Bakan gibi karşılama!

Cuma günü, 1991 yılında bir doktor hatası nedeniyle kaybettiğim babamın ölüm yıldönümünde Adanalıların okutacağı mevlûde katılmak üzere Adana'daydım...

Haberin Devamı

Cuma günü, 1991 yılında bir doktor hatası nedeniyle kaybettiğim babamın ölüm yıldönümünde Adanalıların okutacağı mevlûde katılmak üzere Adana'daydım.

Adana'nın 25 yıl milletvekilliği ve senatörlüğünü yapan, bölge halkının "çalışkanlığı ve dürüstlüğü" nedeniyle çok sevdiği ve bugün bile "Onun gibisi Adana'ya gelmedi" dediği sevgili babam için öyle bir hazırlık yapmışlardı, kızım Nazlı'yla beni öyle bağırlarına bastılar ki ikimizi de ağlattılar...

Oldukça sarsıntılı bir uçak yolculuğundan sonra havaalanına indiğimde gözlerime inanamadım. Mehmet Ağar'ın katıldığı son TV programımı da büyük bir takdirle izlediklerini söyleyen DYP İl Merkezi başta olmak üzere en az 3040 kişi beni karşılamak için, ellerinde çiçeklerle oradaydılar.

DYP İl Başkanı Nevzat Şaşkın, İl 2. Başkanları Bekir Keskin ve Bekir Yakışan, Yönetim Kurulu üyeleri Necmi Nalcılar ve İsmail Bozca, İl Kadın Kolları Bşk. Figen Toktaş ve üyesi çok sayıda hanım, babamla birlikte yıllardır çalışan Turgut Haseki yine onun parti arkadaşı Müzeyyen Olgun Hanım (80 yaşın üstünde olmasına rağmen gözyaşları ile orada ve camideydi) ve İl Muhasibi Mustafa Bey...

Duygusallığın doruğunda...
O günkü bütün programlarını iptal ederek zamanlarını bana ayıran baba memleketim Adana'nın sevgili insanlarıyla muhteşem bir gün geçirdik. Hem içtenliğin, duygusallığın zirvesinde saatler, hem de daha önce yalnız bir kez gördüğüm bu güzel şehrin her köşesini görebilme fırsatı yaşadığım muhteşem bir gün.

Önce göl kenarında çok sevimli bir kafede; Kayıkhane'de oturarak ülke meselesini konuştuk. Olmazsa olmaz bir öncelik tabii...

Sonra babamın namaz için tercih ettiği Salih Bostan Camii'nde Adana'nın en iyi hocalarından Mustafa Kaleoglu ve ekibinin okuduğu olağanüstü güzellikteki mevlût...

Cuma günü olduğu için biz kadınlar cami avlusunda, erkekler içerde (oysa ne kadar isterdim ben de içerden dinlemeyi...) Neyse ki hoparlörle ses dışarı da verildi... Onun adını anons ettiklerinde Nazlı, ben ve onu tanımış olan herkes gözyaşları içindeydi. Dua bittiğinde yanımıza gelen baba dostu Turgut Haseki "İçerde koca adamlar ağlıyor Ruhat Hanım" dedi.

İyi insan olmak!
Böyle bir şey işte "iyi insan" olmak... "İyi baba" olursunuz evlâtlarınız özler ve dua eder arkanızdan... "İyi arkadaş" olursunuz dostlarınız... Ama özünde iyi, dürüst ve çalışkan biriyseniz tanıyan, bilen herkes arar, özler ve ağlar... Bugüne kadar onu tanıyan çok kişi bana "Ne mutlu size ki böyle bir adamın kızısınız" demiştir. Ama o gün, orada bunu tüm hücrelerimle hissettim. Ne mutlu bana... Ne büyük bir gurur duyuyorum onunla; Adana'dan bir Mehmet Onaldı geçmiş ama geçmekle kalmamış, yaptıklarıyla derin bir iz bırakmış.

Hayatın anlamı da budur zaten...

Adana'yı gezip (bu arada Dursun Haseki'nin enfes içli köftesini ve dolmalarını, akşam yediğim benzersiz Adana kebabının tadını unutmuyorum), özellikle de Çukurova Üniversitesi'nden Seyhan Gölü'nün inanılmaz güzelliğine baktığımda içim titredi. Onu ben de babamın gözleriyle gördüm ve sevdim. Ama Adana için başka söylenecek şeyler de var. Bunları da daha sonra yazacağım. Şimdilik bana ve aileme gösterdikleri ilgiden, sevgiden ve bir de...

Bir de takdirle, içtenlikle ve defalarca yaptıkları "Lütfen milletvekili adayımız olun" tekliflerinden dolayı, ben şehirden ayrılırken Hasekiler'in evine beni görmek için gruplar halinde geldiklerinden dolayı Adanalılara, hemşehrilerime sonsuz teşekkürler ediyorum. Sağolsunlar, varolsunlar!

(Not: Yarın bir fotoğrafı da paylaşacağım sizinle.)

Horoz dövüşü ve göğüsler!
Sabah programları kolay reytingin çaresini bulunca işi iyice azıttılar. Hangi kanalı açsanız ortada bir "horoz dövüşü" görüyorsunuz. Dövüş şimdi kanallar arası boyuta geldi.

Bir tarafta Seda Sayan'ın programına çıkara çıkara şöhret yaptığı Lerzan Mutlu, Banu Alkan ve kızkardeşi, karşılarında Seda Sayan ve Banu Alkan'ın sevgilisi... Önceki gün birinci gruptakiler neredeyse Sayan'a açıkça hakaretler yağdırmakta ve Seda Sayan'ın söylediğini iddia ettikleri küfürleri "ilk harfleri" ile anlatmaktaydılar.

Bir başka kanalda ise Ahu Tuğba, sevgilisi, onun kızkardeşi ve eski sevgilisi "seviyesiz" kelimesinin hafif kaldığı kavgalarını sürdürmekteydi. Burada zaten senaryo ilkokul çocuklarını bile aldatamayacak şekilde yazılmış olmasına rağmen büyükleri nedense aldatıyor ama bu tür yaşanan düzeysiz ilişki örneklerinin senaryo olarak topluma gösterilmesi bile inanılır gibi değil.

Dikkati çeken (ama RTÜK'ün dikkatini nedense hiç çekmeyen) bir başka nokta da ekranda çıplaklık dozunun giderek artıyor olması. Verdiğim ilk örnekte üç kadının da göğüs dekolteleri neredeyse göğüsler dışarı fırlayacak şekilde hazırlanmıştı. Bu gidişle yakında çırılçıplak çıkacaklar!

DİĞER YENİ YAZILAR