Bu artık o kadar dehşet verici bir konuşma ki “hata” filanla geçiştirmek mümkün değil. İnsanın bir Türk vatandaşı olarak ya kaçıp saklanası, ya da utançtan ağlayası geliyor. Efendim malûmunuz Başmüzakereci’nin saçmalaması Merkel ve Sarkozy’e sorduğu (bir dakika izninizle kafamı duvara vur up geleceğim, bir parti de ağlarım belki açılmak için);
“Rol modeliniz Bin Ladin mi olsun, Erdoğan mı” sorusuyla başlıyor. O kadar zeki ki bu “baş” müzakereci, ikisi arasındaki tek ortak yönü “Müslümanlık” olarak yakalayıvermiş oradan “vuruyor”... Vur vur inlesin, Merkel’le Sarkozy dinlesin... Onlar bu zekâya gülsün, biz ise 70 milyon olarak lütfen ağlayalım. Yapacak başka birşey yok çünkü...
Bütün medeni dünya ülkelerinin, en başta da ABD’liler ile Avrupa’nın korktuğu ve nefret ettiği, dünyanın gelmiş geçmiş en dehşet verici teröristlerinin başında gelen Bin Ladin ile (sadece terörist olması da yeter zaten) Türkiye’nin Başbakanı’nı karşılaştırıyor ve “hangisi sizin rol modeliniz olsun” diye soruyor. Sanki Avrupa mutlaka bir Müslüman rol model arıyormuş gibi dayatıyor, ayrıca tehdit de ediyor aklınca; “Bizi almazsanız Müslüman terör örgütlerinin tehlikesiyle karşılaşırsınız” benzeri bir tehdit... Bunun üstüne hemen alırlar artık!!!
Maalesef hepsi bu kadar değil, Başbakan’ı yağlamak istemiş becerememiş, Merkel’le Sarkozy’nin asıl korktuklarının “70 milyonluk yoksul ve kendi dinlerinden de olmayan kalabalık bir ülkenin AB’ye girmesi” olduğunu da bilmiyor ki “ülkelerinizde 6 milyon Türk, 20 milyon Müslüman var, bu ayırımcılıktan üzülüyorlar” diyerek aklınca bir baskı da oradan göndermiş. O da yetmemiş, diplomatik (!) olduğu için ikisine de “miyop” demiş.
Şimdi düşünün, söz ettiği 27 ülkeyi bu başmüzakereci, bu zekâyla ve diplomasiyle (!) mi daha kolay ikna eder, yoksa Sarkozy ile Merkel mi daha kolay ikna eder?.. İşte ülkenin gerçek diplomatlarını “monşerler” diye aşağılayıp bir kenara itme lüksünüz olduğunu, yerinin de böyle uluorta, “züccaciyeci dükkanına girmiş fil” benzeri konuşmalar yapanlarla doldurabileceğini zannederseniz olacağı budur.
Herşeyimiz ayrı bir skandal oldu ama bu üstüne tüy dikti. Egemen Bağış orada olduğu sürece AB’yi rüyamızda görürüz bilelim.
“Entelektüel”i yanlış kullanmayın!
Yapılmaması gereken konuşmaların ardı arkası kesilmiyor. Başbakan Erdoğan “farklı etnik kökenden olanlar geçmişte Türkiye’den kovuldu. Bu faşizan bir yaklaşımdı, aynı hataya bazen biz de düştük” dediği gün böyle bir sözün üstüne atlayıp hemen Ermeni soykırım iddiasına bağlayacak olan birkaç isim aklıma gelmişti ki... Kahretsin, yine yanılmadım.
Hemen her olayda, her konuda “devlete karşı ve adeta intikamcı” konumlarını korumayı başarıyla sürdürenlerden ikisi Halil Berktay ile Baskın Oran hemeen (belki başkaları da vardır, dün hepsine bakamadım) devletin büyük hataları listeleri hazırlayıp sunmuşlar, bunu yaparken iktidar yağcılığı yapmayı da unutmamışlar. Oran 1915 Ermeni tehcirinden girip varlık vergisi, 6-7 Eylül olayları, Rum mübadelesinden, 1964’te “Rumların zorunlu göçü” nden çıkmış, hiçbir detayı atlamamış. Fazlası var, eksiği yok. Hepsini “Bilinçli olarak yapılmış etnik ve dinsel temizlik” olarak etiketlemeyi de unutmamış.
Hemen hemen aynı yağcılık ve devleti suçlama diğerinde de var; o her zamanki gibi “resmî ideoloji ve Atatürkçü hegemonya” gibi provokatif sözcükleri de unutmamış. İkisi de Başbakan’ı yağlıyorlar ki benzer konuşmalara devam etsin. Zaten ben Başbakan’ın bu konuşmasının üslubunu kendilerine her nedense (gerçekten bu artık açıklama istiyor, neye göre, neden) aydın ya da entelektüel denen ve hep aynı şeyleri söyleyip duran bir grup (içinde yukardaki isimler de var) akademisyen ve yazarın üslubuna çok benzettim. Yoksa onlarla görüşerek yapılmış bir konuşma mı diye düşünmedim değil.
Şimdi efendim, onlar istediklerini söyler ve özeleştiri bahanesiyle Türkiye’ye, devlete saldıran herkesin yanında yer alabilirler. Ama Başbakan söylüyorsa o sözleri açıklaması gerekir. Hangi etnik kökenler ne zaman Türkiye’den kovuldu, bu faşizan yaklaşımı hangi yönetimler hangi etnik kökenlere uyguladı?
Kendilerinin de “bazen düştüğü” hatalar “somut olarak” hangileriydi?
Laflar söyleniyor, ortaya atılıyor, susuluyor. Cumhurbaşkanı da yapıyor bunu, Başbakan da, bakanlar da... Ve sonra bu sözler yıllarca işine gelenler tarafından kullanılıyor. Koskoca Türkiye’yi yönetmek “bir oyun” olmadığına göre bu durumda milletin açıklama beklemek hakkıdır.
1915 tehcirini bir zorunluluk değil de faşizan bir yaklaşım olarak mı görüyorsunuz?
Rum mübadelesi Lozan Antlaşması gereğince karşılıklı olarak yapılmamış mıydı, Yunanistan da yüzbinlerce Türk’ü göndermedi mi?
1964’te Rumların göç etmesini devlet mi istedi, Kıbrıs Savaşı nedeniyle Türkler ve Rumlar arasında huzursuz bir ortam oluştuğu için kendileri mi gittiler?
En iyisi Başbakan açıklasın, milletçe bekliyoruz.
(Not: Baskın Oran, Erdoğan için “40 bin Ermenistan vatandaşının sınırdışı edileceğini söyledi” demiş. Hayır öyle söylemedi; demek ki dinlemeden konuşuyorlar: “Türkiye’de 40 bin Kaçak Ermeni var, istesek sınırdışı edebilirdik, etmedik” dedi. Oran’a soruyorum, daha bu kaçakların yüzbinlercesi var Türkiye’de, peki hangi ülkede görmüş “kaçak” lara bu özgürlüğü? Doğru mudur buna göz yummak?İşte bizde entelektüel olmak bu kadar kolay!)

