Mesleklere basın saldırıları... Son günlerde bu konuda o kadar çok sözlü ve yazılı tepki aldım ki kısaca değinmek kaçınılmaz oldu.
Efendim Vatan gazetesi yazarlarından biri bankacılarla ilgili bir yazı yazmış. Daha doğrusu yazısının içinde bankacılık ve bankacılar hakkında bir bölüm ve espriler varmış, bu nedenle bankacı okurlarımız fena halde alınmışlar. Son derece öfkeli tepkiler geliyor.
Şimdi... Bir kere prensip olarak bir yazar diğerinin yazdığına çizdiğine karışmaz, ancak kendisi farklı bir görüş veye tenkit getirebilir. Bunun ötesinde Vatan gazetesi diğerlerinden farklı, daha özgür, daha bağımsız ve yönetim baskısı olmayan bir gazete olduğu için burada o prensip daha da fazla geçerlidir ama...
Ama söz konusu olayda daha farklı bir boyut var. Okuyucunun mizah yazısı ile ciddi bir makale veya yazının ayırımını yapması gerekiyor. Mizah yazarları her konuyu 'ti'ye alır, esprisini yaparlar. Dünyanın her yerinde bu böyle daha önce de yazdık. Başbakanlar, devlet başkanlan, kraliyet aileleri en akla hayale gelmedik esprilere konu oluyor, hatta alay ediliyor. Daha birkaç gün önce BBC'de bir güldürüde Başbakan Tony Blair için "Bush'un dışişleri bakanı" esprisinin yapıldığını yazmıştım. Blair'in saç baş, kılık kıyafet dağılmış halde "savaş desteği" ne açıklama getirmeye çalışmasıyla kendi toplumunun mizahçıları alay ediyorlar. Her gün ayn bir programda bunları görmek mümkün. Şimdi ne yapsın buna Blair? Çıkıp bir de ağlasın mı? Yasaklasın mı? Yoo, hiç umursamıyor.
Bizde yapılan da bu. Mizah yazarlan bu konularda "raporlu"dur. Mazeretleri vardır; herkes ve her iş güldürü konusu olabilir. Allahaşkına bunu yapmasalar nereden konu bulacaklar?
Netekim, pardon nitekim aynı yazıda gazeteciler de nasibini almış. Biz alınıyor muyuz? Yoo, biz de Blair gibi umursamıyoruz, çünkü biliyoruz ki;
1- Konu "mizah"
2- Bu tür genellemeler hakkıyla bir yerlere gelen, dürüst ve iyi çalışan insanlara hiçbir etki yapmaz.
Ciddi yazılmışsa haklısınız
Yani 'kendini bilen'e...
Onun için bankacı veya diğer meslek dallarındaki okurlarımıza 'bunlara üzülmeyin, kafanızı takmayın ve hele hiç kızmayın' diyorum. Stres sağlığı bozuyor biliyorsunuz.
Mizah konusu böyle, ama ciddi yazılara ben de fena halde bozuluyorum. Örneğin; Hıncal Uluc gibi gazetecilik mesleğinin gururu isimlere çirkin tanımlamalarla yapılan saldırılara... Geldiği noktaya bir ömür vererek ulaşan, haklı bir başarı kazanmış insanlara kimsenin uluorta dil uzatma hakkı yoktur. Ama bizde bir "tabu yıkma" merakı başladı ya, şimdi aklınca herkes kendinde böyle bir hak görüyor. Bakıyorsunuz dün bir, bugün iki ortaya yeni sıçramış, mantar gibi bitivermiş isimler en zirvedekilere, üstelik en küstah şekilde saldırıya geçme hakkını bulmuş kendinde.
Tenkit, farklı görüş filân değil, alenen saldırı...
İşte bu tür yaklaşımlar mesleğe toptan zarar veriyor. Ve ayrıca her şart altında yazanı küçültüyor, yazılanı değil bence.
Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanı'nın, YÖK Başkanı'nın sözleri sorulduğunda "Her saçmalığa cevap verecek değilim" diyecek kadar düşünmeden konuştuğu bir ülkede bunları önlemek oldukça zor.
Balık baştan kokuyor!
Sırası gelmişken, yarın Milli Eğitim'e dönelim yine biraz...
(Not: Acaba 3003 yılında da kar yağdığında Türkiye'de okullar tatil olacak mı, ben de buna takmış vaziyetteyim.)
Hükümet'in hatası!
Geçen yazımda savaş kapıya gelip dayandıktan sonra 'Savaşa hayır' demeyi sürdürmenin, pazarlık görüşmelerine karşı çıkmanın anlamı yok, bu konu da hükümeti suçlamayalım demiştim.
Gerçek de bu, bütün kararsızlığına ve telaşına rağmen hükümetin şu anda yapabileceği fazla bir tercih kalmış değil tabiî ama "ekonomik pazarlık" yüzünden dünyaya karşı zor durumda kaldığımızı söyleyenler de haksız değil.
Burada asıl sorun ne yazık ki Hükümet'in deneyimli, işinin ehli kadroların elinde olmayışı... Üstüne üstlük deneyimli uzmanların, siyasetçilerin, büyükelçilerin, hariciyecilerin fikirlerine de gerek duymayışı. insanlar birkaç ülkede "Türkiye'nin sorumlu siyasetçisi" olarak ilgiyle karşılanınca hemen siyaset uzmanı olduklarını
sanıveriyorlar bizde.
Eğer Türkiye Başbakanı savaş ihtimali ortaya çıkar çıkmaz, sırayla önce kendi parti tabanına, sonra ABD'ye, daha sonra Arap ülkelerine mavi boncuk dağıtmayı düşüneceğine, ilk açıklamalarında "Böyle bir durumda Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması en çok bizi ilgilendirir. Kürt terörizminden bunca çekmiş bir ülke olarak yeni gelişmelere seyirci kalamayız. Maddi kayıptan önce siyasi sonuçlar bizim için önemli. Fransa ve Almanya, Türkiye'nin yerinde olsalar ne yaparlardı acaba?" diyebilseydi, bugün pazarlık konusu bizi bu kadar rahatsız etmezdi.
Maalesef 70 milyonun onuru iki kişinin dudakları arasında... Onlar da en iyiyi (!) kendileri biliyor.
Hep böyle olmadı mı?
Bankacılar, siyasetçiler, öğretmenler ve yazarlar
Mesleklere basın saldırıları... Son günlerde bu konuda o kadar çok sözlü ve yazılı tepki aldım ki kısaca değinmek kaçınılmaz oldu
Haberin Devamı

