Bildiğiniz gibi DTP’nin “Kürt sorununda çözüm arayışı hızlandı” diyerek her gün (PKK’nın dayatmalarına paralel şekilde) yeni bir istekle, öneriyle ortaya çıkmasına alışıldı artık.
Bu arada DTP Genel Başkanı Ahmet Türk 8 askerimizin şehit olduğu son mayın alçaklığından sonra “Barışçıl çözüm isteyenler silahı bıraksın” gibi sanki PKK’ya da söylenmiş duygusu veren bir açıklama yapmıştı. Daha sonra, PKK’lı Murat Karayılan’ın İngiliz The Times gazetesine söylediği “İskoç modeli” isteği, “özel parlamento, özerk yönetim” vs’nin DTP tarafından kabul görmediği haberini okuduk. Kısa süre sonra DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş bunu hemen yalanladı ve “Kürtlerin kafasının karışık olduğu izlenimi verilmek isteniyor. PKK’nın çözüm önerilerinin DTP tarafından kabul görmediği haberi kasıtlı bir haberdir. İskoç modeli de olabilir” dedi.
Yani açıkça “DTP ile PKK birlik, beraberlik halindedir aramızı bozmaya çalışmayın” diyor.
Demek ki DTP’li Pervin Buldan’ın “29 Mart yerel seçimleri Kürdistan’ın sınırlarını çizdi” diyerek bir seçimde bir partinin aldığı oyun ayrı bir devlet kurmaya yeteceğini sanması ve bunu açıkça ifade etmesi -her ne kadar Sırrı Sakık “partinin görüşü değil” dese de- bağımsız ya da tesadüfi bir durum değil. Gayet bilinçli... “Vur-kaç” metodunun devamı... Şimdilik dillendirilmiş, “ülkenin bölünmesini” tartışmaya açmış, gündeme getirmiş oluyorlar. Aynı taktik daha önce birçok başka konuda iktidar partisi tarafından da kullanıldı, aşinayız artık.
Nitekim DTP’nin Güneydoğu’daki “Kürt vatandaşların daha fazla sosyal-kültürel-ekonomik haklara kavuşturulması” konusunu uzun uğraşlar sonunda “Kürt sorunu” haline sokması, “kendini (ve PKK’yı) tüm Kürtlerin temsilcisi” ilan etmesi, yerel seçimde de başarı göstermesi AKP’yi de Güneydoğu’da aynı politikayı benimseme yoluna itmiş gibi görünüyor. Yine “vur-kaç” metoduyla havada asılı kalacak “bölücülük içeren” sözleri AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan
Atatürk’ün “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözü ve benzerlerinin dağlardan silineceğini de vurgulayarak söyledi.
TERÖRİSTİN ADI “TERÖRİST” DEĞİL
Aynı sıralarda DTP Milletvekili Emine Ayna sanki TSK durup dururken operasyon yapıyormuş gibi, hem de 8 şehidimizin hemen arkasından: “Ordu operasyonları durdurmazsa çözüm olmaz” sözleriyle terör örgütünün mayın döşeyerek katletme eylemlerini bile görmezden geldi.
Tablonun geneline baktığınızda buradaki tuzağın Türk ordusu ile terör örgütünü adeta “savaşan iki ülkenin silahlı güçleri” gibi gösterme ve dünyayı buna inandırma olduğunu görüyorsunuz. AKP Milletvekili İhsan Arslan da, PKK’ya çaktırmadan destek veren bazı yazarlar da yazı ve konuşmalarında aynı tuzağı yerleştirmekteler; terör eylemlerini “en tipik terörist yöntemleriyle” sürdüren PKK da, teröre karşı ülkeyi korumaya çalışan TSK da bilinçli olarak “silahlı güç” tanımına sokuluyor. Bence asıl dikkat edilmesi gereken şey; cümlelerin içine saklanan bu sözcükler ve bölünmeyi şimdiden sağlamış gibi “Türk ve Kürt halkı” benzeri ifadeler.
Genelkurmay Başkanı
İlker Başbuğ’un bu noktayı yakalamış olduğu son konuşmasındaki: “Karşınızda silahlı terör örgütü var, hiç kimse güvenlik alanını bırakın diyemez... Atatürk ’üniter ve ulus devlet’olarak kurmuş, çivisi oynatılamaz. Oynatılırsa işte karşınızda Yugoslavya örneği var. Kültürel özgürlüklere evet ama devletin yapısı bozulmadan” sözlerinden anlaşılıyor.
Ama dikkat, sonuçta yine de; ülkenin Genelkurmay Başkanı’nı “bölünme ihtimali”nden söz ettirdiler ya bu bile büyük başarı sayılmaz mı?
CEZA VERMEYEN SUÇU PAYLAŞIR!
Dün bir anne 14 yaşındaki oğlunu internetten taciz eden adamı hakimin serbest bıraktığını yazmıştı. Tacizci vahşinin (yamyam mı demeli) internet adresinde 344 çocuk kayıtlıymış ve suç üstü yakalanmış.
Bu olayın detaylarını da öğrenip ilgili hakime hangi nedenle serbest bıraktığını soracağım. Çocuk taciz ve tecavüzlerini dikkatle izliyoruz ve kararları deşifre edeceğiz bilsinler.
Bu suçlulara hiçbir indirim uygulama hakları da yoktur, onu da bilsinler.
Yeter artık, mahvettiler memleketi, korku tüneline çevirdiler!

