Dün VATAN’ın manşetinde yere çökmüş ağlayan ve “4 oğlum daha var, onları da vatan için feda ederim” diyen şehit babasının fotoğrafına bakıp da yüreği dağlanmayan insan olabilir mi?
Fotoğrafı gören “insan”sa eğer olamaz.
Aynı şekilde şehit eşinin tabutuna sarılmış ağlarken 1,5 yaşındaki oğlu Efe’ye bakıp “İşte senin gibi bir kahraman daha yetişiyor” diyen genç kadının fotoğrafı da dayanılır gibi değil.
Bir yanda bu tarifsiz acıları çekerken hâlâ geride kalan “can”larını vatana armağan etmeyi düşünen vatandaşlar, öte yanda koltuk telaşına düşmüş aylardır ülkeye huzuru haram eden siyasetçiler! Her iki “tür”e de vatandaş deniyor.
Ve asıl üzücü nokta geriye kalan vatandaş topluluğunun bu karşılaştırmayı yapmaktan aciz olması... Ülkenin acil iç ve dış sorunlarına eğilip çare aramak ve çözüm bulmak yerine zamanı kendi çıkarının peşinde harcayan, terör sorununu çözeceğine “kadrolaşma”ya, kesesini doldurmaya, kendisine destek verecek sermaye gruplarını zengin etmeye yoğunlaşan bir iktidara hatalarını haykırmaması...
Ne medyasıyla, ne sivil toplum örgütleriyle “İşine bak, görevini yap, bencilliği bırak” diyememesi... Bu nedenle de iktidarın, yapamadıklarının üstünü örterek, unutturarak, her olumlu olayı da kendine yontarak yoluna devam etmesi. Üstelik bunca çözümsüz sorunla bir başka ülkede rüyasında göreceği “tekrar iktidar olmayı” çantada keklik olarak görmesi...
Bir Iraklı Kürt lider koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tutuyor. PKK’ya verdikleri destek açıkça ortada olan Barzani ve Talabani ikili oyunlarıyla, biri diğerinden habersizmiş gibi taktikleriyle oyalamayı sürdürürken terör örgütü de son hızla eylemlerini sürdürüyor; ülke 72 saatte 10 şehit veriyor. Ve aynı sıralarda Barzani küstahlığını “Türkiye bize karışırsa biz de Diyarbakır’a karışırız” boyutuna getiriyor. Ancak bundan sonra ve yüzlerce kez “Barzani haddini aştı” dedikten sonra Hükümet Irak’a bir nota veriyor.
Oysa “Camiyi çalan kılıfını hazırlar”... Tezkere’yi kabul etmeyerek ABD’yi karşısına alan Hükümet ciddi bir hamleyi çok daha önce; Talabani’nin Türkiye’ye savurduğu tehditler sonrasında yapabilirdi, yapmalıydı.
Zamanında “Tezkere geçmeli, yoksa sonunda bizim başımız Kuzey Irak’la derde girer, Amerika bunu yanımıza bırakmaz” dediğimizde pek kızanlar olmuştu ama yine de Barzani’nin bu cesareti ve küstahlığı sadece ABD’nin arkalarında oluşundan almadığı da bir gerçek. O “Biz de Diyarbakır’a müdahale ederiz” demeden önce Diyarbakır’dan “Kuzey Irak’a müdahale olursa Diyarbakır karşı tarafın yanında yer alır” sesi yükselmişti.
Barzani iyice saçmalayıp Türkiye’de 30 milyon Kürt olduğunu söyler ve onların da kendileriyle birlik olacağını ima ederek Türk toplumuna etnik bölünme telkini yaparken gücünü o sesten alıyordu.
Yani bir ihanet bekliyor. Hatta son derece emin şekilde bekliyor.
Ama böyle bir beklentinin öncelikle bu ülkenin Kürt vatandaşları tarafından geri tepeceğini, boğulacağını, vatan uğruna şehit olanlar arasında “Kürtçe ağıtlar yakılanları” olduğunu hiç düşünmüyor.
O duyduğu ses büyük bir çoğunluğun sesi değildir. Bütün Kürt vatandaşların PKK destekçisi olmadığı gibi... Bu gerçeği Barzani’nin suratına tokat gibi çarpma görevini acaba kim üstlenecek?
(Not: Talabani’den gelen özürün hiçbir anlamı yok. Bir yandan Barzani’yle birlikte PKK’ya destek veren ve Türkiye’ye meydan okuyan bir adamın sözüne güvenilemez.
Umalım da Hükümet bir süre de bu özürle oyalanmasın ve gerekli stratejiyi üretsin!)
Barzani ihanete mi güveniyor?
Dün VATAN’ın manşetinde yere çökmüş ağlayan ve “4 oğlum daha var, onları da vatan için feda ederim” diyen şehit babasının fotoğrafına bakıp da yüreği dağlanmayan insan olabilir mi?
Haberin Devamı

