Başbakan’ın Sezer’le “ailecek yemek” isteği!

Haberin Devamı

Ertuğrul Özkök’ün Başbakan Tayyip Erdoğan’la yaptığı röportajda enteresan vurgular vardı.

Bunlardan biri “Paris’teki toplantıda hiç yadırganmadıklarını, yabancılık çekmediklerini” söyleyerek başlıyor, şöyle devam ediyordu:

“Ama ben kendi ülkemde 5,5 yıl boyunca cumhurbaşkanımın misafiri olamadım. Oysa ben onunla ailecek, baş başa oturup yemek yemeği isterdim. Rahat ortamda memleketimizin meselelerini konuşmayı arzu ederdim.”

Paris’teki Akdeniz Liderleri Toplantısı’nda eşinin türbanı nedeniyle yadırganmadığını kastediyor. Sözlerinin devamı da yine “türban”la ilgili...

Türbanın bundan sonra da hiçbir konuşmada gündemden düşürülmeyeceği, toplumun yine “türban temel alınarak” bölünmeye devam edeceği anlaşılıyor... Bununla birlikte Başbakan Paris’te neden yadırganmayı beklemiş ve yadırganmayınca şaşırmış orası anlaşılmıyor bence...

Konu Avrupalıların türban görünce veya Türkiye’yi artık “toptan türbanlı” görünce şaşırmaları değil. Türkiye’nin bu yeni imajına alıştılar artık, türban veya bir başka dinî-siyasi kıyafet de onları kendi laiklik kuralları çerçevesinde, kendi ülkelerinde ilgilendiriyor. Biz Suudi Kralı’nın kıyafetine şaşırıyor muyuz? Kendisini ilgilendirir.

Türkiye’de de olay “yadırgamak, yadırgamamak” değil, türban artık en tepeden başlayarak her yerde mevcut.

Bu karşılaştırmayı yapan Başbakan da biliyor ki konu “türbanın sırayla üniversite, kamu kuruluşları ve okullar yoluyla kısa sürede tüm topluma dayatılacak hale gelmesi, gelecek olması”dır.

Fazla şaşırmaya gerek yok, bunun yaşandığı ülkelere bakmak yeter.

Cumhurbaşkanı Sezer’den önceki cumhurbaşkanlarının kaçı başbakanlarla eşli, ailecek yemek yediler, onu da merak ediyor insan... Memleket meselelerinin aile yemeklerinde konuşulup konuşulmadığını da...

Âdet böyle midir acaba?

Sezer mesafeli bir cumhurbaşkanıydı, siyasetçilerle de, medyayla da konuları daha resmî çerçevede görüyordu, ilişkilerini de ilk günden böyle düzenledi.

Mesela biz Bayan Sezer’in bir yabancı devlet başkanı eşinin beline sarıldığını, kol kola girdiğini de görmedik. Onlar her şeyi protokol dahilinde yaptılar (Ahmedinecad’a İstanbul’da özel program da hazırlanamazdı şüphesiz...)

Şimdi “siz bize çaya gelin, biz size kahveye” tarzı oluyor diye ilişkiler, onlara kızamayız. İşi yine getirip türbana da bağlayamayız.

Ama Başbakan’ın bu sözleri bana “Acaba neden kendi medyaları ve gazetecilerinden başka hiçbir gazeteci memleket meselelerini konuşmak üzere onlar tarafından asla davet edilmiyor, isteyenler yok mudur Başbakan gibi” sorusunu hatırlattı.

Örneğin bugüne kadar görülmemiş şekilde bazıları Köşk’te sık sık ailecek yemek yiyorlar... Demek ki bu konu “tercih meselesi” imiş. Kapatalım, sızlanır görünmeyelim o zaman!

*****

Suudi’den daha Suudi’yiz vesselam!

Eski Meclis Başkanı “çağdaş ve laik kadın” deyişiyle genelde türban takmayan kadınları konkenci yapsa da (önemlidir bu, küçümsemiyorum), iktidar yağcısı akademisyen ve yazar kadınlar (özellikle) sıkılmadan başı açık olmakla veya laiklikle “dekolte”yi bağlamaya çalışsa da insanların ne giyip ne taktığı Türkiye’de saygılı, akıllı vatandaşları hiç ilgilendirmez.

Yalnızca gerçek bir demokrasinin de özü olan laiklik gereği devlete ait alanlar dışında... Onun da büyük ölçüde “hizmet veren”lerle sınırlanması tamamlanmış durumda zaten...

Okullar ve üniversiteler dışında... (Görüldüğü gibi Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, resmî temsil görevleri türbanlı eşlere tümüyle serbest, sorun yok.)

