Tayyip Erdoğan'ın Berlin'de bir yemekte kendisine Almanlar tarafından sorulan "4 eş" sorusuna verdiği cevap ne kadar enteresan değil mi?
Soruyu hem özellikle bizzat kendisi cevaplamak istiyor, hem de laik bir ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanına yakışmayacak bir cevabı hiç çekinmeden verebiliyor.
"Hayır, bu Kur'an'ın emri değil. Ama bazı durumlarda 4 kadınla evlenmeye izin var..."
Kur'an'ın emri olmadığını söylediğine, medenî hukukta da buna izin olmadığına göre kimin izninden söz ediyor acaba?
Şartian da belirlemiş kendine göre;
"Erkeğin eşi hastaysa, sakatsa, yaşlıysa birden fazla kadın alabilir."
İyi ki "çirkinse" diye ilâve etmemiş. Onu da söyleyebilirdi bunların üstüne.
Zaten konuşması tercüme edilince kimse bir şey anlamamış. Masadaki milletvekilleri şaşırmışlar. Hatta SPD'li kadın milletvekili Uta Zapf'ın "Böyle devam ederse kalkıp gideceğim" dediği açıklanıyor. Tabii asıl SPD'nin Türk kadın milletvekili Lale Akgün'ün "Yanılıyorsunuz Sayın Başbakan, Türk yasalarına göre böyle bir hak yoktur" demesi gerekirdi. Susmasını hafıza zayıflığına mı, korkaklığına mı vermek lâzım bilemiyoruz. "Sinirlendik ama 'şimdi bunu konuşmayalım' dedik" diyor. Oysa asıl, bunu anında konuşmayıp, Türkiye için yanlış bir imaj edinilmesine göz yumduktan sonra konuşmanın hiçbir anlamı yok.
Başbakan Tayyip Erdoğan için bu sorular önemli bir fırsattı. Eğer "şeriat"ı Türkiye'de hâlâ yaşamakta olan bir hukuk gibi algılayan cevaplar yerine kısaca "Türkiye'de artık laik hukuka dayalı bir düzen var. Bu düzen geleli 80 yıl oluyor, onun için söyledikleriniz tarihe karıştı" diyebilseydi, içerde ve dışarda gerçekten değiştiğine ve samimiyetine güven duyulmasını sağlayabilirdi.
Bunu yapmadığı gibi açıklamaları da yanlış. Nitekim eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz çok eşliliğin İslâm tarihinde ancak savaş, açlık gibi kadınların himayesini gerektiren zorunluluklar karşısında normal karşılandığını belirtiyor.
"Kur'aria göre devletin kanunlarına riayet etmek gerektiğini" söylemeyi de unutmuyor.
Erdoğan'ın konuşması kadın kuruluşlarını ayağa kaldırdı. CHP "Başbakan kendini Şeyh-ül İslâm sanıyor" başlıklı bir basın açıklaması yaparak bu konuyu soru önergesiyle Meclis gündemine taşıyacağını bildirdi. Yarın devam edeceğim.
Ferhan Şensoy şaşırttı
Gerçekten "tiyatro" denince akla gelen önemli yeteneklerden biridir Ferhan Şensoy... Sadece oyuncu olarak değil oyun ve kitap yazarı olarak da sıradışı eserlere imza atmıştır. Bütün bunların dışında tiyatroyu yaşatmak için verdiği çabayla takdir edilecek bir konumdadır. Arkadaş olarak da çok severim o başka. O konu yazılarımı hiç etkilemez.
Etkilemediği içindir ki Uğur Uludağ adlı bir yönetmenle birlikte, tiyatronun en kötülerine verecekleri 'Altın Keser / Sıkıysa Gel de Al Ödülleri'ni duyunca hemen kaleme sarıldım. 'Ne yapıyorsun Ferhan' demek için... Yalnız ben değil tiyatroseven, bu sanata saygı duyan herkesin yapması gereken de buydu.
