Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu "Eğitim karambole getirilemez" başlıklı yazım üzerine bir açıklama göndermiş.
"Eğitim alanında gerçekleştirmeyi plânladığımız reformlar, ilgili tüm tarafların görüş, eleştiri, katkı ve önerileri alınarak şekillendirilecek ve uygulamaya konacaktır" dedikten sonra şöyle devam ediyor:
"Bu yaklaşımımız birçok kişi tarafından eleştirilen yüksek öğretim alanının yeniden yapılandırılması, daha demokratik bir öğretim ortamının oluşturulabilmesi için de geçerlidir."
Üniversitelerin özerkleştirilmesinin, demokratikleştirilmesinin kendisinin kişisel sorunu olmaktan öte "bilim dünyasının, aydınların, toplumun ortak sorunu olduğunu belirten Bakan Mumcu "bir aydın, bir kanaat önderi olarak size de bu konuda bazı sorumluluklar düştüğüne inanıyorum" diyor ve ekliyor: "Milli Eğitim Bakanlığı, ideolojik özlemlerin müteahhitliğine soyunacak, buna da göz yumulacak bir kuruluş değildir diyorsunuz. Ben de bunu söylüyorum. Hakkımda sahip olduğunuz önyargıların, aydın kişiliğinizi gölgelememesi gerektiğine inanıyorum.
Önyargılarınızdan arınarak, özgün ve çağdaş üniversite modeli ile ilgili katkılarınızı bekler, selâmlarımı sunarım"
"ÖNYARGI"... mı acaba?
Dikkat ettiğiniz gibi Sayın E. Mumcu sürekli olarak benim kendisine karşı önyargılı olduğumu ileri sürüyor. Bizde böyledir, bir gazeteci görevini yapar, dikkatle izler ve uyarırsa karşı taraf rahatsız olur ve gazetecide önyargı bulunduğuna inanır.
Aa evet, İstanbul Üniversitesi açılışında, konuşmacı olmadığı, hatta davetli olmadığı halde kürsüye çıkarak okul yönetimini "orduyla aynı tutumda olmakla" yani 'baskıcı yönetim olmakla' suçladığında ister istemez, birçok kişi gibi aklıma "Acaba ilerde Fazilet, Saadet veya benzeri bir Partiye girecek de yatırım mı yapıyor?" sorusu gelmişti. Nitekim yanılmadığımı benzer bir partiye girdiğinde anlamış oldum.
Demek ki buna 'önyargı' denemez. Olsa olsa "doğru yargı" denebilir.
Her neyse, Sayın Bakan'a yazıma gösterdiği ilgiden dolayı teşekkür ediyorum. Yalnız mektubunda bir çelişki dikkat çekiyor.
O, reform, demokratikleşme adı altında yapmak istediklerinin "tüm aydınların beklentisi" olduğunu söylerken ülkenin neredeyse tüm aydınları; profesörleri, Sivil Toplum Kuruluşları, üniversite yönetimleri karşı çıkıyorlar.
Son yaptığı konuşmada da aksini iddia etmesine rağmen bir iki üniversite dışında tüm rektörler aynı fikirde görünüyor.
Ne STK'lar, ne Basın ne de halk demokratikleşmeden, "daha özgür eğitim" den neyin kastedildiğini...
Daha doğrusu "türban dışında" neyin kastedildiğini anlayamıyor. Soyut kavramların arkasına saklanıldığı için maksat açık ve net değil. Üniversitelerde demokratik olmayan ne var? Bu konuya da yarın devam edeceğim.
Absürdlüğün dozu giderek artıyor
Yerkürenin şu anki durumu saat 4'ü gösteriyormuş. Saat 4:30 olduğunda dünyanın da sonu gelmiş olacakmış. Güneş kavurmaya başlayacak (geçen yaz fazla ısıtıyor gibi gelmişti zaten), okyanuslar buharlaşacakmış. Bu durumda canlılara ne olacağı konusunda bilimsel tahminlerde bulunup moralinizi daha fazla bozmayacağım, bu kadarını duymak bile yetiyor zaten.
Habere bak; "Saat 4:30 olduğunda..." yarım saat içinde olay bitiyor yani... Bu kadar basit! Neyse ki ardından "saat 4 ile 4:30 arasında 5 milyar yıl" olduğunu da ekliyorlar. Oh be, oh. Korkmuştuk bayağı yani.
Eskiden bu tür moral bozucu haberlere öyle adım başı rastlanmazdı. Bilim adamları da daha bir çekingen miydiler, yoksa bilim, teknoloji mi geriydi de anlamıyorlardı neydi? Her ne ise, keşke bu kadar çok şey bilmeseydik. Falcılar, kahinler gibi bu bilim adamları da giderek daha rahatsız edici olmaya başladılar. Bir tür sadist zevk alıyor olmalılar.
Kıyamet gününe doğru yıl yıl yaklaşırken (daha 5 milyar yıl var diye hadi neyse biz kutluyoruz, iyice yaklaşırken de insanlar "yeni yıl" ları kutlayacaklar mı dersiniz? Ba, ba, ba sorularım da giderek absürdleşiyor) her geçen gün duyduğumuz haberler de çığrından çıkıyor:
ABD de 'sağlıklı yaşam' koşusuna çıkan kadını ayı yedi" ya da "köpekler parçaladı" gibi bir haber örneğin... Güler misin, ağlar mısın?
Sağlıklı yaşam diye tutturmasa hiç değilse iyi kötü yaşayacaktı kadın. Daha az sağlıklı belki ama bundan sağlıklı en azından; canlı...
'Klonlama' veya '90 yaşında anne olma' haberlerine ne demeli?
Yakında çocuğunuza doğum günü hediyesi olarak kendinizin minyatürü canlı bir bebek armağan edebileceksiniz... Klonlatın kendinizi, hediye hazır. Kadınlar ise genç yaşta yumurtalıklarından alınan hücreler sayesinde artık isterlerse 80-90 yaşlarında bile anne olabilecekler. Çok yakında anneanne 'anne'ler görmeye hazırlanın.
Bunlar absürd ve ilginç haberler... Ama birkaç yıl içinde bilim ve teknoloji daha ürkütücü sonuçlar için kullanılmaya başlanabilir.
Bilmem ki, bilim bu kadar hızlı ilerlemeden önce hayat daha mı güvenli ve huzurluydu ne? Hemen itiraz etmeyin; en azından 'sağlıklı yaşam' koşusuna çıkanlar için öyle!
Bakan'ın mektubu ve gerçekler!
Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu "Eğitim karambole getirilemez" başlıklı yazım üzerine bir açıklama göndermiş
Haberin Devamı