Bununla birlikte insanın gözü Suudi’lere, Suriyelilere takılıyor ister istemez, bir karşılaştırma yapılıyor.

Beşar Esad’ın eşinin Bodrum sıcağına da, kendi konumuna da aykırı olmayan yazlık elbisesiyle, Emine Hanım’ın 45 derece sıcakta bir tek eldiveni eksik bayıltacak tesettür kıyafeti karşılaştırılıyor mesela... Hz. Peygamber’in soyundan gelen Ürdün Kralı’nın eşinin kıyafetlerinde olduğu gibi... Diğer Arap ülkelerinin lider eşleriyle olduğu gibi... Onlar Müslümanlığı bizim kadar bilmiyorlar mı acaba, yoksa bizim İran usulünü mü izlememiz gerekiyor diye düşünüyor insan...

Ama sonuçta kime ne, herkes devlet alanları dışında istediği gibi giyinir...

Şimdi Nazlı Ilıcak Ege sahillerini içkiyle, dansla eşleştirir ve “AKP’li zevatın ilgi alanı değil, çünkü onlar umumi yerde denize girmiyor, içki içmiyor, dans etmiyor” derken (Erbakan yıllardır Altınoluk’ta dans edip içki mi içiyor), Suudi Prensi Al Saud tatilini geçirmek için kızları ve eşiyle Bodrum’a gelmiş.

Müslümanlığın doğduğu ülkenin Prensi’nin yanındaki kadınlar şortlu, mini etekli, başı açık şekilde teknede görülüyorlar. Etrafta çok sayıda erkek var.

Prens’in eşinin jet ski üzerindeki fotoğrafları ise açıkçası “sade seksi”yi de geçmiş, vahşi bir seksapel sergiliyor (her başı açık kadının harcı değildir bu kadarı... Çoğu kendi halinde, köşesinde denize girer.)

Hem de çevre gazetecilerle doluyken eğlendikleri için fotoğrafları Çarşamba gününden beri internette yer almakta...

Bırakın “şimdi bunlara dinsiz mi demeli” veya “dinsiz mi diyecekler” sorusunu ben Bülent Arınç’ı merak ediyorum.

Prensin karşısına da geçip “Sizin çağdaş eşiniz kumarbaz ve içkici mi” diye sorar mı acaba?

Onlar bizimkilerin “deniz ortasında bile bir tek eldiveni ve kar şapkası eksik tesettür mayolarına” bir şey demediğine göre sormaması lazım.

Suudi’ler hiç değilse Türkiye’de özgürlüğü tadıyorlar. Bizde ise 20 erkeğin bulunduğu kuaförden girerken türbanını çıkarıp, giderken takanlar var. Kulaktan duyma değil, kaç kez gözlerimle gördüm.

*****

4 eşe doğru doludizgin...

Tekbir Giyim’in sahibi “3 karımla çok mutluyuz, kime ne” demiş ve hakkında dava açılmıştı biliyorsunuz.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı “Resmî nikah olmadan dinî nikahın yasaklandığını ama çok eşli yaşamayı kısıtlayan yasal bir hükmün bulunmadığını” bildirmiş ve bu nedenle kovuşturmaya gerek görülmediğine karar vermiş.

Demek ki Mustafa Karaduman “imam nikahlı eşi olmadığını” söyledi, aksi takdirde cezalandırılması gerekecekti. Aslına bakarsanız milletvekilleri arasında bile imam nikahlı eşleri olduğunu çekinmeden söyleyenler varken artık bu konunun sonu gelmez.

Yakında erkeklerin “4 karı almaya hakkı olduğunun” açık açık yazılıp çizildiğini de duyabiliriz. Yine ‘Başbakan’ diyeceğim ama elimde değil hatırlıyorum Erdoğan Avrupa’da kendisine konuyu soran gazetecilere “Bazı özel durumlarda, örneğin eşi hastaysa erkek yeniden evlenebilir” demişti.

Belki Karaduman’ın da eşi -veya eşleri- hastadır kim bilir?

Hukukçular “dinî nikahın da resmî nikah gibi belgeyle, kayda geçilerek kıyılmasının çözüm olabileceğini” söylüyorlar.

Ben ise Başbakan’ın o sözünü geri almasının, din gerekçe gösterilerek çok eşliliğin savunulamayacağını topluma anlatmasının çözüm olabileceğini düşünüyorum. Ama belki de çözüm isteyen bile yoktur artık, belki kadınlar 1400 yıl geriye giderek din adına bunu da kabullenmişlerdir, ne dersiniz?

Haydi hayırlı olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR