Başbakan’a hak da veririm!

Haberin Devamı

Enteresandır; ona sadece “Erdoğan” diyemiyoruz hiçbirimiz... Hepimize korku mu saldı nedir, hani “korku” kelimesi benimle pek uyuşmaz ama ben bile hissediyorum bu dönemde medyaya yayılan tedirginliği...

Biz Turgut Özal’a başbakanlığı (ve cumhurbaşkanlığı) döneminde sadece Özal, Tansu Çiller’e sadece Çiller, Mesut Yılmaz’a yalnızca Yılmaz, Bülent Ecevit’e Ecevit diye hitabederdik yazılarımızda... Diğer tüm liderlere de. Ama Erdoğan’a “Başbakan”ı önüne eklemeden sadece soyadıyla hitabeden yok değil mi?

Oysa kendisi liderlere, gazetecilere (hatta gazete patronlarına), rektörlere, çiftçiye, emekli albaya, kısacası kim olursa olsun canının istediği kişiye her şeyi rahatça söylüyor. Peki medyanın hissettiği bu baskı neden acaba?

Merak ettim... Şimdi sadece “Erdoğan”ı deneyeceğim onun için; Erdoğan “Hedefte olan kişisiniz, medyaya yaptığım hayırlı işleri hiç yazmayanlar var” demiş... Ama siyasetçiler, hele de iktidar partisi yöneticileri “haber” olacak aykırı çıkışları sık sık yaparlarsa veya “siyasi hata” sayılan eylem ve söylemler yaratılırsa elbette medyanın görevi bunları eleştirmektir, irdelemektir. Olumlu işler zaten başta TRT olmak üzere birçok TV kanalında ve gazetede sürekli olarak ve fazlasıyla yer alıyor.

Ben “Ermeni soykırım iddiası” ile ilgili söylediklerinde de Erdoğan’ı haklı bulmuştum, “DTP’nin terör örgütüyle ilişkisi ve terörün bitmesi konusundaki samimiyetsiz tutumu” ile ilgili konuşmasını da haklı buluyorum. Hatta onun söyledikleri ile benim yazdıklarım birebir örtüşüyor bile diyebilirim.

Gel gör ki bunu yaparken aynı anda bu tarafta samimiyetsizlikler, hatalar varsa onları da yazarım. Başbakanlığa, cumhurbaşkanlığına, liderliğe, kısacası ülke yönetimine talip olmuş insanlar medya ve muhalefet tarafından sıkı şekilde eleştirilmeyi de peşinen kabul etmiş sayılırlar. Buna tepki göstermeye; “muhalefet bizi engellemeye çalışıyor” veya “bir grup medya bize zarar veriyor, onları almayın” demeye asla hakları olamaz. Örneğin; “yüzyılın en büyük yolsuzluğu” denilen büyüklükte bir bağış soygununda adı Alman Mahkemesi tarafından verilen, “asıl failler” listesinde bulunan RTÜK Başkanı’nı: “Temiz bir arkadaşımız olarak biliyoruz. Onun üzerinden çatlak oluşturma gayreti içine girmek çok yanlış... Arınç’ın görüşleri hükümetimizin ve başta benim kanaatimiz değildir” demesi uzun süre eleştirilmeye değer bir olaydır.

TEMİZLİK HANGİ SABUNLA?

Yargıya (hele de başında Adalet Bakanı’nın bulunduğu hakim ve savcılara) hükümet ve Başbakan Akman’ın arkasında mesajını -ve tabii gözdağı oluyor- vermektir (ki Akman “Başbakan arkamda” derken doğru söylemiş)... Soruşturma aşamasındaki (maalesef henüz “dava aşaması” gelemedi) davaya müdahaledir. Türkiye’nin imajını zedeleyen uluslararası boyutta bir yolsuzluğu hafifletme çabasıdır. Başbakan Yardımcısı Arınç’a bile baskıdır. (Bu ifadeler iktidar yanlısı basının D.F davasına neden hiç değinmediğini de açıklıyor.)

“Temiz arkadaş” meselesine gelince... Bu temizlik hangi sabunla yapılıyor bilmem ama hukuki temizliğe ancak yargı karar verebilir, siyasetçiler değil. (Her ne kadar kazandırılan zamanda delil falan bırakılmadıysa da...)

Türkan Saylan veya Mehmet Haberal’a yapılanlara toplum tepki gösterdiği zaman “Saygınlık gözaltına alınmaya, tutuklanmaya engel değildir” diyenlerin sıra Zahid Akman ve “asıl failler” denilen diğer isimlere geldiğinde şahin kesilmeleri ve korumaya geçmeleri tam bir çelişki değilse nedir?

Bu hafta Ergenekon ve Deniz Feneri soruşturmalarında gelinen son nokta, Başbakan Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt’ın “e-muhtıradan tam bir hafta sonraki” Dolmabahçe görüşmesi açıklanmalı mı tartışması, AKP’nin yeni Güneydoğu politikası, Türkiye’de giderek artan bir baskı mı var, AKP’nin kazandığı ve kazanmadığı illere ayırımcılık mı yapılıyor gibi konular ve sorularla geçti.

ABDÜLLATİF ŞENER HER AÇIDAN’DA!

Tabii İran’daki seçim, reformist Musavi’ye ve taraftarlarına Devrim Muhafızları’nın verdiği muhtıra, seçimin hileyle Ahmedinejat tarafından kazanılacağı korkusunu da unutmamak lazım. 14 Haziran Pazar günü Her Açıdan’da son haftanın gündemini inceden inceye tartışacağız. Programa: Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) emekli Cumhuriyet Savcısı Ömer Süha Aldan (telefonla), Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever ve VATAN yazarı Can Ataklı katılıyorlar.

Yine çok şey öğreneceğiniz programa hepinizi (ve öncelikle Her Açıdan’ı büyük ilgiyle izlediklerini bana her fırsatta duyuran gençleri) bekliyorum. Sezon sonuna az kaldı “kaçırmayın” derim.

DİĞER YENİ YAZILAR