Salı akşamı Müjdat Gezen’in “Adalet Pantolonun Kemeridir-Hergelekon Davası” isimli oyununu izledim. MSM öğrencileri, mezunları olan genç tiyatrocuların (yani Gezen’in tiyatroya kazandırdığı genç yeteneklerin) büyük bir başarıyla sahnelediği oyun adaletin yok olması halinde vatandaşların nasıl büyük bir tehdit altında olacağını çok güzel anlatıyor. Taksim’de İstanbul Barosu’nun, bugüne kadar süregelen hukuksuzlukların üstüne tüy dikecek şekilde “Ergenekon savcılarının da amiri durumundaki İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin” ve Yargıtay’ın da dinlendiğinin ortaya çıkması üzerine 46 baronun desteği ve yüzlerce avukatın katılımıyla yaptığı yürüyüşte meydanda bir binaya “Darbeci Baro Taksim’e hoşgeldin” pankartı asılmış.
“Genç Siviller” isimli grubun astığını öğrendik ki bu genç sivillerle, yaşını başını almış ve demokratlığı da artık “iktidara yağcılık” olarak gören bir grup yazar/akademisyen arasında müthiş bir görüş birliği olduğu artık iyice su yüzüne çıktı.
Düşünün Türkiye’nin baroları ve yüzlerce hukukçusu, benzer bir durumda her demokratik ülkede yapılacak haklı bir eylemi gerçekleştiriyor ve daha onlar gelmeden meydana bu pankart asılıyor. Hayret yani, bu genç siviller ne kadar da politik ve demokratlar? O kadar demokratlar ki hukukçuların en demokratik hakkı olan bir yürüyüş onları (ve kendilerine fikir, işaret verenleri) binaların tepesine tırmanıp “darbeci” diye pankart asacak kadar rahatsız ediyor.
Bir ülkedeki antidemokratik baskıları protesto eden herkes “darbeci” mi olacak? Milyonlarca vatandaşın yürüdüğü Cumhuriyet Mitingleri’ne bile “darbe mitingi” denebildiğine, iddianamelere “suç” olarak yazılabildiğine göre bundan sonra böyle demek ki...
Aslında bu ülkede bağımsız medya, bağımsız yargı, özgür üniversite, görüş bildiren sivil toplum kuruluşları olmasa ne güzel idare edilirdi kim bilir, değil mi efendim... Bir kısmı artık “yok gibi” hale getirildiler ama üzerinize afiyet bir kısmı da halen varlar ve çok can sıkıcılar!!!
ÜLKENE SAHİP ÇIK!
Hepsi ama hepsi Ergenekoncu olmalı bunların, herkes darbe istiyor (!) Bakın meselâ İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın “Yargına ve ülkene sahip çık” yürüyüşünde:
“Yaşa dışı dinlemelerin hedefinin ne olduğunun farkında olduklarını, bağımsız yargı olmadan demokrasinin olamayacağını” söylemiş... “Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan Adalet Bakanı ile müsteşarının derhal çıkarılmasını” istemiş. Yargının ‘siyasi gücün kontrolüne, baskı altına alınmasına’ karşı çıkması kısa süre sonra onun da üstüne bir suç yapıştırılmasına neden olur mu dersiniz?
TP Genel Başkanı Abdüllatif Şener de “Demokrasi yerlerde sürünüyor. Dinlemeleri Başbakan yaptırıyor, beni de dinletiyor” demiş, acaba onu da yakında “suçlu” ilan eder, partisinden ihracını filân isterler mi?
Olmaz demeyin, Türkiye maalesef bu noktaya gelmiştir. Üzerine suç yapıştırılmak istenen her saygın isme, medyasından yargısına her kuruma bir uygun çözüm (!) bulunuyor. O bulunamazsa yok edecek boyutta vergi cezaları gibi başka yöntemlerle susturuluyor.
“TÜRKİYE” İSMİ DE DEĞİŞECEK Mİ?
Bırakın her şeyi bir tarafa, acaba neden herkes aynı anda “demokrasinin yerlerde süründüğü”nden söz etmeye başladı, hepsi darbe istedikleri için mi demokrasiyi kaybetme korkusu içindeler? Bu ne çelişkili bir tablodur?
Hükümet şimdi “telefon dinlemelerin cezalarının arttırılacağını” söylüyor. Bu açıklama bugüne kadar binlerce kişiye, bağımsız kurumlara yapılan skandal dinlemeleri, Şener’in dehşet verici iddiasını hafifletmiş mi olacak?
Bu kez bir başka (!) ihbarcı subayın “Güzin Abla’ya mektup”lu, artık işin iyice suyunu çıkaran ihbar yazısı, bir yandan “ayırımcılık komisyonu kuracağız” derken ayırımcılığın dik alâsı olan ve “Türklük” üst kimliğinin, “Türkiye” bütünlüğünün anlamını değiştiren Kürtçe yerleşim isimlerine geçiş (ayırımcı olmayanlar, Türkçe il, ilçe isimlerine neden bu kadar tepkili oluyorlar ki? Bunca yıl tek bir kez sözü edilmediği halde şimdi THY’de Kürtçe anons da istendiğine göre acaba yakında ‘Türkiye’ adından da rahatsızlık duydukları günler gelecek mi), teröristlerin Diyarbakır Belediyesi’nde güllerle karşılanması, yargının da dinlendiği telekulak faciası...
Hepsini birlikte okuyunca gidişi nasıl görüyorsunuz? Aynı soruyu hükümete de soruyorum!
Baro da “darbeci”ymiş, n’olcak şimdi?
Haberin Devamı

