Başı açıklıktan çıplaklığa...

Haberin Devamı

Tartışma aslında “devlete ait alanlara bir dinî kıyafetle, sembolle girilmesi, dinî uygulamalara devlet kurumlarında, okullarında izin verilmesi/verilmemesi” tartışması...

“Bu yapıldığında laiklik ilkesi zedelenir mi, zedelenmez mi” tartışması... Ama bakıyorsunuz usta siyasetçi ya da gazeteciler bunu “usta”lıklarına pek yakışır şekilde bambaşka bir yöne çekiyor ve düşman-laş-tı-rı-yor-lar...

Meselâ bazı erkek yazarlar sanki “sokakta, alışverişte türban”dan söz ediliyormuş gibi tesettürlü kadınlara “Haddini bildirsenize şu laiklere/laikliğe, sorsanıza ‘sanane benim kıyafetimden’ diye” kışkırtması yapıyorlar.

Veya Mehmet Barlas gibi “Başörtülü kadınların tehdit ve tehlike simgesi olarak sunulması acaba onları germiyor mu” benzeri bir soru soruyorlar.

Barlas 12 Şubat Salı günü yazısının “Şaka” başlıklı bölümünde geçen Pazar Her Açıdan’da gösterdiğimiz Eminönü, Fatih, Üsküdar semtlerinde karaçarşaflı ve cüppeli vatandaşların görüntülerinden söz etmiş ama nedense ciddi bir hata yaparak çarşaf ve cüppe yerine “başörtülü kadınlar” demeyi tercih etmiş.

İzlemeden, başkalarından duyarak yazıyor olamaz herhalde...

Bu görüntülerin “program katılımcılarının tepkisine” neden olduğunu söylemiş (oysa sadece iki katılımcının tepkisi demeliydi, zira 5 katılımcı vardı), sonunda da şakayı “Bence buradaki yanlış mevsimden kaynaklanıyor. Program yazın yapılsaydı, Ruhat Mengi mutlaka mayolu kadın görüntülerini de ekrana getirir ve olayı dengelerdi. Türban krizi yanında selülit krizleri de konuşulurdu programda” diyerek bitirmiş.

Öncelikle, selülit bağlantısı nereden aklına geldi bilinmez; “her mayolu kadın selülitlidir” diye bir genelleme mi var? Evet bazıları selülitlidir ama mayonun selüliti çağrıştırması enteresan...

Gelelim çarşaf-mayo, yaz-kış meselesine...

Her nedense “vatandaşlar arasında ayrım yapmadığını” sıkça tekrarlayan ve buna neden olarak “yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdiğini” gösteren (Almanlara bile bunu söyledi ama onlar pek alışık olmadıkları için anlamamışlardır herhalde) Başbakan Erdoğan ve Bülent Arınç gibi Mehmet Barlas da başörtülü olmayan kadınlarla çıplaklığı özdeşleştirmeyi pek kolay başarmış.

Başbakan sanki gazete eklerinde çıkan çıplak sanatçı veya sosyetik fotoğrafları “başı açık kadınları temsil ediyor”muş, başı açık olanın.... da açık olması gerekiyormuş gibi çarşafa karşı bunları dile getirmiş.

Arınç üniversitede başı açık kız öğrenciler için “Ne kıyafetlerle geliyorlar biliyorsunuz” demişti.

Mehmet Barlas’ın benzer bir karşılaştırma yapması bu açıdan ilginçtir... Onlar bunu yaptıklarında, kafa yormadan “söylenenleri kayda geçiren” bir takım kendini bilmezler başı açık kadınlara şimdiden saldırıya geçmeye ve bu özdeşleştirmeyi yapmaya başladılar. (Örnek istemesinler hemen alırlar örneği...)

MASUM VE DERİNDEN!

Ve özellikle siyasetçiler bu provokasyonları yaparken bir yandan da masum masum “Geçen dönem ne yaptık ki, herkese hizmet verdik. Başı açık da kardeşimiz, örtülü de... Ne gördünüz ayrımcılık adına... Laiklik toplumun tüm katmanlarına eşit mesafede olmaktır. Hem dünyanın hangi ülkesinde böyle katı laiklik var ki” gibi aldatıcı cümleleri arka arkaya sıralayıp toplumla da oynamasınlar.

Nasıl bir ayrım yaptıkları, görebilen için aynı konuşmaların satır aralarında gizli.

“Geçen dönem” niyetleri tamamen ortaya çıkmadı ama belki de bunun nedeni henüz ele geçmesi gereken kurumların tamamlanmamış olmasıydı. Zaten aldıkları oyların büyükçe bir kısmı, büyük sermayenin desteği de dahil bu “geçen dönem” yanılgısı ile ilgilidir.

Toplumun tüm katmanlarına eşit mesafede durduklarını son olarak Almanya’da (öldürülen vatandaşlarımız için gitmişken yaptıkları seçim konuşması gibi kutuplaştırmalarla, suçlamalarla dolu konuşma) ve şimdi de Türkiye’de yaptıkları konuşmalardan mı anlamak lazım bilinmez. Türkiye’de “laikliği korumak için” konmuş kuralları sürekli olarak diğer ülkelerle karşılaştırmaları ise bir başka aldatmaca... Türkiye yeryüzünde laik-demokratik bir rejimi uygulayabilen tek İslâm ülkesi. Benzeri yok...

Örnek gösterdikleri Batı ülkelerinde Müslüman ülkelerde görüldüğü gibi “mümkün olduğunca çok kadını örterek, çarşafa sokarak” yayılan bir din rejimi tehlikesi de yok.

Bu örneği gösterirken neden hiç İslâm ülkesi örneği veremediklerini sormak gerekmez mi?

Yarın devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR