Bu sorunun cevabı "Elbette bir başbakan verdiği sözü tutar" olmalı biliyorum ama Türkiye'de "öncelikler" hep başka nedenlerle son sıralara atılır, onun için değinmeden geçemeyeceğim. Başbakan Tayyip Erdoğan Şehit ve Gaziler Günü'nde "Onları sadece bir tek günde hatırlamamalıyız" demişti ve ben de bu sözü pek beğenmiştim. O gün, yazımda da "Haydi, hep beraber gidelim" diye çağrıda bulunduğum 18 Mart 2004 günü Pendik Merkez Camii'ndeki şehit ve sonradan yaşamını kaybeden gaziler için yapılan mevlüde gittim. Yakınlarıyla birlikte dua ettim, onlarla konuştum. Ne yazık ki beklediğim, kapılardan taşan bir kalabalık göremedim ama olsun, büyük bir huzur ve mutluluk duydum orada olmaktan... Daha sonra Türkiye Muharip Gaziler Derneği'nden bir faks geldi.
"Ruhat Hanım, biz gaziler Anayasa'mızın 61. maddesinde yazılı 'Devlet, Harp ve Vazife Şehitlerinin Dul ve Yetimleri ile Malûl ve Gazileri korur, toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesini sağlar' hükmüne ve 1005 sayılı kanunla gazilere verilen haklara dayanarak bu sözlerin tutulmasını istiyoruz. Bunu en tabii hakkımız olarak görüyoruz. Madem ki bir hukuk devletinde yaşamaktayız, her şeyden vazgeçtik bize kanunlar gereği verilen hakların kararnamelerle geri alınmasını içimize sindiremiyoruz' diyorlar.
Kanuna göre gazilerin devlet hastanelerinde ücretsiz tedavi edilmesi ve ayrıca katkı payı vermeyecekleri belirlenmiş. Buna rağmen "SSK, Bağ-Kur, Emekli Sandığı, sosyal güvenceden mahrum" gibi gruplara ayrılarak bazılarının şartları zorlaştırılmış. Şu anda ise polis kuvveti ile gazilere askerlik şubelerince verilen sağlık karneleri toplatılıyormuş.
Geçen yıl İstanbul Belediyesi tarafından gazi eşlerine verilen ücretsiz seyahat kartları da kaldırılmış. Oysa çoğu artık fazlasıyla yaşlı olan gazilerin ilaç, hastane işlerini takip eden ve geçim sıkıntısını gidermek için kendileri de çalışan gazi eşlerinin bu kartlara ihtiyacı var.
Düşünün, borcu bir yıl içinde 38 milyar dolar artan bir ülkede yönetimler üç beş gazisinin ve onların ailelerinin rahatını sağlamaktan kaçıyor. Onları geçim sıkıntısı içinde yaşatıyor, 29 Ekim'ler ve Şehitler Günü dışında hatırlamıyor. Ellerindeki sağlık karnelerini ve seyahat kartlarını zorla alıyor.
Dernek binaları bile kira ve bunu ödeyecek paraları yok, onlara ayrılmış küçük de olsa bir fon yok. Araçları yok. Bunca lüzumsuz harcamanın yapıldığı ülkede kısıntı onların sağlık karnesinden, kartından, maaşından sağlanıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan verdiği "hatırlama" sözünü tutacak mı, sabırsızlıkla bekliyorum.
Bu ne değişiklik?
Geçen Cumartesi akşamı TRT1'de yapılan "Tartışıyorum" isimli programda töre cinayetleri ve TCK değişiklikleri tartışıldı. Ne yazık ki geç haber verildiği (2 gün önce) ve önceden verilmiş sözüm olduğu için katılamadım. Eve döndükten sonra geç vakit TV'yi açtım, tesadüfen Prof. Doğan Soyaslan konuşuyordu. O kısa süre içinde duyduklarıma göre düşünceleri çok değişmiş. Daha bir kaç ay önce TV'lerde "Çekilin önlerinden, kadınlar tecavüzcüleriyle evlensin" diyen, kadınların özellikle Doğu ve Güneydoğu'da mevcut kanunlar yüzünden her türlü mağdur oldukları hatırlatıldığında "Ama töreler var" diyen profesör şimdi gayet yumuşak bir şekilde kanunların toplumun beklentisi yönünde çıkacağını söylüyor ve güvence veriyor.
Bizim hafızamız zayıftır, unutuveririz. Benim unutmamamın sebebi bu sözlerin bana açtıkları dava dilekçesine girmiş olması. Ve bu "değişim"ler gerçekleşene kadar defalarca yazmış olmam. Yine de... Komisyon kanunlarda beklenen değişiklikleri yapsın da her şeye razıyız. Yeter ki "suç cezayla önlenmez", "kadınlar için tek kurtuluş tecavüz edenle evlenmektir", "namus cinayetlerinde töre baskısı, tahrik, indirim nedeni sayılmalı" gibi baştan başlayıp topluma yayılan çağ dışı, yanlış anlayışlar da değişsin. Kabul edilmesin. İzleyince çok duygulandım, çok...
Dayanamıyorum!
İşte bu "hasta genç" haberlerine dayanamıyorum. Çapa Tıp Fakültesi'nde Okan Sönmez isminde 20 yaşında lösemi hastası bir genç yatıyormuş. Hayatta kalmak için her gün en az iki ünite trombosite ihtiyacı olan Okan'ın kan grubu BRH(-) olduğundan ailesi kan verecek donör bulmakta zorlanıyormuş. Sevgili okurlarım, babası onu yaşatabilmek için varını yoğunu ortaya koymuş, o babanın sıkıntısını, acısını düşünün.
Eğer kanınız uyuyorsa 0535-744 87 10 numaralı telefondan Hayrettin Sönmez'e ulaşın. Birkaç dakikada kan vermek sizin için fazla bir şey değiştirmez ama onun için? O baba ve ana için çok şey değiştirir. Lütfen kayıtsız kalmayın!
Başbakan sözünü tutacak mı?
Bu sorunun cevabı "Elbette bir başbakan verdiği sözü tutar" olmalı biliyorum ama Türkiye'de "öncelikler" hep başka nedenlerle son sıralara atılır, onun için değinmeden geçemeyeceğim.
Haberin Devamı

