Başbakan’ın enteresan konuşmaları

Haberin Devamı

Önce “gözaltılar”ı açıklama görevi hukuken kendisine verilmiş gibi veya başsavcılardan, savcılardan, sözcülerden çok bu iş kendisine aitmiş gibi Başbakan açıkladı.
Sonra bu açıklamada şöyle dedi:
“Tabii bizler de iddianamenin bir an önce hazırlanmasını bekliyoruz”. Bunu uzun süre önce söylemişti, beklendi, beklendi, olmadı...
Ama açıklamasının devamında (gözaltılardan söz ediyor):
“Herhalde yargının iddianameyi tamamlamasına yönelik bir adımı diye düşünüyorum. Sayın Savcı’nın, 10. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla atılmış bir adım” demesinin hemen ardından iddianamenin hazır olduğu açıklandı. Demek iddianameler “önce ceza, sonra iddianame” şeklinde ortaya çıkarmış. Kapatma davasında da böyle yapsalar ne yapardı acaba Başbakan? Bu birinci mesele...
İkincisi Başbakan Erdoğan nasıl oluyor da bu gözaltıların “iddianamenin tamamlanmasına yönelik bir adım olduğunu” biliyor? Veya iddianamenin tamamlanacağı zamanı bu dakiklikle tahmin edebiliyor?
Hani insan birlikte hazırlasa ancak bu kadar zamanlamayı tutturabilir, ben tahmin gücüne hayran oldum.
Türkiye’yi yolundan saptıracak; “laik-demokratik-hukuk devleti” kimliğini değiştirtecek her plana, her eyleme aynı derecede karşıyız, olmak zorundayız. Bu nedenle “hukuka uygun” önlemler alınması, soruşturmalar yapılması doğaldır. Ama hukuka uygun olduğu sürece...
Yüksek yargının yaptığı denetime yargı darbesi derken, hükümet eliyle bir darbeyi düşündürmeyecek şekilde.

Hangi yargı bağımsız?

Biliyorsunuz kapatma davasından bu yana (aslında ikisi birbirinin uzantısı olmasına rağmen) yargı tarafsızlığı, yargı bağımsızlığı da devamlı gündemde tutuldu.
Önemlidir bu konu,daha önce defalarca yazdım ama tekrar hatırlayalım: Şu anda “yüksek yargı”nın bağımsızlığına güvenilebilir, çünkü üyeleri henüz siyasi güç tarafından (Meclis demeyelim artık) belirlenmemiştir.
Oysa HSYK (Hakimler-Savcılar Yüksek Kurulu)nun başında Adalet Bakanı vardır ve başsavcılar doğrudan Adalet Bakanlığı’na bağlıdır (hem idari, hem görev yönünden...)
Savcıların da Başsavcı’nın haberi olmadan hiç bir eyleme girişemeyeceği tüm hukukçular tarafından net şekilde bilinirken bu gözaltıları “bir savcının bağımsız kararı” gibi göstermek ne kadar inandırıcı olabilir?
Gözaltı kararlarını veren kişi Savcı iken ve mahkemeye “delilleri kararkma, kaçma” gibi ihtimalleri öne sürerek ikna edici delilleri veren de Emniyet’le birlikte kendisi iken bu bağımsızlık iddiası ne kadar inandırıcı olabilir?
Özden Örnek neden atlandı?
Dün birçok köşede sorulan çok önemli bir soruydu... Madem ki gözaltına alınanların Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen “darbe günlükleri”nde adı varmış, görüşen veya telefonla konuşanlar gözaltına alınıyormuş (ne kolay değil mi, biri isminizi eklese adamı hiç tanımasanız bile gittiniz yani, zaten Örnek’in kendisi de günlükte kendisinin yazmadığı sonradan eklemeler olduğunu söyledi), o zaman Özden Örnek ve onunla görüşen, konuşanların, Ayışığı, Sarıkız’cıların, Şener Eruygur’un gözaltısı, sorgulaması neden o zaman yapılmadı? Yapılsa büyük ihtimalle olay bugüne kadar anlaşılırdı. Konuyla ilgili herşeyi bilen Başbakan herhalde bunu da biliyordur. Merakla bekleyen halka açıklaması gerekmez mi?
Dün Cüneyt Ülsever yazmıştı, Emre Aköz “Medya ayağı henüz eksik” diyormuş, bir soru da ona; Madem ki bu kadar emin şekilde biliyor, neden eksikleri söylemiyor acaba?.. Döksün içini rahatlasın.
“Cumhuriyet yanlısı, Atatürk’e saygılı herkes darbeci” desin meselâ... Ya da gazetesinin yayımlamaya utandığı gazeteci listesini yazsın.
Bazıları “gözü kararınca” her şeyi yapar ama...
Bakalım kimi inandırabiliyor!

*****


Pek özgür bir polis

Memlekette terbiyesizlik, küstahlık diz boyunu çoktan aştığı,boğazımıza yaklaştığı için artık yeni örnekleri bize doğal gelir oldu...
ATO Başkanı Sinan Aygün’ün, gözaltı sırasında gazetecilerin sorusu üzerine söylediği “Atatürk’ü sevdiğim için göz altına alınıyorum” sözüne bir polis atılarak:
“Atatürk’ü sevdiğini söylüyorsun ama kasadan çıkan paraların üstünde Atatürk yok” cevabını vermiş.
Önce “Euro’nun üstünde Atatürk’ün resmini bekleyen zeka”nın polis olması, sonra da resmi görev yapan sıradan bir memurun üstüne vazifeymiş gibi böyle bir söz söyleyebilmesi dikkat çekicidir.
Bu polisin görevini aşmak ve kötüye kullanmaktan, bir de üstüne ’’hakaret’ten işlem görmesi gerekmiyor mu?
Yoksa bazıları konuşmalarından dolayı tutuklanırken (yine çok bağımsız (!) olduğu devamlı tekrarlanan Emniyet’ten) polislere sınırsız özgürlük mü tanındı memlekette?
(Not: Polis fazla konuşacağına Sinan Aygün’ün ofisindeki şofbende bulunan silahı kimin koyduğunu ortaya çıkarsın!)

DİĞER YENİ YAZILAR