Başbakan'a yakışmadı!

Irak AKP'ye rüşvet mi verdi?... Bir dakika durun, heyecanlanmayın, sorunun cevabını bilmiyoruz ama bu soru yönünde "iddialar var". Yoksa bile her an olabilir. Olmazsa biri uydurabilir... Desek meselâ...

Haberin Devamı

Irak AKP'ye rüşvet mi verdi?... Bir dakika durun, heyecanlanmayın, sorunun cevabını bilmiyoruz ama bu soru yönünde "iddialar var". Yoksa bile her an olabilir. Olmazsa biri uydurabilir... Desek meselâ...

"İddialar var, öyleyse doğru olabilir, böyle bir ihtimal var diyebiliriz" sözünü herkesin söylemesi mümkün; bir ülkenin başbakanı dışında.

Abdullah Gül, hükümetin çok başlı politikası sonunda iç ve dış siyasetin karmakarışık bir hale gelmesinin, bir yandan Amerika'yı kaybetmemek, öte yanda Irak ve Arap ülkeleriyle karşı karşıya gelmemek için uyguladıktan içinden çıkılamaz siyasetin faturasını medyaya çıkarmış.

Medyanın büyük çoğunluğunun "Dikkatli olmalıyız. En zor durumdaki, karar vermesi en güç ülke Türkiye... Savaşa girersek ve girmezsek hangi sonuçlarla karşılaşabiliriz, hesapların iyi yapılması lâzım"
tarzındaki yayınlarına rağmen suç medyaya yükleniyor. Kolay çözüm! Her zamanki gibi. Her hükümetin sık sık yaptığı gibi.

Elbette Amerika gibi bir ülke böyle bir savaşa giriyorsa diğer ülkelerin kamuoyunu lehine çevirmek için elinden geleni yapacaktır Özellikle de işine geldiği anda istediği ülkenin yanında yeraldığını, istediği zaman Irak, Mısır veya benzeri ülkelerin siyasetini desteklediğini çok iyi bilen, bu nedenle de antipati duyan Ortadoğu ülkelerinde...

Amerika diğer ülkelerin medyalarını elde etmek için plân yapsa bile, sonradan bu plândan vazgeçildiği söylense ve hatta vazgeçılmese bile bir başbakan kendi ülkesinin medyası için böyle topyekûn bir karalamada bulunabilir mi?

Daha önce köşemde, Avrupa'da yapılan ve hangi ülkelerin medyalarının bu tür yozlaşmalara, kirlenmelere hangi oranlarda bulaştığını anlatan anketleri de vermiştim. Her ülkede olabileceği gibi Türk medyasında da (eğer ABD denemişse) savaş taraftan olma, kamuoyu oluşturmaya katkıda bulunma çabası gösterenler belki vardır, bilmiyoruz. Ama tarafsız gözle bakıldığında, işin başından beri Türk medyasının genelinde böyle bir tutum yok.

Aksine onların (ABD'nin) uzun süredir hazırlandığını, eğitiminden teçhizatına, aşısına kadar her konuda an gibi çalışarak çözüm ürettiğini, bizde ise bunların olmadığını, böyle ani bir savaşın bize zarar vereceğini defalarca yazdık. İktidarda başka bir parti veya koalisyon hükümeti olsa yine aynı şartlar altında aynı tepkileri verirdik. Nitekim, Başbakan Gül hatırlayacak olursa, basın geçen hükümet döneminde de en ufak hatayı gözden kaçırmadı. Partilerin hiçbiri arasında fark gözetmeden hepsini yazdı.

Hükümetin iç siyaset, ekonomi, eğitim gibi konulardaki kararsızlığını, "sınama-yanılma" metoduyla siyaset öğrenme örneklerini bir yana bırakacak olursak Irak savaşı artık kararsızlık götürmeyecek bir noktada bulunuyor.


"Hata affedilir, tereddüt asla"
Evet, karar çok zor ama muhalefet partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da söylediği gibi "her tarafı idare ederek dış siyaset yapılamaz..." Orduda şöyle bir söz vardır: "Hata affedilir, tereddüt asla..." Hatanın sonucunda yine de düzeltme imkânı olabilir veya kurtulmak için en azından bir şansın olabilir ama duraklarsan tek şansı da tümüyle kaybedebilirsin. Ayrıca şu anda kararsızlık uzadığı için, Meclis karan çıkmadığı için ordu da savaşa hazırlanamıyor. Bunun da zararını görebiliriz.

"Biz 363 AKP'liyiz, 5 yıl buradayız" sözleri ve sinirli çıkışlar ise fazla erken başladı. Bu milletin (bu ekonominin de) böyle çıkışlara tahammülü yok artık. Toplum ağlıyor.

Hükümet, CHP ile de, devletin diğer kurumlarıyla, sivil toplumla ve medya ile de uzlaşarak, barışık olarak uygulamalarını yapmak zorundadır. Seçim öncesi verdikleri "Herkesle barışık olacağız. Elele, toplumu kucaklayarak yöneteceğiz" sözlerini, sloganlarını bu kadar çabuk unutmuş olamazlar!


İşler nasıl?
İnsanca nedenlerle, bombalara, ölümlere, yakma yıkmaya karşı olduğun, barışçı çözüm istediğin için, salt bu nedenle savaşa karşı çıkabilirsin. Bir de Irak'la iş ilişkilerin olduğu ve bunların bozulacağı korkusuyla karşı çıkabilirsin.

Aslında her ikisi de anlaşılabilir tabii. Ama insanları aptal yerine koyarak, cesaretinden ve savaş karşıtı olmandan dolayı "Canlı kalkan olacağım" dersen, bir yandan da Irak'la ticari ilişkilerini düşünürsen bu anlaşılamaz.

Sema Küçüksöz Irak'la sürekli iş bağlantıları olan bir isim. "Şu anda yok" diyor ama geçmişte vardı, yarın da olabilir. Nitekim Ramazan'da da oradaymış.

Bu aldatmacalara, popülizme ne gerek var. Neden açık konuşamıyoruz?


"Şehit" olmalı!
Diyarbakır'daki uçak kazasında ölenler arasında bulunan er Ümit Aktaş'ın ailesi onun şehit kabul edilmemesine olan üzüntülerini belirtmişler.

İyi düşünmek lâzım... Karar verecek merci her kim ise şunu düşünmeli; o kazada yaşamını kaybeden diğer yolcular kendi tercihleri doğrultusunda kendi kararlarıyla uçuyorlardı. Ümit Aktaş ise birliğine katılmak üzere, askeri bir görevle, verilen emre, karara uyarak zorunlu olarak yapmaktaydı bu yolculuğu. Askeri görevi olmasa uçuyor da olmayacaktı.

Belki Diyarbakır'a (gitmese uzayacak) hayatı boyunca hiç uçmayacaktı. Dolayısıyla görev icabı ölmüştür ve şehit sayılmalıdır. Ailesinin üzüntüsü de son derece haklıdır!

DİĞER YENİ YAZILAR