Barışçı çözüm mü??

Haberin Devamı

Türkiye’nin dünyada parmakla gösterilen özgür rejimine yönelik girişimler, tehlikeler söz konusu olduğunda ona karşı çıkarım, eleştiririm.
Açlık sınırında yaşayan, eğitimsiz, mutsuz milyonlarca insanı, devlete emanet edildiği halde korunamayıp tecavüze uğrayan çocukları, bırakın diğerlerini kapı kapı iş arayıp bulamayan ve üç kuruşa muhtaç yaşayan işsiz üniversite mezunu gençleri olan bir ülkede “çok çocuk doğurun” diye inatla söylenip durmasına elbette karşı çıkar eleştiririm.
Ama haklı olduğunda da haklılığını yazarım. Başbakan Erdoğan DTP ile görüşme konusunda doğru olanı yapmış ve “PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul ederlerse ancak o zaman görüşürüm” demiş... Hatalı olan Cumhurbaşkanı Gül’dür.
Türkiye’de yıllardır binlerce insan PKK terörü nedeniyle kaybedildi. Hâlâ gencecik askerler bu ülkenin sınırlarını onların acımasız saldırılarından korumak için ölüyor. Onların tam öldüğü sırada DTP çıkıp aynen PKK ağzıyla konuşuyor, terör örgütünü koruyor, Türk devletinden düşman bir devlet gibi söz ediyor.

NEDEN ÖLÜME GÖNDERDİNİZ?

Sonra da dönüp “Biz barışçı çözümden yanayız, barış ve demokrasi için çaba gösterdiğimiz süreçte Başbakan böyle davranamaz” diyor. Barışçı çözümden yanaysanız önce terörü ve teröristi lanetler, kanka durumunda olmazsınız. Haydi diyelim ki her şeye rağmen kankasınız bu durumda bile onlara “Durun, biz Meclis’teyiz, çok sayıda Kürt milletvekili var, barış içinde taleplerimizi bildirelim” der, bu şekilde çözüm arar, mümkün olan talepleri elde edersiniz.
DTP barışçı çözümü baştan reddetmiş “İsteklerimizi yapmazsanız terör bitmez” diyerek terör şantajını sürdürmüştür. Hâlâ da aynı anlayış içindedir.
Bu durumda hiçbir medeni devletin kabul etmeyeceği, yapmayacağı bir davranış Cumhurbaşkanı Gül tarafından yapılmış ve terör şantajına (taraftar medyanın da etkisiyle) boyun eğilmiştir.
Türk halkının, şehit ailelerinin bu durumda “Madem ki bunu yapacaktınız çocuklarımızı neden ölüme gönderdiniz” diye sormaya hakkı var.
Özellikle de “Başkomutan”a...
Evet, hiç değilse bundan sonra kimsenin ölmemesinin sağlanması hepimizin isteğidir ama herhalde bu “terörün üstünlüğü kabul edilerek” yapılamaz.
O zaman Başkomutan neden Irak’a sınır ötesi harekata izin verdi açıklasın bakalım!
(Son dakika notu: Sevgili okurlarım; AKP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili olarak Her Açıdan’da değişiklik yapılabilir.)

++++

“21. yüzyılda Müslümanlık”
Her Açıdan’da!

Geçen Pazar başladığımız “Dini ve Kur’an’ı 21. yüzyılda daha iyi nasıl anlayabiliriz” başlıklı program izleyicilerden o kadar olumlu tepkiler aldı, tekrar yayınlanması ve devamının yapılması yönünde o kadar çok talep geldi ki bu hafta aynı konuya devam etme kararı aldık. “Gelenekler ve hadislerin ayetlerle karıştırılması, ayetlerin yanlış yorumlanması ve bunların hepsinin dinî bilgi gibi algılanması nasıl önlenebilir, aydın bir toplum olarak gerçeği nasıl anlayabilir, kutuplaşmayı nasıl durdurabiliriz” sorusunun cevabı artık bulunmak zorundadır.
Bu hafta Her Açıdan’da yine çok önemli üç din uzmanı ile yanlış anlaşılan ayetler, yanlış hadisler, laik bir ülkede Diyanet olur mu, Kur’an’da şiddet var mı, mezhepler olmasaydı gibi konu ve sorular tartışılıyor.
Bazı imamların söylediği “3 Cuma’ya gelmeyenin namazı kılınmaz” sorusuna, Kur’an’a göre erkekler kadından üstün mü, Cennet yalnız erkeklere mi vaadediliyor sorularına kadar merak edilen birçok sorunun cevabını bulacağınız programı sakın kaçırmayın.

DİĞER YENİ YAZILAR