Devamlı mektup, telefon yağıyor Başbakan’ın “Bırakılan çocuk davulcuya gider” sözleri için... Çoğu; Başbakan ‘erkek arkadaşı olanların sonu budur’ veya ‘onlar ahlaksızdır’ mı demek istiyor” diye soruyorlar.
Gerçekten de çocuklarının bu şekilde ölümüyle, Adli Tıp’ta olan sperm rezaleti gibi başka üzücü olaylarla, katilin hâlâ yakalanamayışıyla zaten üzüntüsüne üzüntü katılmış bir ailenin bir de “cinayetler, katliamlar duyuyoruz, anne baba olarak kendimizi de hesaba çekmeliyiz” gibi suçlamalarla karşılaşması dayanılır bir durum değil.
Münevver Karabulut dil öğrenmek için 1 yıl Kanada’da kalmış, bir şey olmamış. Başbakan dahil birçok kişinin çocukları eğitim için Avrupa’ya, ABD’ye gidiyor, aileler bu çocukların başında nöbet mi bekliyor?
Münevver Karabulut’un babası haklı olarak bu konuşmaya öfkeli bir cevap verdi ve “yapılanın büyük bir ayıp olduğunu” vurgulayarak şöyle dedi:
“Sizin vazifeniz katilleri ortaya çıkarmak, Adli Tıp’taki kirli ilişkileri düzeltmek. Adli Tıp rezaletini nasıl görmezden gelirsiniz? Devlet benim kızımı lekeledi. Başbakan diyorsa ki ‘ya davulcuya, ya zurnacıya gider’, pekalâ kurumlar nereye gitti?”
Büyük acısı olan bir babaya daha büyük acı vermek yerine, Başbakan’ın önce Münevver’in katilinin bulunması (nasıl aramadır ki aylar geçti) ve en ağır şekilde cezalandırılması için “bu davanın da savcısı olması” gerekirdi. Sonra, Adli Tıp’tan istifa eden Psikolog Doç. Dr. Ayten Erdoğan’ın anlattıklarına kulak vermesi; her gün minibüsler dolusu tecavüze uğramış çocuğun Adli Tıp’a geldiğini, Türkiye’de çocuk tecavüzünün çok yaygın olduğunu, tecavüzcülerle çocukların aynı araçta getirildiğini, “Nasılsın” diye sorulduğunda otomatik şekilde “İyiyim” diye cevap veren tecavüz mağduru çocuklara “ruh sağlığı yerinde” raporu verildiğini öğrenmesi, bu rezaletlerin yanında “sperm ve kanları karıştırma” skandallarının da yaşandığı Adli Tıp denen aciz kurumun acilen düzeltilmesini Cumhurbaşkanı el atmadan çok önce sağlaması gerekirdi.
İstanbul gibi en özenle korunması gereken bir ilin Beyoğlu gibi en turistik semtlerinden birinde günün ve sokağın ortasında bir tinercinin bir turisti bıçakla kalbinden vurması vahşetinin nasıl yaşanabildiğini sorgulaması, bu başıboşluk nedeniyle Emniyet Müdürü’yle birlikte (yalnız Türkiye’nin değil) dünyanın karşısına çıkıp özür dilemesi gerekirdi.
Neden İspanya’da, Fransa’da, Yunanistan’da ve hatta Fas’ta, Cezayir’de böyle olaylar olmuyor? (Bunu bilmek milletin hakkıdır? Aynı olayları her gün yaşamak, üzülmek ve dünyada hep kötü olaylarla anılmak zorunda mı bu ülke?)
SİGARA ÖNEMLİ, VAHŞET DEĞİL
Adaletsizlik, başıboşluk katlanılmaz bir boyuta ulaştı. Televizyon dizilerinin çoğunda cinayet, tecavüz, silahla bıçakla yaralama, kadına karşı şiddetin fazlasıyla yer alması yetmiyormuş gibi komedilerde bile kesme, öldürme, katliam, cinnet sahnelerinin gösterilmesi, dehşet verici olayların mizahla bağdaşabileceği, şakaya alınabileceği mesajını veriyor ama “sigara içilmemesi” kadar ciddiye alınmıyor.
Böyle garip çelişki olur mu?
Sonra Deniz Feneri davasının neden hâlâ açtırılmadığını, suçlu olduğu Alman yargısı tarafından delillerle kanıtlanan isimlerin neden hâlâ serbest ve “iş başında” oldukları en çok sorulan sorular arasında, Deniz Feneri neden unutturuluyor?
Başbakan işte bu konularda konuşmalı, millet bunların açıklamasını bekliyor.
Çünkü kimse çocuğunun başında nöbet tutamaz ama her vatandaş güvenli ve adil bir ülkede, bir hukuk devletinde yaşamak ister. Ve bu hakkıdır!
HALİS TOPRAK’IN ÇOCUK TACİZİ!
71 yaşındaki Halis Toprak’ın 17 yaşında bir kızla evlenmesinin Hüseyin Üzmez olayından ne farkı olduğunu da soruyor okuyucu... Bence maalesef fazla fark yok.
Halis Toprak’ın çocuk yaşta (torunundan küçük) bir kızla evlenmesi, buna izin verilmesi; “babadan alınan özel izinle evlendi” denebilmesi devlet eliyle çocuk tecavüzüne icazet verilmesinden başka bir şey değildir.
Kızın babası bile “Benim kızım çocuk, bana ‘ağır baskı altındayım’ dedi” açıklaması yaparken ve zaten ülkede 12-17 yaş arası kız çocuklara dedeleri yaşındaki sapıkların tecavüzü had safhadayken böyle bir evliliğe izin verilemez. Devlet eliyle böyle ağır bir suç desteklenemez.
Buna susulduğu takdirde yakında 7-8 yaşındaki kızların dedelerle evlendirildiği Afganistan’a dönmemizi de kimse önleyemez.
Bunu da “sigara kadar zararlı” bulmuyorlar mı yoksa?

