İki haber yanyana çıkmış gazetede; “İpimizi çekerler sohbeti üç TV’cinin ipini çekiyor” ve “Gül ‘dost gazetecilerle’ Huber Köşkü’nde brunchta buluştu.”
Aslında medya eski medya olsaydı bu haberlerin ikisi de anında kaleme sarılarak toplu bir tepki ortaya koymaya yeter de artardı. Ama maalesef artık toplu bir “bağımsız” medya yok.
“Dostlar” ve “Dost olmayanlar” var.
“Onlar bizden” olanlar ile “bizden olmayanlar” var.
“Sınıfta kalanlar” ile “pekiyi alanlar” var.
“1. Cumhuriyetçiler” ve “2. Cumhuriyetçiler” var.
“İktidarı kayıtsız şartsız destekleyenler” ile “bağımsız basın ilkelerine sadık kalanlar” var.
Bu nedenle de medya bağımsızlığına vurulan tırpanlara toplu bir tepkiyle karşı çıkılması ihtimali artık Türkiye’de yok... Sonsuza kadar olmayacak anlamında değil bu tabii ama bir süre için yok.
Üç televizyoncunun ipi neden çekiliyormuş? Çünkü Meclis Başkanı Köksal Toptan (ki kendisini bu iktidarın sağduyulu, ilkelere sadık bir ismi olarak görürdüm) yeni YÖK Başkanı Özcan’la ikili görüşmesini KONTROL ETMEDEN ÖZEL KANALLARA VERDİKLERİ İÇİN Meclis TV’den üç kişiye soruşturma açtırmış.
Yani aslında bu üç kişinin ne yapması gerekiyormuş: YÖK Başkanı’nın “Başbakan ‘Aman hocam’ dikkat et, bir şey söylersin ipimizi çekerler dedi” sözüne sansür uygulaması, onu aradan çıkarması...
Şimdi medyanın buna “İyi ama, koskoca YÖK Başkanı’nın ağzından çıkanı kulağı duymuyorsa bundan sonra konuşmalarını yayınlamadan önce sansürleyecek miyiz? Biip sesi mi koyalım” demesi gerekmez mi?
Hayır, gerekmiyor. Çünkü “YÖK Başkanı yeniymiş, hata yapabilirmiş” veya “Her cümlesine dikkat edip üzerinde durmamak gerekirmiş”...
Hıı, tamam, anladık! Bundan sonra kurumların zirvesindeki isimlerin bu tür hatalarını görmeyiz. Başbakan’la aralarındaki gizli anlaşmalara değinmeyiz.
DOSTLAR KAHVALTIDA
Bir yanda 3 gazeteci “yeterince dost” olmadıkları için cezalandırılırken diğer yanda 6 gazeteci “yakın dost” olarak taltif edilmiş ve Cumhurbaşkanı ile eşi tarafından “brunch”a davet edilmişler Huber Köşkü’nde...
Kayseri pastırması ve sucuğu yerken Cumhurbaşkanı Gül’ün “yazılarını ezbere bildiğini” anlatmışlar.
Ne mutlu, ne mutlu! Demek ki eski Cumhurbaşkanı Sezer de onları “dost” olarak “brunch”lara davet etse ve yazılarını ezberlese ondan bu kadar rahatsız olmayacaklardı.
Önemli olan gazeteci-siyasetçi dostluğudur sonuçta (!) değil mi? Yoksa Sayın Gül’ün makamından dolayı “tarafsız” olduğunu, siyasetçi sayılmadığını mı söylerler şimdi?
Demek tarafsız... O zaman neden seçildiği günden beri taraf davranıyor ve kendisinden, partisinden yana olan, her uygulamada, her kararda desteğini esirgemeyen, bazıları 5 yıldır tek bir eleştiri yazısı yazmamış isimleri davet ediyor?
Neden bu davetlere katılanlar arasında “eleştiri görevini yapan” tek bir gazeteci yok?
Sıra onlara da gelecektir belki... Ama bence zaten, gelse de gelmese de (siyasetçilerin veya cumhurbaşkanlarının) sıradan bir “yazar toplantısı”, “kahvaltılı sohbeti” ile “dostların buluşması” arasında büyük fark vardır.
Gazeteci ancak topluma dostluk borçludur. Siyasetçi ile kanka ilişkisi “toplum adına yapmak zorunda olduğu denetleme görevi”nde zafiyet yaratır, gerçekleri görmesini, görse bile tarafsız, bağımsız olarak açıklamasını zorlaştırır.
Örnekleri bugüne kadar görüldüğü gibi bundan sonra da görülecektir.
Artık medya ballı, güllü, pastırmalıdır. Nokta, son!
Ballı Güllü medya
Haberin Devamı

