Bugüne kadar ne gördük; Cumhurbaşkanlığı’nda özel yemeklere, davetlere sadece AKP’ye yakın, onun politikalarını ne olursa olsun destekleyen ve hatta bir partili gibi gayret gösteren gazeteci ve akademisyenlerin çağrıldığını, hataları eleştiren, yanlışları ortaya koyan medya kesiminin ve bilim adamlarının ise yok sayıldığını gördük. Başka ne gördük; Başbakan’ın uçağına veya onun katılacağı TV programlarına da (genel yayın yönetmenleri ve temsilcileri dışında) hiçbir “bağımsız, eleştiren” yazarın alınmadığını, Erdoğan’ın eleştiriden hiç haz etmediğini hatta tahammül edemediği için eleştiren medya kesimine boykot çağrıları yaptığını, daha da ileri giderek açıkça savaş açtığını gördük.
Aslında toplumun büyük bir kısmı yapılan iktidar baskılarını biliyor, gerçekleri görüyor ama Erdoğan hâlâ “kendisinin medyayı tümüyle ele geçirmeye, bunu başaramazsa ele geçiremediklerini susturmaya, yok etmeye çalıştığını” söyleyen, baskıya direnen medya kesimini “bir partinin yandaşı olmakla” suçluyor.
“Neden” diye sormak lazım, eğer “yandaş” olmayı kendine yedirecek kadar onursuz gazeteciler varsa herhalde tüm gücü elinde tutan iktidara yandaş olmayı tercih ederler. Neden iktidara değil de muhalefete yandaş olsunlar?
Acaba “bir parti”ye değil de “demokratik rejimin korunmasına yandaş” olmaları gibi bir ihtimal mümkün değil mi? İyi düşünsün... Zira AKP, CHP, MHP gitse ve başka partiler Meclis’te olsa bugünkü aynı medya kesimi yine “durduğu yerde” olacak. Benzer hatalar yapıldığında aynı tepkileri verecek.
Dünyanın en önemli ekonomi ve siyaset dergilerinin başında gelen The Economist de Türkiye’de bağımsız medyaya savaş açan, karikatürünü çizen karikatüristleri mahkemeye veren Başbakan’ın bir karikatürünü yayınladı ve “Diktatör değilim ama zaman zaman sabırsız olabiliyorum” sözüne yer verdi. Demek ki demokratik kurumlara yaptığı aşırı baskılar nedeniyle kendisine bu soru sorulmuş. Demek ki artık “demokrat” olduğuna inanılmıyor. Peki bu durumda acaba Economist’e de “yandaş” mı diyecek?
İşte kendisine demokrasi anlayışını göstermek için iyi bir fırsat... Mustafa Mutlu dün köşesinde Başbakan Erdoğan’ı “yandaş medyanın çanak soruları” yerine tarafsız yazarların örneğin VATAN yazarlarının (ki kendileri sadece rejimden yana taraf olabilirler) sorularını cevaplamaya çağırdı.
Ben de “Bu çağrıya olumlu cevap vermesi halinde toplantının Her Açıdan’da milletin önünde yapılabileceğini” söylüyorum. Memnuniyetle programımın kapısını açarım. Ama sorular “biraz daha” zor geleceği için açıkçası kabul edeceğini de hiç sanmıyorum. Her zamanki gibi “yok farzetmeyi” daha rahatlatıcı bulacaktır.
Yine de soralım: Sayın Başbakan, biliyorsunuz AKP “yazarlar için karne” düzenliyordu ve ben sınıfta kalmıştım. Kısacası karnede “o bizden” denen hünerli öğrencilerden değildim (ki gurur duyuyorum). Bununla birlikte VATAN yazarlarının sorularını programımda cevaplamanız mümkündür. Var mısınız, yok musunuz?
Yoksanız, sorabilir miyiz neden?
Alt tarafı soru soracağız, sonra yine sınıfta bırakabilirsiniz bizi!
AİHM’nin ‘dokunulmazlık’ kararı ve asitli zarflar
Çoğumuz farkında değiliz ama bu haftanın en önemli olaylarının başında CHP Milletvekili Atilla Kart’ın AİHM’de “dokunulmazlığının kaldırılması” için açtığı davanın 4 Mart’taki duruşması vardı. Atilla Kart’ın bizzat kendisinin AİHM’de ifade verdiği bu duruşma ve davanın kendisi “diğer milletvekillerinin dokunulmazlığının kalkması”na yol açabilecek.
Bu nedenle Atilla Kart’tan hem bu duruşmayı, hem de son seçim gelişmelerini dinleyelim istedim.
Bunun yanında; YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na “ABD’den gönderilen asitli zarflar” konusu, seçim yaklaşırken bir yandan hukuksuzluğun diğer yandan yapılan hemen her konuşmada “dinin siyasete alet edilmesinin” artması ve hafta içindeki örnekleri, halkın işsizlik ve borç baskısı altında bunalması ve Maliye Bakanı Unakıtan’ın “Biz krizden az etkilendik” açıklamaları, Deniz Feneri ve diğer yolsuzluklar var.
Bütün bu konular ve aklınızdaki tüm soruların cevabını duymak istiyorsanız;
Atilla Kart, Ö. Faruk Eminağaoğlu, Galatasaray Ün. Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal (1 Mart programından sonra yoğun istek üzerine tekrar davet ettim), VATAN yazarı Can Ataklı ve Ekonomist Prof. Dr. Osman Altuğ’un stüdyoda, Bahçeşehir Ün. Sosyoloji Bölüm Bşk. Prof. Dr. Nilüfer Narlı’nın ise telefonla konuk olacağı Her Açıdan’a bekliyorum.
Sonradan “tekrarı yok mu, internette yok mu” diye soranlar çok oluyor, cevabı buradan vereyim: maalesef yok... Kaçırmak istemiyorsanız Pazar’ları siz de misafirimiz olacaksınız!

