Başbakan’ın yakışıklılığını nasıl anlarız?

Haberin Devamı

Dün Hürriyet gazetesinden telefon ettiler; Rupert Murdoch Amerika’da karşılaştığı Başbakan Erdoğan’a onu “çok karizmatik ve yakışıklı” bulduğunu söylemiş, “kadın yazarlar da böyle buluyor mu” diye soruyorlar.

Başbakan’ın kendi ülkesinin vatandaşları onu Türkiye’de iş yapan bir büyük medya patronundan daha farklı görebilir tabii, soruya ilk tepkim buydu.

Tayyip Erdoğan’la ilk röportajımı yaptığımda Refah Partisi İstanbul İl Başkanı idi. Ve açıkçası sıradan giysiler içinde, sıradan bir siyasetçi olarak beni karizması veya yakışıklılığıyla hiç etkilememişti. Zaten olağanüstü bir durum yoksa röportaj yaptığım insanlara bu yönden bakmak aklıma da gelmez.

Ayrıca ona sorduğum üç soruya, o günlerin “adil düzen”ci bir politikacısı olarak verdiği cevaplar aklımdaki olumlu düşünce kırıntılarını bile bir çırpıda götürecek nitelikteydi. Kısacası bende bıraktığı izlenimde olumlu bir şey yoktu.

İstanbul Belediye Başkanı olduktan sonraki ilk karşılaşmamızda ise görüntüsü tamamen değişmiş, kendine güveni artmıştı. Kıyafeti gayet şık, davranışları nazik, konuşmaları daha demokrat ve hoşgörülüydü.

KARİZMA NEDİR, NASIL ÇİZİLİR?
İşte o zaman karizmatik göründüğünü düşünmüştüm. Demek ki kişilik bir bütün olarak algılanıyor. Bunda önce mevkiinin, sonra giyimin, konuşmanın, davranışın büyük etkisi oluyor.

Yani bir siyasi figürü karizmatik veya yakışıklı bulmanızda onun fiziksel özellikleri pek az rol oynuyor. Örneğin Ahmet Mete Işıkara’nın en popüler olduğu 17 Ağustos depremi sonrasında, sık sık ekrana çıktığı, konferanslar verdiği günlerde onu da “en yakışıklı, en karizmatik” seçmişlerdi ve buna kendisi bile gülmüştü...

Sakın alınmasın, böyle olmadığını söylemiyorum; bir deprem uzmanına bu gözle bakmanın ne kadar alakasız olduğunu, şartlar ve popülaritenin izlenimlerde ne kadar etkili olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Karizma veya yakışıklılık bir takım etkileyici şartların bir araya gelmesiyle oluşuyor.

Bana göre ise neredeyse tümüyle kişilik özelliklerinden... Zeki, dürüst, güvenilir, sözünün arkasında duran, bencil ve kaypak davranmayan, güler yüzlü, hoşgörülü, saygılı (kızdığı anlarda bunları yitirmeyen), espri anlayışı olan ve tabii bu özellikleri duruşuna yansıyan insanlar bence dikkat çeken, karizmatik insanlardır.

Türkiye daha önce de karizmatik liderler, “güzel kadın” başbakanlar gördü. Bunlar arasında yukardaki özelliklere sahip olmayan ama “karizmatik” bulunanlar vardı.

Sonunda karizmaları tümüyle çizilip gözümüze çok çirkin görünerek ayrıldılar. Onun için dostlar ben sıfatları bol keseden dağıtmam. Hak edenler giderken de karizmatik kalmayı bilenlerdir.

Şu günlerde Başbakan’ın görüntüsü beni Rupert Murdoch gibi ilgilendirmiyor doğrusu!

*****

Yavaş ve derinden!
Malezya’nın dini lideri Nik Abdülaziz İslâmcıların, yani Malezya’nın şu andaki hali gibi İslâmi diktatörlük isteyenlerin düşüncesini pek güzel açıklamış.

Türkiye için “Siz ilk Müslüman laik devletsiniz ve bunu Atatürk yaptı” dedikten sonra bunun İslâm dinine aykırı olduğunu söylemiş. Bu cümlesi de, laiklik konusundaki bilgisi de tümüyle yanlış.

Laikliğin Müslümanlıkla da, diğer dinlerle de çelişen bir yanı olmadığı gibi, “laik ve Müslüman” devlet de olmaz. Laik devlet her din ve inanca eşit davranan, nötr devlettir. Atatürk ise Türkiye’nin Malezya gibi İslâmi diktatörlüğe dönmemesinin en önemli nedenini gerçekleştirmiştir. Onun için kendi işlerine bakıp Türkiye’yi rahat bıraksınlar.

Nik Abdülaziz’in “AKP’yi örnek alıyorum, yavaş ve derinden ilerliyor, kimseyi fazla sinirlendirmeden doğru stratejiyle yol alıyorlar” sözleri ise çok daha önemli... Sessiz ve derinden yürümenin, sigarayı bile “İslâm’a aykırı” diye yasaklayanlar, 6-7 yaşındaki çocukları tesettüre sokup “oruca alışsın” diye bayılmasına bile göz yumanlar tarafından bu kadar takdir edilmesini nasıl değerlendirmeliyiz sizce?

(Not: Türkiye’deki gelişmelerin kimseyi sinirlendirmediği konusundaki yanlışı başlı başına bir tartışma konusu!)

DİĞER YENİ YAZILAR