Bir “Her Açıdan” programında başlayan “Başbakanlık Müsteşarı Efkan Alâ tartışması” kıyasıya sürüyor. 23 Kasım’daki programda CHP Konya Milletvekili Atilla Kart’ın “Başbakanlık Müsteşarı uluslararası bir şirket olan Ojer’in denetim kurulu üyeliğini yaptı, bunun açıklaması olamaz” diyerek “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını” söylemesi üzerine Nazlı Ilıcak “Ben bu konuyu araştıracak ve yazacağım” demişti.
Daha sonra “yakından tanırım” dediği Efkan Alâ’yla konuşarak köşesinde Atilla Kart’ı “yalan ve iftira makinesi” olmakla suçladığı bir yazı yazdı. Onun “Kemal Kılıçdaroğlu’na özendiğini ama belgesiz konuştuğunu” anlatıyor, Efkan Alâ’nın “Hazine adına denetim kurulu üyeliği yaptığını” bildiriyordu.
Tartışma benim programımda başladığı ve Nazlı Hanım yazılarında bunu belirttiği için konuya müdahil oldum biliyorsunuz...
Devam ediyorum.
Öncelikle, bir milletvekiline bu şekilde hakaretin doğru olmadığını Nazlı Ilıcak da fark etmiş olmalı ki ilk yazısından sonra üslubunu değiştirdi ve yalancılıkla suçlamaktan “biraz ciddiyet” noktasına geldi. Buna rağmen Cumartesi günü telefonla aradığım Atilla Kart çok kızgın ve yasal hakkını arayacağını söylüyor, onu bildireyim.
İkincisi bu milletvekili 25 yıllık bir hukukçu ve herhalde emin olmadığı bir konuda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir Başbakan müsteşarı için suç duyurusunda bulunmaz.
Kaldı ki suç duyurusu Ilıcak’ın “ona özeniyor” dediği Kemal Kılıçdaroğlu ile Atilla Kart’ın müşterek imzasıyla, her ikisi tarafından yapılmış.
Mesele kısaca şöyle:
Türk Telekom’da Ojer’in yüzde 55, T.C. adına Hazine Müsteşarlığının da yüzde 30 hissesi var. Bu sermaye yapısına göre 3 Denetim Kurulu Üyesinden 2’si Ojer’e, 1’i T.C.’ye ait ve bu 1 üyeliği de Ulaştırma Bakanlığı’ndan İsmet Yılmaz yapıyor. Ojer adına 2 üyelikten birini ise Efkan Alâ’nın yaptığı Türk Telekom’un (12 Mart 2008’de) şirket karar defterinde açıklanmış ve (12 Mayıs 2008’de) Ticaret Sicili Gazetesi’nde de ilân edilmiş.
GARİP BİR ÖZVERİ!
Sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile Atilla Kart’ın 11 Kasım’da birlikte suç duyurusunda bulunması üzerine Ojer’le Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı birlikte bir açıklama yapıyor ve “Ojer’in kendisine ait 2 kontenjandan birini T.C. Başbakanlık H. Müsteşarlığı’na verdiğini” bildiriyorlar.
Bu da 20 Kasım 2008 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi’nde açıklanıyor. Nazlı Ilıcak 29 Kasım Cumartesi günü köşesinde gazetedeki bu bilginin fotoğrafını yayımladı.
Dikkat edilirse suç duyurusunun hemen arkasından Ojer’in denetim kurulu üyeliklerinden birini gönüllü olarak (ve halihazırda 1 üyesi varken) T.C.’ye vermesinin hiçbir mantığı olmadığı anında görülür.
Zaten herhalde yargı değerlendirmeyi şahıslara, yazılara göre değil belgelere göre yapacaktır. Ama görülüyor ki Nazlı Ilıcak durumla Efkan Alâ’nın kendisinden bile daha ilgili... Onu bir avukat gibi savunuyor.
Şimdi Yargıtay, Başbakan Erdoğan’dan Müsteşar ile ilgili soruşturma izni isteyecek.
Başbakan’ın bu izni vermeyeceği büyük bir olasılıktır. Oysa Nazlı Hanım gibi “kendisini her şart altında destekleyen” bir yazarı düşünerek ve gerçeğin ortaya çıkması adına Erdoğan bu izni verirse konu kapanır.
Madem ki Efkan Alâ yanlış yapmamış, suç işlememiştir, onun aklanmasını sağlamak da Başbakan’a düşer. Bakalım bu izni verecek mi?
Zira Efkan Alâ’nın o görevde kalmaya devam etmesi bile anlamlı sayılmaz, Zahit Akman da hâlâ yerinde tutulduğuna göre...
İlk kadın Bakan kim?
Ankara’da yapılan “Uluslararası İş’te Kadın” kongresinde Başbakan Erdoğan eski Devlet Bakanı İmren Aykut’a “Türkiye’nin İlk Kadın Bakanı” plâketi verdi.
Türkiye’nin ilkleri söz konusu olduğunda elbette “ilk kadın bakan”, “ilk kadın başbakan koruması”ndan önce gelir ama bizim gazeteler bunun tam tersini çevirmiş, koruma haberine yüklenmişlerdi.
Asıl önemli hata ise SABAH’ın haberinde kullandığı “Birinci kadın bakan Türkan Akyol olduğu halde plâket İmren Aykut’a verildi” cümlesinde. Buna göre Başbakan Erdoğan ödülü İmren Aykut’a vermekle yanlış bir iş yapmıştı.
Oysa işte burada yanlış Erdoğan’a değil SABAH’a ait. Çünkü...
Türkan Akyol’un kabinede yer alması bir demokratik süreç içinde değil bir darbe sonucu oldu. Yani Akyol bir darbe hükümetinin bakanıydı ve göreve geliş şekli ne demokrasiye, ne Anayasa’ya uygundu.
Bu nedenle onun “ilk kadın bakan” kabul edilmesi demokrasinin, Anayasa’nın önemini hiçe saymak olur. İmren Aykut halkın oyları ile Meclis’e gelerek Türkiye Cumhuriyeti’nin 46. hükümeti olan “ikinci Özal Hükümeti’nde” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapan “ilk kadın bakan”dır.
Bunun önemini anlamak için Dünya Parlamentolar Birliği’nin istatistiklerine bakmak bile yeterlidir. Seçilmemiş hükümetleri yasal kabul etmedikleri için darbe hükümetleriyle ya da Meclis’iyle ilgili istatistikler onların yayınlarında yer almamış, boş bırakılmıştır.
Aslında Başbakan Erdoğan tarafından verilen plâket doğru bir kararın sonucudur, kutlamak lazım.
Bundan sonra bilenler bilmeyenlere anlatsın, Türkiye’nin “ilk kadın bakanı” İmren Aykut’tur, plâketi de anasının sütü gibi helaldir.
Tabii Türkan Akyol’un bundan alınmaması gerekir, göreve çağrılmış ve kabul ederek kısa bir süre gerekeni yapmış. Eğer daha sonra bu konu gündeme geldiğinde “Ben seçilmiş bir bakan değildim” deseydi, bugün hata yapılmayacaktı.

