Pazar günü başladığım yazıya devam ediyorum. Süleyman Demirel'in veya bir başka vatandaşın alınteriyle aldığı Rolex saatine kimsenin karışamayacağını hatırlatmıştık.
Kaldı ki Demirel başbakan olmadan önce de iyi bir yaşam standardına sahipti. Kazançları hakkında soru işaretleri tartışılmış olsa da Tansu Çiller yine öyle. Bizi elbette dürüst insanların yönetmesi çok önemli, bunu, seçerken düşünmeliyiz. Ama asıl önemlisi, ille de önemlisi başbakan (bakan veya belediye başkanı, bürokrat) olduktan sonra yaptıkları... Bu bir
İkincisi... Öncekilerde herhangi bir yanlış varsa bu "örnek" olarak alınabilir mi? Yani kötü örnek emsal olur mu? Onların, partilerini birinci, ikinci durumdan sonunculuğa sürükleme nedenleri ve yeni bir partinin tek parti olarak çıkışının nedeni zaten toplumun bu yanlışlardan kurtulma, temiz, dürüst siyasete kavuşma isteği değil mi?
Diğer mesleklerde çalışanların, örneğin gazetecilerin siyasetçiden daha çok kazandığını söyleyenler var. Tamam doğrudur. Ama başbakan olmakla gazeteci olmak arasında da belirgin farklar var. Haydi farkları bir kez daha tek tek anlatmayayım da şunu sorayım; daha çok kazanan gazetecilere başbakanlık teklif etseniz çoğu anında kabul eder, başbakana maaşının üç, beş değil on katıyla gazetecilik teklif edilse yer değiştirmeyi kabul eder mi? Bu üç...
Gazetecilerin çocuklarını iş adamı arkadaşları Amerika'da okutmayı teklif etmiyor, onu da hatırlatmış olayım.
Ve sonuncu olarak, yöneticilerimiz o mevkilere talip olurken, alacaktan maaşı bilmiyorlar mıydı acaba? Bilmiyorlarsa, maaşı arttırmayı gündeme getireceklerine neden "işlerini" yürütmeyi gündeme getiriyorlar?
Diyorum ya, taşlar yerine oturmayınca ilerleme kaydedemiyor, dön baba dönelim hep aynı noktalarda sayıyoruz.
Tartışmalıyız!
(Not: Diğer mesleklerde, örneğin yine gazetecilikte yüksek maaştan genelde -istisnalar var elbet- çok deneyimli olanlar alır. Şimdiki siyasilerin çoğu "iş"te yeniler henüz, kalifiye eleman hiç sayılmazlar. Toplum onun da sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak. Bir de bunu hatırlatayım. Bizde genellikle sonunda siyasilerin vatandaşa tazminat vermesi gereken tablolar ortaya çıkıyor da!)
O kadar çok yol alındı ki!(2)
Dünkü yazımda Dünya Kadınlar Günü'nün anlamından söz etmiş ve bizde de Amerika, İsveç gibi ülkelere benzer bir dayanışma gösterilebilseydi birçok sorun bugüne kadar çözülmüş olurdu demiştim. Bununla birlikte bugün kadın hakları konusunda oldukça yol katedilmiş durumda...
Medeni Kanun değişikliğinde tepki ve katılım yetersizdi, onun için kadınların yarısı mal rejimi ile ilgili maddeden göz göre göre yararlandırılmadı.
TCK değişikliğine gelindiğinde toplum daha ilgili ve duyarlı davrandı, sadece bu nedenle, birilerinin "Aman şimdi çıkmazsa hiç çıkmayacak" veya "Aman bu hükümet döneminde çıksın" düşüncesiyle yarım yamalak çıkarıtamıyor.
Dünya Kadınlar Günü de kadın kuruluşlarının toplu şekilde tepkilerini göstermesi, örneğin töre cinayetleri ile ilgili değişikliklerin bir an önce gerçekleştirilmesi için yapılan gösteriler, toplantılar için tam zamanında bir fırsat oldu.
Bu arada mutlaka vurgulanması gereken bir nokta var. Çok önemliydi ve bunu yeterince takdir edemedik.
Eyüp 1. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti geçenlerde, töre cinayeti denilen bir namus cinayetinde TCK'nın 462. maddesindeki tahrik indirimini uygulamadı ve "sadece eşlerinden boşanarak ayrı eve çıktıkları için bir kızkardeşini öldürüp diğerini sakat bırakan" ağabeye 24 yıl hapis cezası verdi, hatırlayacaksınız.
Türk Ceza Kanunu değişiklikleri Alt Komisyon'da görüşülür ve henüz tecavüz ve namus cinayetlerinde indirim için ısrarlı baskılar yapılırken bunun benzeri bir hakim kararı daha çıkmıştı.
Yani daha Tasarı yasalaşmadan hakimler tercihlerini tahrik indirimi yapmamak yönünde kullanmaya başladılar. Onlar bu ülkenin öncü, cesur, çağdaş hakimleri. Ve hepimiz tarafından ayakta alkışlanmayı hak ediyorlar.
Dansı trafik suçlarının, çocuk ve kadın taciz-tecavüz suçlarının, gizli kamera gibi özel yaşam tecavüzü yapanlarla ilgili maddelerin başına. Umalım da hakimler tüm suçlara hak ettiği cezalan vererek Türkiye'yi adil bir ülke haline getirsinler.
Bu arada... Duyduğuma göre "Tasarı"yı geri çektirtme veya değişiklikleri ileri tarihlere bırakma yolunda faaliyetler de oluyormuş.
Konu üzerinde sıkı şekilde yoğunlaşan birileri "Bu değişiklikler Türkiye'ye bir numara bol gelir" diyorlarmış.
Şu saatten sonra Tasarı'yı durdurmak da üç numara bol gelir sanıyorum.
Ne kadınlar, ne de erkekler, aklı başında hiçbir vatandaş buna asta izin vermez, böylece biline!
Başbakan gazeteciyle yer değiştirir mi? (2)
Pazar günü başladığım yazıya devam ediyorum
Haberin Devamı

