Balyoz ve unutulan manşetler!

Haberin Devamı

“Balyoz darbe plânı”nın 2003 yılında hazırlandığı söyleniyor, bu plânın yıllardır ve hâlâ yürürlükte olduğu suikast, askerî kamyonda bomba gibi iddialarla ortaya konuyor ama daha hâlâ yazının başlığındaki sorunun cevabı bilinmiyor.

Bilinen; TÜBİTAK’ın “orijinal olabileceği yönünde” görüş bildirdiği “Balyoz, Suga, Oraj, Çarşaf, Sakal isimleriyle” anılan plânlara ait belge ve CD’ler için Askerî Savcılık Bilirkişisi’nin hazırladığı ve İstanbul Başsavcılığına teslim ettiği rapor.

Bu raporda yukardaki isimlerle anılan plânların (içinde “cami bombalama”, “kendi jetini düşürme” gibi iddiaların da) yer aldığı 11 ve 17’inci CD’lerin “gerçek olmadığı yönünde gerek teknik, gerekse askerî yazım usul ve yöntemleri açısından kuvvetli delillerin bulunduğu; CD’lerin hazırlanış saatinden kullanıcı isimlerine, tarih ve içeriklerin değiştirilmiş olduğu” anlatılıyordu. 7 Mayıs Cuma, haberleri olduğu gibi veren bazı gazetelerde bu rapor yayımlandı.

Ama nedense: Tokat’taki terör saldırısına, genç öğrenci Serap’ın ölümüne ve zavallı anacığının onun yanıklarını tedavi umuduyla “kendi derilerini feda etmesine” neden olan PKK’nın molotof kokteyline, kamyondaki bomba ve suikast iddialarına, Güneydoğu’daki mayın döşeme ve karakol saldırılarına daha ilk anda canının istediği anlamı yükleyerek yazan ve PKK’nın üstlendiği olayları bile çekinmeden günlerce TSK’ya mal eden, gerçek ortaya çıktığında ise (ki hepsinde çıktı ve bu olaylar “hepsi” de değil) bunları kendisi yapmamış gibi yoluna devam eden gazetede (veya gazetelerde) o olaylar gibi günlerce manşetlerden yayımlanmadı. Hatta hiç yayımlanmadı.

Oysa iki ay kadar önce, 1’inci Ordu Komutanlığı Askerî Savcılık Bilirkişi’nin henüz soruşturma bitmeden, belgelerin incelenmesi tamamlanmadan aceleyle ve varsayıma dayanarak yaptığı “Bu belgeler gerçekse Balyoz bir darbe plânıdır” açıklamasını günlerce “Askerî Savcılık da karar verdi. Balyoz darbe plânıdır” diye çarşaf çarşaf yazmışlardı. Bu haber Cuma günü gazetelerinde yoktu ama sürmanşette orduya karşı tepki yaratacak bir haber bulunmuştu.

Cumartesi de yoktu ama manşet üstünde yine orduya tepki yaratacak bir haber vardı.

Tamam henüz “doğru nedir”, “TÜBİTAK ile Askerî Savcılık Bilirkişisi raporları nasıl oluyor da birbirinin tam aksi olabiliyor” gibi soruların cevabı belli değil ama dürüst habercilik; istediğin şeyler söylendiğinde günlerce manşetten yayımlamak, kurumları suçlamak, hesap sormak, istemediğin durumları ise gizlemek midir?

Veya örneğin “Serap’a molotof atanlar PKK’lı değilmiş, ağabeyi söyledi” deyip, ağabeyi “böyle bir şey söylemedim” dediğinde tekzibi gizlemek midir?

“Tokat saldırısını PKK değil başka örgütler yaptı” diye yazıp PKK’nın üstlenmesine rağmen aynı imaları sürdürmek midir?

Gazeteci “dikkatli ve sorumlu” olmalıdır ama bugünlerde aynı dikkat okuyucuya da çok gerekiyor.

(Not: Henüz yargı süreci devam ediyor ama bittiğinde eğer bu cdlerin gerçekle ilgisinin olmadığı anlaşılırsa, bugüne kadar köşelerinden ve ekranlardan “bu iddialara inanmayanlar da ergenekoncudur” veya “destekçisidir” gibi inciler yumurtlayan, kendi meslektaşlarını bile utanmadan, sıkılmadan suçlayan gazetecilerin ne yapacağını merak ediyorum.)

***


Bir de Erzincan haberi

Cumartesi günü Akşam gazetesinin manşet haberi şöyleydi: “Dursun Çiçek’in Erzincan’da Başsavcı İlhan Cihaner’le buluştuğu iddiasının delili olarak sunulan otel müşteri listesindeki Dursun Çiçek; 33 yaşında, inşaat şirketi sahibi bir iş adamı. Ortağı Erzincanlı olduğu için sık sık bu otelde kaldığını söylüyor”... Haberin yanında iş adamının fotoğrafı da vardı. Bu benzetme nedeniyle arkadaşlarının kendisine “komutanım” demeye başladığını anlatmış.

Aslında gülünecek durum yok ama okuyunca dayanamayıp gülmeye başladım. Bakalım daha neler duyacağız?

***


Çukurovalılar’ın ödülü

“Adana, Mersin, Hatay ve Osmaniye’lilerin Başkentteki Sesi” diyor “Çukurova Lobisi” dergisinin başlığında...

Çukurovalılar Derneğinin aylık, bölgesel “ekonomi ve kültür” dergisi imiş. Adana deyince baba tarafından, Hatay olduğu için ana tarafından (kısacası saf kan bir Akdenizli olmam nedeniyle toptan) çok önemli benim için... Ve bu derginin elektronik ortamda 3 aydır devam eden oylaması sonunda ben “Çukurova Bölgesi 2009 Yılının En İyi Gazetecisi” ödülünü kazanmışım.

Onlar ‘mail’ ile bildirmişler, ben bu maili görmemişim ve sonuçta Adana’ya giderek bu değerli ödülü alamadığım için büyük üzüntü duydum. Her şeyden önce bu gururu yaşamak isterdim ve ayrıca ödül kazanıp da almaya gitmeyenleri her zaman eleştirmişimdir.

“Çukurova Lobisi” dergisine ve bana oy veren Adanalılar’a en içten teşekkürlerimi ve sevgilerimi gönderiyorum.

Bu ay bir ödül de İstanbul Aydın Üniversitesi’nden geldi. 12.800 öğrenci arasında yapılan ankette Ruhat Mengi’yle Her Açıdan “En İyi Haber-Gündem Programı” dalında 1’inci seçilmiş.

Benim için en önemli noktalardan biri bir televizyon gazetesi ve en gerçekçi tartışma programı formatıyla Her Açıdan’ı lise ve üniversite öğrencilerine de ilgiyle izletmekti.

Bunu başarabilmiş olmak sonsuz mutluluk veriyor. İstanbul
Aydın Üniversitesi’ne de sonsuz sevgiler, teşekkürler.

Ülkelerine sahip çıkmak için tüm gençler “güvendikleri” programları ve konuşmacıları kaçırmamaları gerektiğini bundan sonra da unutmazlar umarım. Bir yana “ülkelerini ve yanılmamanın önemini” koyduklarında hiçbir neden onları gerçekleri öğrenmekten alıkoymamalı!

DİĞER YENİ YAZILAR