Başkomutan göreve!

Haberin Devamı

Gaziantep’li şehit Barış henüz 20 yaşındaydı, fotoğrafında pırıl pırıl bir yüz ve geleceğe umutla bakan gözler var. Ama o yüz, o gözler artık yok. Gencecik oğlunu aslında yüreğinin üstünde korumak isteyecek, ona kendi gövdesini hiç düşünmeden siper edecek anası, gören herkesi anında ağlatacak bir yürek dağlanmasıyla kanlı gözyaşları döküyor. Onun duygularını en iyi “aynı yaşlarda evladı olan” analar anlar, Allah kimseyi evlat acısıyla yakmasın ömür boyu hiçbir söz teselli olmaz ona artık.

Barış Facebook’ta kendisinden önceki şehitler için; “Tek tek sorulacak bu hesaplar şehitlerimiz için, günahsız yavrulara kıydınız söyleyin niçin” diye yazmış. Ama o hesapların sorulduğunu göremeden, tam aksine “teröristle şehitlerin utanmadan bir tutulur hale geldiği, karşılaştırılmalarına göz yumulduğu” anlamsız bir zaman diliminde kendisi de, diğer günahsız yavruların arasına katıldı.

MASALI BIRAKIN ARTIK!

Şimdi kim “Barış’ın istediği, sorulmasını umduğu hesapları” soracak, kim günlük siyasetler peşinde koşmayı, kavgayı bırakıp onun ve diğer şehitlerimizin ruhunu huzura kavuşturacak?

Her “onlarca askerimizin kaybı”ndan sonra söylenen kalıplaşmış laflar yine piyasaya sürüldü. Ankara Müftüsü de cenazede “Türk milleti şehit oğlu şehit bir millettir” demiş. Cenneti anlatarak; “şehitlerin tekrar şehit olmak için geri dönmek isteyeceği”nden söz etmiş. Bunları Hindistan’da sokakta doğup, sokakta ölecek kadar yoksul insanlara söylenen “Sessizce katlanırsanız bir daha dünyaya geldiğinizde ödüllendirilirsiniz” masallarına benzetiyorum artık. Yeterince dinlemedik mi, yeteri kadar şehit ailesi dinlemedi mi hala?

40 DERECEDE, AÇ, YORGUN..

Dünkü yazımda ‘Genelkurmay açıklamalı’ diyerek ‘helikopterlerin arazideki timleri baştan beri koruyup korumadığını’ sormuştum, cevabı aynı gün öğrendik; “Helikopterler çatışma yerine yine geç gittiler, ihmal var.” İhmal bu kadarla kalmıyor, aynı anda 18 tim alana gönderildiği için kumanya sıkıntısı çekmişler. 40 derece sıcakta kızgın güneş altında ağır çelik yeleklerle ve uykusuz vaziyette görev yapmışlar.

Haydi bunları “sadece 6 aylık eğitimden sonra” ve üstelik “kendilerinin alışık olmadığı ama teröristlerin gayet iyi bildiği” bir arazide yapabilecekleri gibi bir hatalı düşünceye de “olabilir, askerdir, mecburdur” dendiğini düşünelim. Olaydan önce ve olay esnasında çok yakında olan “üç ayrı özel harekat birliği” neden zamanında yardım için oraya gönderilmedi?

YARDIM NEDEN HEP GEÇ?

14 Temmuz gecesi “termal kameralar”la teröristlerin varlığı belirlenmesine rağmen neden ertesi sabah erkenden helikopterler ve diğer birlikler yardıma koşmadı? Helikopterlerin “saldırı haber verildikten sonra tam 2.5 saatlik gecikmesini” kim, nasıl açıklayacak?

Aynı yerde kısa süre önce askerler kaçırılmış, karakola saldırı olmuş, birlikler arama için 4 gün aralıksız arazide tutulmuş.. Planlı bir terör eylemi olduğuna göre bu birlikler neden daha kalabalık güç ve helikopterlerle baştan desteklenmiyor? 13 şehitten sonra yapılan “hava destekli operasyonlar” neden daha önce yapılmıyor?

Kaç karakol saldırısında ve toplu şehitte aynı ihmaller yapıldı, aynı soruları sormaktan dilimizde tüy bitti ama değişen bir şey yok.

SAVAŞ DEĞİL, TERÖR!

Şimdi “Bir ordu savaşa girdiğinde zayiat verilir” örneği veriliyor ama bu savaş değil, ülke sınırları içinde bir ilde “terörist saldırısı”... O zaman; termal kameralara, Skorski-Kobra helikopterlere kadar en son teknolojinin bulunduğu bir ordusu, güvenlik güçleri olan, tüm imkanlara sahip bir devlet “bölgede olduğu da bilinen teröriste” karşı askerini “kayıp vermeden korumayı” başarmak zorundadır. “Tek bir saldırıda 13 şehit birden” verilmişse bunu hesabını da en azından şehit ailelerine “tüm sorumlular bir arada” vermek zorundadır.

O çocuk yaştaki askerler, birkaç haftalık eğitimle teröristin karşısına sürülürken Meclis’teki partiler günlerdir bir krizden diğerine kavgayla, karşılıklı suçlamalarla meşguldüler. Bu durumda hangi siyasetçinin konuşma hakkı olabilir? “Demokratik çözüm” istediklerini söylerken bir yandan terör örgütünün saldırılarını, liderini kutlayan, övgüler yağdıran BDP’nin ve teröristlere “kahraman muamelesi yapanlar”ın ne demeye hakkı olabilir?

Artık bu ülkenin başka şehit kaldıracak sabrı kalmadı, “Başkomutan Cumhurbaşkanı” ile “ordu bizim emrimizde, bizim memurumuz” diyen yönetim birlikte karar vermeli ve o bölgede terörü yok etmek için gerekeni bir defada yapmalıdır.

Ve lütfen; askerleri korunmasız şekilde ateşin içine göndererek değil, havadan-karadan kuş uçurtmayacak desteği vererek yapsınlar. Yüreğimiz yanmasın artık!

DİĞER YENİ YAZILAR