AKP yöneticileriyle, Başbakan Erdoğan’la yıllarını geçirmiş, aynı köklerden gelmiş, AKP hükümetinin devlet bakanlığını, başbakan yardımcılığını yapmış bir isim Abdüllatif Şener. 2002’den sonra onun için yıllarca “partinin ilk üç isminden biri” dendi, cumhurbaşkanı adaylığı için adından söz edildi. Bütün bunların arkasından istifa etmesi, bu kararın nedenleri elbette toplum tarafından merak edilecekti ve ben de ona geçmiş yıllarda ekranda, yazılarım için telefonda bu nedenleri defalarca sordum.
Şener bazı yolsuzluklarda tavrını açıklamış, Galataport ihalesini engelleyerek Erdoğan’la karşı karşıya gelmişti ama bildikleri elbette bundan ibaret değildi. Abdüllatif Şener bugüne kadar konuşmalarında birçok ciddi yolsuzluk olduğunu ima etmesine rağmen nedense bunları açıkça anlatmaktan her seferinde kaçındı.
HANGİ YOLSUZLUKLAR İSTİFA ETTİRDİ?
Sonra ortaya ABD büyükelçileri tarafından çok sayıda ülkeyle birlikte Türkiye için yazılan raporlar, derlenen istihbaratlar (Wikileaks belgeleri) çıktı. Burada Şener kastedilerek “Yolsuzluklara dayanamayıp istifa eden bir bakan”dan söz ediliyordu. Şener hemen bir açıklama yaptı ve “bu bakanın kendisi olduğunu” doğruladı. Bu konuşma aynı zamanda; Wikileaks belgeleri için “dedikodu, iftira” diyen iktidar üyelerinin “aynı hükümette başbakan yardımcılığı ve bakanlık yapmış, olayların içyüzünü bilen” bir isim tarafından yalanlanması demek oluyordu.
Ama “bu belgelerdeki iddiaların açıklanmasını, en azından ABD’den ve İsviçre’den kanıtlarının istenmesini” talep eden herkese “suçlayanlar kanıtlarını göstermezse namerttir, alçaktır, şerefsizdir” gibi hakaretlerle kızan Başbakan Erdoğan ve diğer hükümet üyeleri nedense Abdüllatif Şener’in açık suçlamasına karşı sessiz kaldılar.
BOMBA SAKLAMAK DA SUÇ!
Dün Şener’in “iktidar zenginlerinin varlıkları yasallaştığı ve servetleri açığa çıktığı zaman TÜSİAD üyeleri onların yanında orta sınıfa dönecektir. Bu servetler ortaya çıkmadı. Orada burada saklananlar var, başka ülkelerde yatırımlar var” ifadelerini okuduk. Bunları bildiğine göre neden açıklamadığını soran Güngör Mengi’ye “Dünyanın en büyük bombasını patlatsanız Türkiye’de duyulmaz” da demiş.
Sözlerinden iktidar üyelerini “birkaç yıl içinde Karun gibi zengin olacak zenginliğe kavuşmakla, bunları saklamakla suçladığı ve ifadelerinin gerçekliğinden de emin olduğu” anlaşılıyor. Ama bildiği şeylerin “çok büyük bir bomba etkisi yapabilecek güçte” olduğu da... Bu gücün nedeni “böylesine kısa sürede gelen bu sınırsız zenginliğin kul hakkına, yetim hakkına el uzatmadan, haksız kazanç edinmeden kesinlikle yaratılamayacağı”dır. (25 sene milletvekilliği ve senatörlük yapmış, bu süre içinde tek kuruş haksız kazanç edinmemiş, zenginleşmemiş, hediyeleri bile TBMM’ye bırakmış bir siyasetçi kızı olarak ben de buna yüzde yüz eminim.)
Peki, böyle büyük bir bombayı oluşturmak suç da, toplumu kemiren bir bomba olduğunu bile bile saklamak suç değil midir? Abdüllatif Şener madem ki iddialarını açıklamıyor, hem Wikileaks’i doğrulaması, hem de “TÜSİAD üyelerinin onların yanında orta sınıf gibi kalacağı ve saklanan varlıklar, yurtdışı yatırımlar konusundaki sözlerini Başbakan Erdoğan milletin önünde ona sormalı. Hakaret etmeden de “açıklamazsan dürüst değilsin” demek mümkün.
Bunu sormazlarsa hükümet olarak zan altında kalacaklar.
