunun gerçekten de “yürürlükte olan ve türbanı yasaklayan hukuka aykırı” olduğunu, YÖK’ün ancak bu hukuk değiştirilirse görüş açıklayabileceğini belirtiyorlar. Sonuç olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Meclis Başkanı’nın dediği gibi “TBMM’ye talimat vermeye” yeltenmiş değil, hatırlatıyor. Ama ben de bu noktada ‘Peki hatırlatması neyi değiştirecek, yoksa iki-üç partiye birden kapatma davası mı açacak’ diye soruyorum, olacak şey değil ama merak eden de az değil.

BİRDEN FAZLA PARTİ KAPATILABİLİR Mİ?

Cevap şöyle: Siyasi partiler “anayasaya aykırı olabilecek” konularda da kanun çalışması yapabilirler, bu suç değil. Ve yasa, kapatma kararı için “anayasaya aykırı odaklaşma” arıyor. Bununla birlikte çıkarılacak yasanın “bireysel başvuru, Danıştay veya bir alt mahkeme yoluyla” AYM’ye gönderilmesi ihtimal dahilinde ama değişen yapısıyla Anayasa Mahkemesi’nden eski kararlara benzer bir sonucun çıkacağı da çok şüpheli... Peki bu durumda Yargıtay Başsavcısı’nın ‘partiler ve YÖK Başkanı tarafından zaten bilinmesi gereken’ hukuk kurallarını uyarma, hatırlatma amaçlı olsa da- bir bildiri gibi yayınlamasına ne gerek var?

Uzmanlar bu konuda: “yargıçlar kararlarıyla konuşur.Ortada yeterli neden varsa, mevcut Anayasa’ya aykırı bir durumsa doğrudan dava açar, yetkisi olmayan durumda savcılığa suç duyurusunda bulunur” diyorlar ve bu tür bir bildirinin de bu kez; ortada böyle bir baskı, vesayet olmamasına rağmen “yargı vesayeti” iddialarına zemin hazırlayacağını söylüyorlar. Benim ‘bu durumda TBMM Başkanı haklı mı’ soruma verilen cevap ise: “TBMM Başkanı haklı değil ama Yargıtay Başkanı’nın yaptığı da gereksiz. Bütün bu zıtlaşma ve çekişmeler her iki kuruma olan güveni sarsıyor, ikisini birlikte yıpratıyor”... Olayın bilimsel, popülizmden uzak özeti bu ama bir soru daha çıkıyor ortaya; asıl TBMM’nin önüne geçen, ona açıkça müdahale eden YÖK Başkanı olduğu halde Meclis Başkanı Şahin ondan niçin “TBMM’den ve milletten özür dilemesini” istemiyor, bekliyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR