Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç basında çıkan ve hemen her toplantıda uyuduğunu gösteren fotoğraflara kızıyor. Uyumadığını, gözlerini dinlendirdiğini tekrarlıyor bunlara karşılık... Öte yanda uyanık olduğu zamanlarda yaptıkları da "keşke yine uyusaydı, bundan daha iyi olurdu" dedirtiyor insana...
Son olarak Devlet Tiyatroları'nın sanat bilgisi, çalışkanlığı, dürüstlüğü ile tanınan ve bunlara bağlı olarak yıllardır görevini başarıyla yürüten Genel Müdürü Lemi Bilgin'in görevden alınmasını sağlamış. Ben duyar duymaz böyle nedensiz ve yersiz bir karan uyurken mi yoksa uyanıkken mi aldığını düşündüm açıkçası...
Hangi hali daha fazla zarar veriyor hâlâ karar verebilmiş değilim.
AKP Hükümeti'nin, kendi kadrolaşmalarını en acil ve yaygın şekilde sağlamak uğruna TÜBiTAK gibi sağlam, köklü bilim kuruluşlarını bile hallaç pamuğu gibi attığını, oynamadıkları kurum ve kuruluş bırakmadığını biliyoruz. Devletin, milletin yararına olacak şekilde işi iyi bilenlerin görevlerinde kalmasını sağlamak yerine bunun tam aksini yapıyor ve deneyimi, yeterli birikimi olmayan ama kendilerine yakın isimleri kilit noktalara yerleştiriyorlar.
Her dönemde bir miktar kadrolaşma olmuştur ama bu kadar kıyım şeklinde, acımasız bir kadrolaşma da hiçbir dönemde görülmemiştir.
Kültür ve Turizm Bakanı da uyanık olduğu zamanlarda hükümet politikasının dışında kalmamaya çalışıyor. Bu nedenle örneğin; Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü'nü değiştirerek bir müfettişi, Bakan'in danışmanını o göreve getirdiler. Yatırım İşletmeler Genel Müdürü aynı şekilde değiştirildi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü yine müfettişler gönderilerek istifaya zorlandı.
Uydu olmayacaksan git!
Demek devlet yönetimi yöntemleri bundan böyle farklı(!) bir boyutta işleyecek.
Ama Lemi Bilgin gibi kusursuz bir Devlet Tiyatroları Genel Müdürü'nü sırf "sözünü dinletemiyor, istediği siyasi atamalarını yaptıramıyor" diye görevden alması bardağı taşıran son damladır.
Bir bakan, bakan olduğu için Türkiye'nin en önemli ve özerk sanat kurumunun Genel Müdürü'ne "şunu baş rejisör yap, bunu işten çıkart" diye emirler yağdıramaz. Baskı yapamaz. Oysa Atilla Koç, MHP'den milletvekili adayı olmuş birinin, baş rejisör olarak atanması için baskı yapmıştır. Bir bölge sanat yönetmeninin değiştirilmesi için baskı yaparak olumsuz cevap almıştır.
Sonra da müfettişlerini göndererek Genel Müdürü görevden aldırmak üzere "bir açık" yakalamaya çalışmıştır.
Bütün bunların sonunda ne bulmuş;
Yasal olarak da dışarıdan müdahaleye müsait olmayan bir kurumda, "Edebi Kururdan geçen ve denetimi kendi içinde yapılan oyunlarda, küfür sayılmayacak sözlerin "küfür olduğunu"...
Siyasetçiler de görevi bıraksın!
"Piç kurusu"... "Senin annen genelevde mi çalışıyor?" sözleri Genel Müdür'ün suçu olarak gösteriliyor.
Ve, eski, bozuk raylardan çıkarak 39 vatandaşın ölümüne, 45'inin yaralanmasına neden olan tren kazasından veya depremde çok sayıda vatandaşın can kaybına, sakat kalmasına neden olan çürük ve denetimsiz binalardan sorumlu bakanların istifasına gerek görülmeyen ülkede, bu kelimeler nedeniyle bir bakan, Genel Müdürü görevden aldırıyor.
Mevkiinden yararlanarak otellerde kendine büyük indirimler yaptıran, eşinin dostunun firmasının reklâmını yapıp çocuğuna burs sağlayan, firma sahiplerinin evinde, yatında tatil yapan bakan ve başbakanlar görevden gitmiyor ama Genel Müdür gidiyor.
Bu olayların hepsi birer skandaldir.
Başka bir medeni ülkede olsa derhal istifası istenecek siyasetçilerle ilgili olaylar tümüyle aynı bir tartışma konusu. Ama Kültür Bakanı Atilla Koç Devlet Tiyatroları Genel Müdürü'nü "görevden alma" nedenlerini hemen bugün halka açıklamak zorundadır.
Bekliyoruz...
Bakan uyusa olmuyor, uyansa hiç olmuyor!
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç basında çıkan ve hemen her toplantıda uyuduğunu gösteren fotoğraflara kızıyor. Uyumadığını, gözlerini dinlendirdiğini tekrarlıyor bunlara karşılık...
Haberin Devamı