İkiyüzlü siyaset!
Birileri köşelerde Baykal’la Kılıçdaroğlu’nu “canları istediğinde blok liste, istemediğinde çarşaf liste taraftarı” olarak gösterip eşitlemeye gayret ediyor ama bu gayretin dayanağı yok. Artık en anlamayan kafaların bile “Baykal ile Sav’ın Parti Meclisi’ne kendi adamlarını yerleştirmek ve böylece Kılıçdaroğlu’nun çalışmalarını engellemek” için çırpındıklarını, bu durumda kim olsa ‘delinmesi daha güç bir blok listeyi tercih etmek zorunda kalacağını” görmesi mümkün.
Deniz Baykal’ın ise hala, kendi planları iyice ortaya çıkmışken bile açık açık Kılıçdaroğlu’nu suçlar şekilde konuşmaya başlaması, kendisinin her zaman blok liste yapmasını hala “yeni tüzüğe” bağlaması, bir yanda çılgınca “engelleme gayreti” sürdürürken “uyarmak görevim” gibi iyi niyet sözleri sarfetmesi kendisini giderek daha çok batırıyor.
Hem “yeni kadroların gerekli olduğunu” söyleyip hem de aynı konuşmada “Genel Başkan’ının yeni kadro tercihlerine” karşı çıkarken, hem aylardır “CHP’nin yeni yönetimiyle çizgisinden sapacağı” imajını insanlara vermeye çalışıp hem de “CHP’nin sorunlarının kamuoyunda iyi algılanmadığını görüyorum” gibi laflar ederken artık komik olduğunun farkında bile değil.
YİNE KAVGA ÇIKARABİLİR!
Durup dururken partisinin çalışmasını “kurultaya zorlayarak” engelleyen, istikrarı bozan kendisi değilmiş gibi “benim dönemimde istikrar vardı” demesi ise psikolojisinin ‘koltuk aşkıyla’ düştüğü çelişkileri fark etmeyecek kadar bozulduğunu gösteriyor. Gözlerin ne kadar kararmış olduğuna bakınca, yaklaşan Kurultay’ı da Mustafa Sarıgül’ü katıldığına pişman ettikleri kurultaya benzetmeleri, ‘Kılıçdaroğlu kıskançlığıyla’ kavga çıkarmaktan bile kaçınmamaları mümkün görünüyor.
Yalnız bu kez, ülkenin içinde bulunduğu önemli dönem ve ana muhalefet partisinin büyük sorumluluğu bilinirken buna teşebbüs ederlerse toplumun büyük öfkesi ve nefretiyle karşılaşacaklarını da bilsinler!
Aslında Baykal’a hak ettiği cevap ‘kendi seçim ili olan Antalya’nın CHP İl Başkanı Özer Ülken tarafından verilmiş. Ülken “Kılıçdaroğlu’nun istediği blok listeye tam destek verdiklerini” açıkladı. Bu ders de yetmezse ne yeter ki?
ODTÜ’de gözaltında!
Başbakan Erdoğan’a protesto gösterisi yapan Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencileri gözaltına alınmış bu kez de.. Polis tarafından içeri girmeleri engellenince “kendi okulumuzun salonuna alınmıyoruz” diye protesto edince Çevik Kuvvet gelmiş, 21 öğrenci gözaltına alınmış, buna tepki gösteren öğrencilere de biber gazı sıkılmış.
Ben de beş yıl ODTÜ’de okuduğum için bu üniversite öğrencilerinin kesinlikle birileri tarafından yönlendirilemeyeceğini, tepkilerinin doğal olarak ortaya çıkacağını iyi bilirim. Baskılarla durdurulmayı asla kabul etmeyeceklerini de... Diğer üniversitelerde yapıldığı gibi bu “düşmana reva görülecek tutum” yerine, polisi saldırtmak yerine onlarla önceden konuşularak durum açıklansa bu tablo önlenebilirdi. Gerçi kendi adıma; okuduğum yıllarda eylemlerden uzak dururdum ama bu “öğrencilerin tepki hakkının biber gazı ile, gözaltı ile ellerinden alınmasına” susmamı gerektirmiyor.
Yumurta atılmadığı, bir şiddet eylemi olmadığı halde her protestoda bu mu yaşanacak, yaratılan düşmanca kutuplaşmayı kim durduracak merak ediyorum.
Başbakan Şener’e ‘açıklamazsan..’ desin!
Haberin Devamı

