Bu ülkede alıştığımız olaylardan biridir; siyasetçilerden başlayarak “söylenen veya yapılan” olumsuz, tepki çekecek şeyler “yayınlandıktan kısa süre sonra” yalanlanır.
Örneğin “yeşil devrim istediğinizden” söz eder, ertesi gün buna gelen tepkileri gördüğünüzde hemen bir U dönüşü yapar ve “Ben onu çevreyi kastederek söylemiştim” dersiniz biter gider. Türkiye “oyuncak”, Türk halkı da “saf”tır ya istediğiniz gibi oynayabilirsiniz.
Daha önemli olaylarda iki müfettiş gönderir, “adet yerini bulsun” bir soruşturma yaptırır ve “istediğiniz yönde” bir sonucu topluma açıklarsınız, olay kapanır.
Hakimlerin, savcıların geleceği bile bakanlıklara bağlı olduğu için özgür karar vermeleri imkânsızlaşırken müfettişler mi bağımsız karar verecek?
Gümrüklerdeki onlarca trilyonluk akaryakıt kaçakçılıkları, her türlü yolsuzluk örtbas edilir ve sorumlular devlet korumasına alınırken ufak tefek (!) olaylar mı kapatılmayacak, bırakın Allah aşkına...
17 aylık bebeğe toplu tecavüz vahşeti yaşandığında, götürüldüğü hastane “tecavüz var” der, Bakan çıkar “tecavüz olduğu kesin değil” açıklaması yapar. Sonra tecavüz olduğu anlaşılınca susar, olur biter.
Yurtlarda kalan kimsesiz kızlarla ilgili “fuhuşa zorlandıkları” haberi yayınlandığında Bakan çıkar “Onlar normal çocuk değil, zaten bu yolun yolcusu kızlar, vesika alan babalar bile var” benzeri bir açıklama yapar, olayların üstü örtülüverir.
Eh, bakanların milletvekillerinin ve hatta başbakanların söylediğini ertesi gün yalanladığı bir ülkede haber yapmak da, yorum yapmak da takdir edersiniz ki çok zordur.
Öyle ya, bakana, başbakana veya müfettişe mi inanacaksın gazeteciye mi? Hep birlikte tekrarlayalım; tabii ki birinci gruba, değil mi efendim?
Arena programı bu kez yine gizli kamera görüntüleriyle SHÇEK’e bağlı bir çocuk yuvasında çocukların bakıcıları tarafından tekme tokat dövüldüğünü ortaya çıkarmış.
Daha önce bu olayın benzeri Malatya çocuk yuvasında yaşandığında Bakan Nimet Hanım dayak yiyen küçük, kimsesiz çocukları evinde ağırlamıştı. O günden bu yana SHÇEK yuvalarında dayak olayı önlenemediğine göre Bakan’ın evini dayak yiyen çocukları misafir etmek üzere tekrar hazırlaması gerekecek.
Çocukları evine götürünce ve bir ikisini kucağına alıp fotoğraf çektirince iş bitiyor ya...
Son dayak haberini hazırlayan muhabir “çocuk eğitimi ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını” söylemesine rağmen, sabıka kaydı bile sorulmadan yuvada hemen işe alınmış.
Olay bu çocukların “dayakla büyümesi” ile bitmiyor, şiddet gören çocuklar ilerde şiddet, suç kaynağı haline geliyorlar. Bakan eğer SHÇEK yuvalarında son 5 yılda “478 çocukla ilgili taciz, tecavüz davası” açıldığını kendisi söylüyorsa bu kadar disiplinsiz yuvalarda tabii ki dayağın sözü bile olmaz.
Normal bir hükümette bunun hesabını başbakan sorar ve işini yapamayan bakanı derhal görevden alırdı.
Ama bu Hükümet en ciddi yanlışları yapan bakanlarını bile koruyor, yerinden oynatmıyor.
İstikrar (!) böyle sağlanıyorsa dayak yiyen çocuklara da “kader” diyeceğiz herhalde!
Kanlı Elmas
Leonardo Di Caprio’nun Oscar adayı filmi “Kanlı Elmas” gerçekten zevkle izlenecek, çekimlere ve sanatçıların oyun yeteneğine hayran kalınacak bir film olmuş.
Caprio, Robert De Niro, Jack Nicholson gibi “süper bir aktör” olma yolunda hızla ilerliyor, en iyi erkek oyuncu ödülünü bu filmle almayı da hak ediyor bence... Eğer onun yerine filmde kendisiyle birlikte oynayan zenci aktör Djimon Hounsou’yu tercih etmezlerse...
Kanlı Elmas bu haftanın “görülmesi” gereken filmi.
Tencere yuvarlanmış...
Yolsuzluk soruşturması nedeniyle (27 ayrı yolsuzluk) görevden alınan bir bürokrat memleketlisi, hemşehrisi olan Enerji Bakanı Hilmi Güler tarafından “başdanışman” yapılmış.
Milletin cebinden giden trilyonlarca liralık usulsüzlük ve yolsuzluklar henüz soruşturma sırasında BAKAN TARAFINDAN ödüllendiriliyor.
Gelin siz müfettiş olun da serbestçe sonuç bildirin... İşte Türkiye’de yolsuzluk ve usulsüzlükler bunun için asla bitmiyor!

