AKP Hükümeti'nin farklı bir demokrasi anlayışı olduğu biliniyordu, şimdi bu farklılık(!) her alanda hızla kendini göstermeye başlıyor. Görünüşe bakılırsa onlar iktidarda oldukları sürece rejim kısaltılmış ismiyle "UY - UY DE" olarak devam edecek.
"Uysa da Yaptım - Uymasa da Yaptım Demokrasisi..."
Onları seçenler güle güle kullansınlar yeni rejimlerini diyeceğim ama seçmeyenler de zorla kullanmak zorunda bırakılıyorlar.
Meclis Başkanı tarafsız olması veya konuşmaması gereken her durumda hükümet sözcüsü olduğu duygusuna kapılarak lâfla peynir gemisi yürütmeye çalışması bir yana imparator yetkileri sunuyor kendine. Geldiği günden beri türban ve Irak Savaşı konusundaki zamansız (aynca yersiz) konuşmaları dışında güzel, yapıcı, devlet adamına yakışır bir konuşmasını hatırlıyor musunuz? Beyefendinin son icraatı Avrupa Konseyi'nde Türkçe simültane çeviri yapanların ödeneğini kesmek.
Nedeni "tasarruf"muş. Bu ne tasarruf merakı? Milletin kesesinden son model süper lüks makam araçları, bakanlıklardaki israf, azaltacaklarına partililerini doldurdukları binlerce memur kadrosu, yazlık devlet lojmanları filân olduğu gibi dururken tek masraf önleme girişimi üç beş tercümanın parasını kesmek mi? Aa unuttum, bir de "61 yaşında emeklilik" önlemleri var. Sırası gelenlerin iktidar kölesi olmalarını sağlayacak, bunu yapmayanları (örneğin Dışişleri'ndeki büyükelçi ve konsolosları) en verimli çağlarında bir kenara atıverecek olan Zorunlu Emeklilik Yasası.
Avrupa Konseyi'nde Türkçe "6 çalışma dilinden biri olma" özelliğini kaybedecekse, bundan sonra yapılacak konuşmalarda derdimizi yeterince anlatmayı başarıp başaramayacağımıza, getireceği olumlu, olumsuz sonuçlara konunun uzmanı Dışişleri bürokratlarına danışılarak karar verilir. Böyle tepeden inme, padişahvari emirlerle değil. Aslında nasıl olsa böyle baskıcı bir yönetim altında zavallı -hale gelen- bürokratların da aksi yönde görüş bildirme şansı olamaz ya, yine de gelenek budur. Ve şeffaflık bunu gerektirir.
Milli Eğitim Bakanı zeki fakat fakir 10 bin öğrenci seçerek ve bunlar için 15 trilyon TL ödeyerek özel okullara göndereceklerini söylemiş. İlk bakışta harika bir karar değil mi? Ama şimdi iyi düşünerek tekrar inceleyin "bakan emriyle, kimseye danışılıp görüşülmeden" alınmış kararı:
Bu 10 bin öğrenciyi adil şekilde kimler seçecek? Onların özel zekâlı ve yetenekli çocuklar olduğuna kim karar verecek?
O çocukların ailelerinin AKP'ye oy vermemiş aileler olması mümkün olacak mı? Yoksa tümü yine partili veya eş-dostların çocukları mı olacak? Şeffaflık ve demokratik uygulama bu konuların da bilinmesini gerektirir.
Binlerce dönüm arazinin "orman niteliğini kaybettiği" gerekçesiyle satış hazırlığının yapılması da bir başka UY - UY DE örneği. Dünyanın en güzel sahillerinden ikisi Ege ve Akdeniz kıyıları da yeni yasaya göre talan edilecek. Önceki dönemlerde "turizme hizmet", "tesis yapılacak" diye yakılıp, kesilip satılamayan, kurtulabilen son doğa harikası koylar da böyle elden gidecek. Gerçek bir demokrasinin şeffaflık ilkesi hangi arazilerin satılacağının ilân edilmesini, isteyene inceleme fırsatı verilmesini de gerektirir.
Bu "Uysa da Yaptım - Uymasa da Yaptım Demokrasisi" ile, bakan, başbakan ve meclis başkanına imparator yetkileriyle nereye kadar gidebileceğiz bakalım!
10 yıl önceydi...
Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önceydi tam hatırlayamıyorum, dönemin Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan'ı ve eğitim uzmanlarını davet ederek TV'de "Dershaneler ve sınav sistemi"nin tartışıldığı bir program yapmıştım.
Veliler konuşmuş, öğrenciler konuşmuş, öğretmenler konuşmuştu. Hepsi üzgün ve mutsuzlardı. Hepsi böyle bir sistemin olmayacağını, ailelerin varını yoğunu dershanelere ve özel öğretmenlere yatırdığını anlatıyor, çözüm bulunmasını istiyorlardı.
Aradan yıllar geçti. O yıllar boyunca on binlerce aile ve öğrenci aynı sıkıntıları yaşadı. Benim ailem de dahil...
Hâlâ aynı noktadayız. O arada teknoloji son hızla ilerledi, dünya değişti ama biz ve olaylarımız inatla aynı noktada saydık. Yine dershaneleri ve sınav sistemini tartışıyoruz.
Okula devam etmeyen son sınıf öğrencileri yerden göğe kadar haklı. Nasıl oluyorsa oluyor dershaneler "okul kazandırma" işini okullardan iyi biliyor. Burada tartışılması gereken şey gerçekten de aynı başarıyı liselerin neden gösteremediği...
Sonuçlara bakıyorsunuz doğu illerinden, devlet okullarından gelen ve hiç dershaneye gitmemiş öğrencilerden de çok başarılı olanlar var. Demek ki tüm okullara sınav hazırlığında başarısız denemez. Demek ki işin içinde başka meseleler var.
Büyük şehirlerdeki özel okullar ve devlet okullarının da çoğu iyi eğitim vermek ve dershane ciddiyetinde sınava hazırlamak sorumluluğu yerine öğrencileri ilk günden özel öğretmen ve dershaneye yönlendiriyorlar. Öğrenciyi düşündüklerinden değil, ne kadar öğrenci iyi üniversiteleri kazanırsa okul ve öğretmenlerin de bu başarıya o kadar ortak olacağından. O lisenin bir sonraki yıl tercih edilme oranının artacağından...
Birçok okul ve öğretmen, öğrencilere kendi anlaştıkları dershane ve özel hocaları kendileri öneriyorlar. Bu önerileri dinleyen öğrenciler sınıfı da geçiyor, giriş sınavını da kazanıyor.
Ne rahat bir anlaşma, ne rahat bir lise sistemi değil mi?
Üstelik aynı sistemin benzeri lise giriş sınavları için de mevcut.
Onun için de hiç kimse devamsızlık yapan öğrencileri suçlamasın. Suçlanması, tartışılması ve derhal değiştirilmesi gereken tek şey hiçbir medeni ülkede eşi, benzeri görülmeyen bu çağ dışı ahbap-çavuş sistemidir.
Baskıcı demokrasiye doğru
AKP Hükümeti'nin farklı bir demokrasi anlayışı olduğu biliniyordu, şimdi bu farklılık(!) her alanda hızla kendini göstermeye başlıyor. Görünüşe bakılırsa onlar iktidarda oldukları sürece rejim kısaltılmış ismiyle "UY - UY DE" olarak devam edecek
Haberin Devamı

