Geçen Cuma yayımlanan, Turizm ve Sağlık Bakanları ile ilgili yazdığım iki yazıya aynı gün cevap geldi.
Önce Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın açıklamasından bölümler alacağım:
"Sayın Ruhat Mengi,
Genelde sağlık, özelde de aşı konusundaki yazınız için öncelikle teşekkür ediyorum. Halkımızın sağlığını yakından ilgilendiren böyle bir konuya verdiğiniz önem beni çok memnun etmiştir.(...)
Sizlerin hassasiyetini her zaman önemsediğimi ve medyamızda yer alan haber ve değerlendirmeleri sistemimiz adına bir otokontrol mekanizması olarak gördüğümüzü bilmenizi isterim..."
Basının eleştirilerine önem verdiğini böylece belirten Sayın Bakan daha sonra "yazımda söz ettiğim Arena programının kayıtlarını dikkatle izlediğini, Uğur Dündar ile konuşarak ona teşekkür ettiğini ve 1998 yılına kadar yapılan 'tek doz kızamık aşısı' uygulaması ile ilgili inceleme başlattığını, sonucuna göre gerekeni yapacağını" söylüyor. Ve sürdürdükleri "Kızamık Aşı Günleri Kampanyası" ile diğer çalışmalarını anlatıyor.
Ben de Sayın Recep Akdağ'a bizleri bilgilendirdiği, gündeme getirdiğimiz konularla ilgilendiği için teşekkür ediyorum.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un "Turizm Bakanı uyumak dışında ne yapar?" başlıklı, kendisini uyuyan güzel(!) olarak tanımladığım yazıma verdiği cevap ise
"Vatan Gazetesi'nde 13.5.2005 tarihli yazınızdaki insafsızlığı üzüntü ile karşıladım. Yılların getirdiği sorunların tamamının sorumlusu olarak iki yıllık iktidarın ve 3 aylık bir bakanın görülmesini ise ön yargılı bir tutum olarak algıladım" cümleleriyle başlıyor.
Daha ilk cümlelerden cevaba geçmem mümkün... Evet gecekondular, çarpık yapılaşma, yeşilin tümüyle yok edilmesi "yılların getirdiği" sorunlar. Ama 2 (aslında 2.5) yıldır da durmadı, aynı hızla devam ediyor. Örnek verdiğim Kaz Dağları'nda, Bodrum'da kolayca görmek mümkün... (Şehirlerde durdu mu sanıyorsunuz?)
Anlatılanlar içinde bizi en çok ilgilendiren "çevre ile, imar ile ilgili sorunların tek elden ve koordineli olarak çözümü için diğer ilgili bakanlıkların, yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile oluşturulacak yeni bir yaklaşım ve proje" için çalışmalar yapıldığı... Bu çok önemli, Turizm, Kültür, Bayındırlık, Çevre Bakanlıklarının koordinasyonu sağlanmalı.
Mektup "sorumlu bir aydın ve gazeteci olarak, sizi ön yargılardan arınmış olarak projelerimizi değerlendirmeye ve bu konuda katkıda bulunmaya davet ediyorum" sözleri ile bitiyor.
En kısa zamanda bu davete uyarak birkaç soru ile katkımı sürdürmeye çalışacağım.
Çaresiz!
Bu ne çelişki, ne uçurumdur? Ülkenin gerçek sorunları dururken, işsizlik, ekonomik sıkıntılar insanları hayatından bezdirirken Türkiye'nin en önemli sorunu günlerce APO oluyor. Bazılarının sıkılmadan "Sayın" dedikleri APO.
Tek bir kişinin katiline bile ömür boyu hapis cezası veren Avrupa, 30 bin kişinin ölümünden sorumlu olan ve suçunun bilincinde olduğunu da itiraf eden, buna rağmen 5 yıldızlı otel lüksü içinde yaşatılan bir teröristle uğraşıyor ve uğraştırıyor.
Hem de hâlâ kini bitmeyen, öldürmeye devam eden bir terör örgütünün başı ile...
Madem ki bu işi uzatıyorlar ve madem ki bu hukuki bir sorundur, hukukçular ilgilensin o zaman...
Hükümet kendi önceliklerine baksın.
Gelir dağılımını düzeltmeye, işsizliği azaltmaya, can güvenliğini sağlamaya, trafik kazalarını, eğitimi, sağlığı çözmeye çalışsın.
Haksızlıkları, yolsuzlukları durdursun.
Öyle mektuplar geliyor ki insan yüreği dayanmaz duyduklarına...
Bunlar arasında, ailesini geçindirebilmek, çocuklarını okutabilmek için gözünü, böbreğini satmak isteyenler var.
Başbakan'ın söylediğini duyduk: "Burası sakatatçı dükkanı değil" ama onlar çaresiz...
Var mı isteyen? Meclis içinde "sakatat" ihtiyacı olan?
Verebilirim telefon numaralarını...

