Başkasına helâl olan onlara niye haram?

Haberin Devamı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç son üçlü koalisyon döneminde Anayasa’nın 30’dan fazla maddesinin değiştiğini söyleyerek sormuş;

“Başkasına helâl olan bize niye haram oluyor?”

Diyarbakır’da BDP “özerk bölge”yi tartışıyor şu günlerde. BDP ve PKK ile yapılan açılım pazarlıkları... Habur’dan gelen PKK’lılar ve sonrasındaki terör saldırılarıyla paralel artan talepler... Nihayet sonunda “terörün bitirilmesi için BDP ve PKK’nın istediği açılım”a, bölünmenin başlangıcı olan özerk bölgeye (Bkz; İspanya-Katalanlar) geldi dayandı mesele. Ama Arınç; “Hayır diyenler felaket tellallığı yapıyor. ‘Bölündük, parçalandık’ diyorlar. Hiçbir şeyin elden gittiği yok. Sadece kendi saltanatlarından korkuyorlar. Kendileri yıllardır iktidara gelememiş...” diyor hâlâ...

İktidara gelemeyen ve iktidarda olmayanlar hangi saltanattan korkacaklar ki? Saltanat deyince ona sahip olanların korkusu söz konusudur. Ama boşverin, biz helâl-haram konusuna bakalım.

Bugüne kadar Anayasa diğer hükümetler döneminde tam 17 kez değişti ve evet bir defada 30’dan fazla maddesinin değiştiği oldu. Yani AKP’nin “12 Eylül Anayasası’nı biz demokratikleştiriyoruz” demesi büyük yanlış ama diyorlar.

12 EYLÜL DURUYOR

Bunu derken de 12 Eylül Anayasası ile gelen ‘yüzde 10 barajı’na (onun sayesinde hak ettiklerinden daha çok koltuk kazandıkları için) hiç dokunmuyorlar. Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda siyasi baskılarını korumak, iki siyasi oya sahip olmak için 12 Eylül Anayasası ile gelen “HSYK’nın başındaki Adalet Bakanı ile müsteşarını” kaldırmıyorlar.

“Demokratikleştiriyoruz” derken demokratikleşmenin ilk şartı olan “milletvekilini milletin seçmesini, vekilin ‘lider kölesi’ durumunda olmamasını” sağlamayı reddediyorlar. Dokunulmazlığı sınırlayarak ‘yasalar karşısında vatandaş eşitliği’ni sağlamayı reddediyorlar.

Oysa bunların hiç ama hiçbiri AB ülkelerinde yok. “Var” diyenler, “Fransa örneği” verenler yalan söylüyorlar.

Üstelik AB ülkelerinin “bunlar olmadığı için” ileri demokrasi sayıldığını, bizim ise geri demokrasi olduğumuzu bile bile söyleniyor bu yalanlar...

Helâl-haram konusu da çok önemli! Bundan önce Anayasa’nın 17 kez değişmesi, son koalisyon döneminde 30 maddesinin değişmesi helâldi, çünkü...

Çünkü hepsinde Anayasa değişiklikleri Meclis’te uzlaşma komisyonları kurularak, her madde tüm partiler tarafından enine boyuna tartışılıp uzlaşılarak yapılmıştı.

Bu kez haram, çünkü... Çünkü bu son derece önemli ve özü “yüksek mahkeme üyelerinin Başbakan ile Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi” olan Anayasa değişikliği sadece iktidar partisi tarafından, diğer partilerin ve tüm sivil kurumların görüşü dışlanarak yapılmış, muhalefet partilerinin devre dışı bırakılması için referandum kullanılmıştır.

Yüksek yargıyı kesinlikle siyasallaştıracak iki maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali ise yargı sürecinde ağır baskılarla önlenmiştir.

Güzel lâflar öyle yanıltıcı olabiliyor ki!

***


Anayasa değişikliğinin asıl amacı!

Bu Anayasa değişikliğinin asıl amacı yüksek yargı üyelerini de iktidara bağımlı kılmak. Böylece kapatma davası ile Yüce Divan korkusu ortadan kalkacağı gibi artık iktidarı elinde tutan parti istediği takdirde Anayasa ile keyfince oynayabilecek, ‘değiştirilemez’ maddelerini bile değiştirebilecektir.

“Ama orada olumlu maddeler de var” diyenler ise şunu düşünmeli: AKP eğer isteseydi CHP’nin teklifine razı olur, bu maddeleri onun desteğiyle TBMM’den geçirir, halkın kafası karışmadan sadece ‘yüksek yargıyla ilgili maddeleri’ oylamasını sağlardı. Bu olumlu maddelerin asıl sorunlu iki maddeyi gizlemek üzere orada tutulduğunu, bunun da açık seçik bir hile olduğunu, unutmamak gerekiyor.

***


Çubukçu Osmanlı’ya baksa daha da iyi!

Tesadüflerin sonu yok ya, bir garip tesadüf de Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’yla ilgili olarak ortaya çıkmış. Muş Havaalanı’nda “bir gazeteci” bugüne kadar her nedense hiçbir milli eğitim bakanına sorulmayan bir soruyu soruvermiş;

“Kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okumasıyla ilgili bir plân var mı?” Eh, Milli Eğitim’le ilgili başka hiçbir sorun olmadığına göre (öğretmenlerin ‘il dışı atama’ mağduriyeti çığlıkları, KPSS’den 85 puan alan yerine 30 puan alanların torpille atanması filân mesele değil) gazeteci başka soru bulamamış demek!!

Bakan Çubukçu ise cevap olarak “Bu sorunun kendisine sık sık sorulduğu” ile başlamış (hayret ki ne hayret, birden bire herkes “kız-erkek ayrı okuyacak mı” merakına düşmüş) ve;

“Kız çocuklarla erkeklerin ayrı okullarda eğitim görmesine prensipte karşı olmadığını, bunun çağdışılık, harem-selamlık vs. ile ilgisinin bulunmadığını, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da böyle olduğunu” filân söylemiş. “Türkân Saylan’ın da orta öğretimde ayrı olmasını önerdiğini, ona tepki gösterilmediğini” eklemeyi unutmamış.

Demek ki bu sözlere tepki geleceğini daha söylemeden biliyor. Türkân Saylan’ın böyle bir önerisini ise ben hiç duymadım. Milyonda bir ihtimalle söylemişse, mutlaka Doğu’da kızlarını okula göndermek istemeyen babalara çözüm getirmek için söylemiştir ki bu da “tüm okullar ayrı olsun” anlamına gelmez.

Kendisi bugüne kadar çalıştığı iş yerlerinde de Meclis’te de erkeklerle bir arada çalışan, çarpıcı giyim tarzına sahip olmasına rağmen bunun da bir zararını görmeyen bir kadın bakanın formalı kız çocuklarla erkek çocukları ayrı okullarda okutma isteğine hangi anlamı yüklemek gerekir bilmiyorum.

Ama kadınların çarşaftan çıktığı Cumhuriyet’in ilk yılları ile kıyaslama yaparak karar verecekse, o zaman Osmanlı’ya da uzanabilir. Belki daha da uygun bir tarz bulacaktır kim bilir.

DİĞER YENİ YAZILAR