Elbette başbakanların da sinirlenme özgürlüğü vardır. Onlar da insan nihayet ve sinirlenme -eğer zarar vermiyorsa- iyi bir deşarj yöntemi.
Evlilikte bile öyle değil midir, uzmanlar "tartışan çiftlerin evliliği, susup içine atanlarınkinden daha uzun ömürlü oluyor" demezler mi? Derler ama bu kızma, sinirlenme olayının bir ölçüsü olmalı... "Kendine veya karşındakine zarar verme" çizgisidir bu ölçü.
Zaten hükümetler de halk ile siyasilerin yaptığı bir evlilik gibidir, tek fark istediğin zaman kolayca boşayamıyorsun (burada geri plânda kahkaha efektleri var.)
Konuya gelelim; Biliyorsunuz Başbakan Tayyip Erdoğan'ın YÖK Yasa Tasarısı ile ilgili konuşması oldukça fazla eleştiri aldı. Özellikle çocukları meslek liselerinde (ve yine özellikle "İmam Hatip"lerde) okuyan velilere "Duruma sahip çıkmadılar, bunun karşısına dikilenlere toplum gereken cevabı veremedi" sözleri...
Ben Başbakan'ın bu konuşmayla eski anarşik ortama dönülmesini istediği kanısında değilim. Onun kadar destek alan, sadece kendi tabanından değil başka görüşlerde olan seçmenden de "değiştik" sözleriyle oy toplayan ve arada bir dalgalanmalar, radikal çıkışlar olsa da, "acaba yanıldık mı" sorusu ortaya çıksa da istikrarlı bir gidişi sağlamış görünen bir hükümetin başı böyle hata yapmaz. Kendi bindiği dalı kesmez. Her ne kadar Türkiye'de mağdur görünenlerin (maalesef) puan topladığı ortaya çıkmış ve aynı yöntem her meslekte sık sık kullanılmıyor olsa da yapmaz.
Aksine Tayyip Erdoğan ve AKP büyük tepki alan bütün üniversitelerin ve bu üniversitelere
yönelik eğitim veren düz liselerin kabul etmediği bir İsrardan zamanında vazgeçmiştir. Yaptığı, tabanına veya parti içindeki radikallere verdiği bir mesaj, -kendince- uygun bir açıklamadır.
Çeşitli şekillerde yoruma müsait bir açıklama, o başka mesele.
Türban konusunda yaptığı konuşmada ise çok önemli hatalar var. Öfkesinden doğan hatalar.
Örneğin; AİHM'nin bu konudaki kararı için "Karar siyasi" veya "Kimisi 'AB bu' diyor. AB ve AİHM farklı kurumlar, birbirine karıştırmayalım" sözleri.
Her iki söz de Başbakan'ın AİHM hakkında yeterince bilgiye sahip olmadığı sonucunu ortaya çıkarıyor.
AİHM siyasi bir organ değildir, bir mahkemedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni bağlayıcı bir şekilde yorumlamaya yetkili bir mahkemedir ve kararları siyasete göre değişmez.
Her açılan dava için özel olarak yeni kanun ve kurallar çıkarmaz, şikayetlerin bu sözleşmenin mevcut maddelerine, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun mevcut kararlarına göre geçerliliğini araştırır.
Nitekim Leylâ Şahin'in (veya davasını geri almasaydı Hayrünnisa Gül'ün) türban davalarını da 8 hakimle inceleyerek, her yönüyle irdeleyerek bir veya birkaç değil tam 117 maddelik bir sonuç açıklaması sunmuştur. AİHM ve AB farklı kurumlardır, doğru. Ama bu konuda yetkili kurum AİHM olduğu için başvurular da oraya yapılmaktadır.
Sinirden mi unuttu?
AB'nin bütün üyeleri ve üye olmayan ülkeler (bildiğim kadarıyla) Rusya dahil 43 devlet Avrupa Konseyi'ne üye... AİHM ise bu konseyin en önemli kuruluşu.
Kararlarına her ülke uymak zorunda.
Uymadığı takdirde, AİHM insan haklarını kesin hükme bağlayan kuruluş olduğu için iki sorun çıkıyor ortaya:
1) Avrupa Konseyi'nden çıkarılabilir.
2) Kopenhag Kriterleri'nin en önemlisi olan "insan hakları" nı ihlal ettiği için AB'ye alınmaması söz konusu olabilir.
Kısacası bu duruma göre AİHM, AB'nin üstünde bir kuruluştur.
Herhalde Başbakan da bunları biliyordur.
Sinirlenince unutabiliyor insan!
Başbakan'ın sinirlenme özgürlüğü!
Elbette başbakanların da sinirlenme özgürlüğü vardır. Onlar da insan nihayet ve sinirlenme -eğer zarar vermiyorsa- iyi bir deşarj yöntemi
Haberin Devamı

