Nedir medyanın görevi? Önce haber vermek, sonra bu haberleri yorumlamak, değerlendirmek, doğruları dile getirerek motivasyonu arttırırken yanlışları da eleştirmek değil mi?
Evet öyle... Özgür basına sahip ülkelerde medya icabında muhalefet yapar ve hatta güçlü bir muhalefet partisinin olmadığı zamanlarda bir anlamda onun yerine geçer. Ki bir denetleme, dengeleme unsuru oluşabilsin.
Türkiye'de medya kuruluşları her dönemde maalesef hükümetlere, varlıklarını sürdürebilmeleri açısından çok dikkatli tepki vermek zorunda kalmışlardır. Çünkü iktidar isterse o kuruluşlara zarar verebilir, zorluk çıkarabilir. Hele de TV kanalları ve gazetelerin sahipleri aynı zamanda başka iş alanlarında da faaliyet gösteriyorlarsa çıkarılacak zorluklan düşünün artık.
Onun için Türkiye bu açıdan da diğer demokratik ülkelerle kıyaslanamayacak bir durum içindedir. Buna rağmen hiçbir dönemde medya şu andaki kadar hükümete bağımlı, adeta onun yayın organlan gibi çalışmamıştı.
Ne kadar baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın neredeyse tümüyle susturulabildiği görülmemişti. Süleyman Demirel, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Erdal İnönü hepsi, hepsinin başbakanlığı sırasında bu medya her detayı yakaladı. Her konuyu yazdı.
Demirel'in kardeşini, yeğenini, "aile fotoğrafı"na aldığı isimleri, Özal'ın çocuklarını, Çiller'i, eşini, çocuklarını, Yılmaz'ın ailesini, inönü'nün yalısını, Erbakan'ın altınlarını, düğünlerini her şeyi yazdı. Şimdi yazamıyor. Yapılanları, söylenenleri, bugüne kadar onaylanmayan ve eleştirilen konuları onaylamak veya susmak zorunda hissediyor kendini...
Maymunlu diyetten sonra maymunlu medya!
Neden? Bir nedeni olmalı. "İstikrar bozulmasın" meselesi ise hiçbirimiz istikrara olumsuz etki yapmak istemeyiz ama gerçekleri dile getiremeyen bir medya da medya değildir. Herkes yapsa bile basın 3 maymunları oynayamaz.
Başbakan Tayyip Erdoğan önce "Biz de dini siyasette kullanmış, din istisman yapmış olabiliriz. Bundan sonra yapılmamalı" dedi, sustuk ve kabullendik. Hiç kimse "Siz tek cümleyle durumu anlattınız ama dinin siyasete alet edilmiş olması ülkeye nelere maloldu. Ordu sık sık ortaya çıkıp siyasete müdahale etmek zorunda bırakıldı. Toplum mutsuzlukla, huzursuzlukla, anarşiyle yıllarca hayatından bezdi" diyemedi. Ki söylenen aynen, kendisi de yolsuzlukla suçlanan siyasilerin "Bundan sonra yolsuzluğa izin vermeyeceğiz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını kimseye yedirmeyeceğiz" gibi hamasi nutuklarından farksız bir şeydir.
Eskiler, yeniler...
Başbakan daha sonra maaşından şikâyet etti, 5.8 milyarla geçinemediğini, bu nedenle bir yandan ticarete devam edeceğini söyledi. Bu da yetmedi, Almanya Başbakanı'na "Siz ne alıyorsunuz?" diye sorarak kendini ve ülkesini küçük düşürdü. Çoğumuz yine susuyor, hatta bunun gayet "haklı ve etik" olduğunu savunuyoruz. Geçmiş dönem başbakanlarını örnek göstererek: "Onların aldıkları para masraflarına yetiyor muydu?" sorusunu soran meslektaşlarımız bile var. Oysa eski liderlerin bir kısmı (Ecevit gibi) kendilerinin bu konuda hiçbir şikâyeti olmadığını açıkladı, bazılarının önceden (öyle ya da böyle) birikimleri vardı, iktidarları döneminde zenginleşenler olmuşsa bunun da hesabı mutlaka sorulmalıdır. Hiç kimsenin dosyası rafa kaldırılmadan... "Ben hesabımı Allah'a veririm" diyenler dahil.
Başbakan'ın açıkça ticaret yapacağını söylemesi ve bunu en doğal hak olarak görmesi ne demektir? Bakanlar, bürokratlar, belediye başkanlan, devlet memurları da yapabilir. Onların daha da fazla ihtiyacı var. Onların milyon dolarları da yok. Bu durumda devletle iş yapmak isteyenler karşılarında kimleri bulacaklar? Kalabalık bir tüccarlar ordusunu. Ne kolay hayat değil mi? Hem bu işin şanını, şerefini taşıyıp tarihe geçeceksin. Konutlarda özel servisle, bakımla, refah içinde yaşayıp, özel uçaklarla uçacaksın. Çocuklarını iş adamları okutacak ve hem de ayrıca iş yapıp trilyonlar yutacaksın.
Girmeye çalıştıktan AB'ye dahil ülkelerde bir örneği olduğunu sanmıyorum ama olsa bile Türkiye gibi siyasi ve toplumsal yozlaşmayla boğuşan bir ülkede kabul edilebilir bir istek değildir bu...
Öyle olduğunu iddia edenler geçmişte Bakan Koray Aydın'ın babasına ait şirket yüzünden başına ne dertler açıldığını hatırlasınlar. Ve hele bugünkü bakanların oğullarının şirketlerine sağlanan kazançlara hiç itiraz etmesinler. İş yapıyor çocuklar, paraya ihtiyaçları var, değil mi ama?
Basın hiç böyle olmamıştı!
Nedir medyanın görevi? Önce haber vermek, sonra bu haberleri yorumlamak, değerlendirmek, doğruları dile getirerek motivasyonu arttırırken yanlışları da eleştirmek değil mi?
Haberin Devamı