Zaten kör topal ilerleyen, ne devletten, ne özel kuruluşlardan, ne de basından yeterli desteği alamadığı için varoluş gücünü giderek yitiren tiyatroya, bırakın sanatçı olmasını kenara, bir tiyatro aşığının yapacağı bu mudur? Gerçekten bu mudur yani?
Üstelik ortada inanılmaz ve Ferhan'a hiç yakışmaz bir abukluk vardı;
"Altın Keser'in ilk adayları, bir seyircinin gönderdiği e-mail nedeniyle Cihan Ünal ve Can Gürzap olarak belirlenmiş"ti.
Cihan Ünal ve Can Gürzap? Ferhan Şensoy gibi ismini Türk Tiyatro Tarihi'ne altın harflerle yazdıran iki süper oyuncu? Olacak şey değil. Tek bir seyircinin gönderdiği 'mail'le hiç olacak şey değil.
Bu iş bu kadar kolay, bu kadar ucuz mu? Ferhan Şensoy, aynen kendisi gibi tiyatroya bir yaşam veren insanların isimleriyle böyle bir kalemde oynanmasına yardımcı olabilir mi?
Uğur Uludağ kimdir, tiyatro konusunda kaç yıl, hangi çalışmaları yapmış, hangi başarılara imza atmıştır ki kendinde böyle bir hak görebilmektedir?
Ferhan Şensoy'un ağzından "Amacımız Türkiye'de hiçbir zaman hak edene verilmeyen ödüllerle alay etmek" yazılmış haberde. Bizim bildiğimiz Ferhan Şensoy böyle ucuz ve kolay, popülist ve sansasyonel yollarla alay etmez. Süper zekâsıyla yazar bir oyun (veya kitap), çıkar sahneye, gerekirse tek başına oynar, binlerce kişiye izletir, öyle alay eder. Bunu yapmak için de kimseye ihtiyacı yoktur.
Ayrıca bu "mail"lerle yapılan oylamalara artık kimse inanmıyor. İsteyenin oturup bin kere tıklayarak veya bin değişik isimle yazarak katıldığı anketler kimseyi inandırmıyor.
Sonuç... Sonuçta neyse ki Ferhan Şensoy'un bu olaydan haberinin olmadığını öğreniyoruz. Ünlü yönetmen Gencay Gürün'le yaptığı konuşmada bunu kendisi açıklamış. O zaman da olay kapanmıştır. Demek ki "Bizim tanıdığımız Ferhan böyle bir hata yapmaz" düşüncesinde haksız değilmişiz!
Vatan için üç cümle
Gazetemizin kuruluşunun birinci yıldönümü nedeniyle okurlarımızdan kutlama mesajları yağıyor. Daha yayın hayatına ilk başladığı gün 300 bin okuyucunun ilgisini kazanmış, sonrasında da aynı ilgi ve güveni devam ettirmiş olan gazetelerine öyle güzel sözlerle teşekkür ediyorlar ki...
Kimsenin değinmediği konulara değindiği, herkesin korktuğu konulardan korkmadığı, halkın sorunlarına eğildiği ve her haberi, bilgiyi verebildiği için yazılan teşekkürler bunlar. Aralarında bir tanesi üç güzel cümlede özetlemiş duygularını. Ben çok beğendim, sizin de duymanızı istiyorum;
"Sn. Ruhat Mengi,
Vatan gazetesindeki 1'inci yıldönümünüz dolayısıyla sizleri tebrik ediyorum. Gerçekten VATAN halkın gazetesi oldu. 1 yaşında genç ve dinamik ama 1000 yaşında gibi tecrübeli ve doyurucu..."
Ne hoş bir tarif değil mi? Tebrik gönderen tüm okurlarımıza destek, ilgi ve sevgileri için bizden de sonsuz teşekkürler!
Başbakan'a protesto!
Tayyip Erdoğan'ın Berlin'de bir yemekte kendisine Almanlar tarafından sorulan "4 eş" sorusuna verdiği cevap ne kadar enteresan değil mi?
Haberin Devamı

