Barış Gücü’nün görevi neymiş anladık mı?

Entelektüel olmak zor zenaattir, büyük çapta zorluğu da -her ne kadar “aydın”, farklı görüşlere en saygılı kişi olmalı ise de- kendisiyle aynı şekilde düşünmeyenleri dışlama veya küçümseme ihtiyacından doğar

Haberin Devamı

Entelektüel olmak zor zenaattir, büyük çapta zorluğu da -her ne kadar “aydın”, farklı görüşlere en saygılı kişi olmalı ise de- kendisiyle aynı şekilde düşünmeyenleri dışlama veya küçümseme ihtiyacından doğar.

Entelektüel, daha doğrusu sahte entelektüel, önce karşı görüştekileri ulusalcı, milliyetçi, dinci, laik gibi sınıflara ayırır, sonra bu görüşleri ideolojilere veya daha da basitleştirerek “sadece tepkisel olma, itiraz etme arzusu” gibi nedenlere bağlayarak kendi görüşüyle zeytinyağı gibi üste çıkar. Ya da öyle zanneder.

Bunları açıklarken internetten toparladığı yabancı gazete, yayın bilgilerini, bir kaç yabancı medya mensubu veya aydının ismiyle beraber yazdı mı olur biter. Konuyu herkesten daha iyi bildiği de ortaya çıkmıştır (!) artık.

Lübnan’a asker gönderilmesi konusunda bu arkadaşlar yine her türlü sınıflandırma görevini yaptılar. “Milliyetçi kesim” örneğin, “büyük devletlerin oyuncağı olmamak” için istemiyormuş.

Dinciler; Müslümanlara karşı ABD’nin ve İsrail’in yanında yer almamak için karşı çıkıyorlarmış falan filan.

Oysa herkesin farklı bir nedeni olabilir ama sonuçta dikkate alınacak olan ve alınması gereken tek bir neden vardır, o da Türkiye’yi farketmeden bir Ortadoğu karmaşasının içine sürüklememek... Sonu belli olmayan karanlık bir yola sokmamak.

Burada elbette ABD’nin oyunları var ve bu biliniyor ama aynı zamanda İran’ın, Suriye’nin de oyunları ortaya çıkabilir. ABD olayları istediği yörüngeye oturtmak için daha önce Afganistan’da, Suudi Arabistan’da, Irak’ta, Türkiye’de yaptığı gibi birilerini veya bir takım örgütleri kullanabilir. Kolayca yepyeni bir kıvılcımla bir anda tüm şartları değiştirebilir.

Karar verirken her ihtimalin inceden inceye düşünülmesi gerekir. Yoksa olay “büyük devlet, küçük devlet olma” veya “fırsat kaçırma, kaçırmama” değildir. Bazen terazinin bir kefesinde kendiniz için büyük tehlike varsa ondan kaçmak için fırsat da kaçırabilirsiniz.

Lübnan konusunda Türkiye’nin durumunun Avrupa ülkeleriyle aynı olmadığını görmek lazım bu bir.

BM’nin Ankara’ya gönderdiği belge Barış Gücü’nü bekleyen tehlikeleri ve ayrıca operasyonun “Lübnan’da devlete ait olanlar dışında hiç bir otorite ve güç kalmaması” hedefini açıklıyor, bu iki...

BM YALAN MI SÖYLÜYOR?
Yani BM ya “Bu güç Hizbullah’ın silahsızlandırılması görevini üstlenmeyecek” derken yalan söylüyor ya da o bunu söylemediği halde “söylemiş gibi gösterilerek” millet aldatılıyor. Zira eğer Ankara’ya giden belge doğruysa (neye inanacağımızı şaşırdık artık) bırakın silahsızlandırmayı Hizbullah için çok daha ciddi planlar yapılmakta.

İyi, yapılsın da biz bir Ortadoğu ülkesi olarak neden bu planların piyonu olalım?

Kendi topraklarımızda öldürülen askerlerimize yanarken bir de üstüne neden ilgimiz olmayan bir savaşın içine onları atalım?

Milli Savunma Bakanı “PKK bir asayiş olayıdır, Lübnan uluslararası bir olaydır” demiş. PKK’yı besleyip, yetiştirip, destekleyip başımıza saranın Avrupa ve komşu ülkeler olduğu bilindiğine göre, hâlâ cesareti ABD’den ve Kuzey Irak’tan aldıkları bilindiğine göre neden uluslararası bir olay olmuyor ve acil çözümü istenmiyor, anlayan var mı?

“Biz asker göndereceksek siz de PKK olayını bitirin” bile diyemeyen bir beceriksizliği yuvarlak laflarla yutturmaya çalışmak olmuyor.

Bu büyük yanlışlar yutulur gibi değil zira!

*****


Ne demişler?
Bir şeyi gerçekten yapmak isteyen bir yol, istemeyen mazeret bulur.

E. C. McKenzie

*****


Kampanya iyi fikir...di!
Okurlarımızdan yoğun şekilde gelen mektuplarda hep “Askerlere çelik yelek” için VATAN’ın başlatacağı kampanyayı katılmak üzere sabırsızlıkla bekledikleri mesajı var.

Halk, kanlı bir terör örgütünün elini kolunu sallayarak özgürce dolaştığı, mayınlar döşeyip askeri araçlara bombalı saldırılar düzenlediği topraklarımızda görev yapan askerlerimizin en iyi şekilde korunmasını istiyor.

Halk artık yeni “genç asker cenazelerini” görmek, yeni acılarla yanmak istemiyor.

Şimdi aynı okurlardan “Kampanyaya ne oldu” sorularının geleceğini biliyorum. Duyduğuma göre ordu, askerlerin güvenliğinin çelik yeleğe bağlı olmadığını, bir kısmına bu yeleklerin zaten verildiğini bildirmiş.

Yani anladığım kadarıyla böyle bir kampanyaya gerek yokmuş.

Bence var... En azından eski ve ağır çelik yelekler yerine en son model, en hafif yeleklerin alınması için var... Gerek olmadığını söyleyenler askerlere bunların verildiğini, hem de hepsine yetecek şekilde verildiğini açıklamalılar.

Onların zırhlı araçlarla da korunduğunu bildirmeliler.

Evet, askerin görevi ülkesini savunmaktır, Başbakan Erdoğan’ın pek güzel teşhis buyurduğu gibi yan gelip yatmak değildir ama bile bile, göz göre göre, korunmadan, bir çatışma dahi yapmadan ölümün kucağına koşmak da değildir herhalde.

Okurlarımız ayrıca “tehlikeli bölgelere gönderilen askerler” arasında hiç siyasetçi çocuğu olmadığı gibi hiç ordu mensubu çocuğu da olmadığını yazıyorlar.

Yanılmış olabilirler mi? Bir açıklama yapılırsa rahatlayacaklardır sanıyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR