Memleket o kadar önemli olaylarla çalkalanıyor, gerçekler öyle ustaca saptırılıyor veya tümüyle gizleniyor, içerde halka dışarda diğer ülkelere öylesine yanlış mesajlar “doğru buymuş gibi” anlatılıyor ki insan gözlerine inanamıyor... Ben de TV programıma 8 haftalık bir tatil verdiğim için şimdiden üzülüyorum (Nasılsa güzel ülkemizde kafa dinlemek, filan mümkün de değil...) Bu nedenle daha erken dönmeyi bile düşünebilirim...
Türkiye’nin “teğet geçti” israrıyla gizlenen “ekonomide tarihi küçülme”si, 2009 yılının sadece ilk çeyreğinde yüzde 13.8 daralması gözden kaçırılmalıydı, bugüne kadar da ustaca başarıldı. Oysa Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener’in aynen yabancı ekonomi kuruluşlarının aylar önceden uyarısını yaptığı durumu çok doğru şekilde vurguladığı gibi “ekonomik krizin damardan girdiği tek ülke” olan Türkiye’de bu durum süslü lâflar arkasına gizleneceğine, üstü “aman darbe yapacaklar, biz mağdur bir iktidarız” şovlarıyla örtülüp orduya saldırılarla, polemiklerle, gece yarısı yasalarıyla milletin dikkati başka taraflara çekileceğine, bu kez de polisle TSK birbirine rakip güçlermiş gibi kutuplaştırılacağına adım adım detaylarıyla açıklanmalı ve derhal çözüm yolları aranmalıydı. Bu yapılmadığı için bizlerin çoğunu duymadığımız ne trajediler, hatta intiharlar yaşandı... Ödeme sıkıntısına giren, işini kaybeden milyonlarca kişi çaresizliğe, kredi borçları nedeniyle hüküm giymeye mahkûm edildi.
Öte yanda “irticaya karşı eylem planı” diye ortaya çıkarılan ve belge kabul edilemeyeceği Askeri Savcılığın yaptığı soruşturma sonunda belli olan ve AKP iktidarından Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, TBMM Başkanı Köksal Toptan gibi hukukçu siyasetçilerin de “belge kabul edilemez” dediği fotokopi üzerine halâ sivil yargıda ifadeler alınıyor (şimdi de Org. Başbuğ’un konuşmasından sonra alelacele Askeri Savcılığın “belge geçerli olmadığı için kovuşturmaya gerek görülmedi” raporu verdiği Albay Dursun Çiçek’i tutuklama talebiyle mahkemeye sevketmiş Zekeriya Öz. Demek ki Scotland Yard, Adli Tıp, Jandarma Kriminal ve yerli yabancı tüm belge uzmanları anlayamamış, Öz, belgenin gerçekliğini 2 günde anlayıvermiş), halâ Genelkurmay “darbe yapacakmış da yakalanmış” imalarıyla suçlanıyor ve halâ Türkiye dünyaya “darbeyle boğuşan bir ülke” havasında tanıtılıyor. Durup dururken... Ordu “Asla böyle birşey olamaz, demokrasiye saygılıyız” açıklamasını defalarca tekrarlamaya zorlanmışken...
DÜNYAYI BİLGİLENDİRİYORLAR!!
AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu yabancı büyükelçilere alkolsüz, kuzu dolmalı bir davet vererek son gelişmeler (tabii ki bu fotokopi “eylem plânı” ve orduyla hükümet çekişmesi) hakkında bilgi aktaracakmış. Herhalde artık resmi davetlerde diğer ülkelerin büyükelçilerine de içkiyi yasaklamış olmalılar. Ya da “Türkiye İran ve Suudi Arabistan gibi içki içilmeyen bir ülkedir” mesajı vermek istiyorlar.
Beklenmeyen bir durum değil, bir gün olacaktı nasılsa... Verilecek bilginin de Başbakan Erdoğan’ın yine AB temsilcilerine ve bir İspanyol gazetesine kısa süre önce söylediği ve “Bakın biz peşine düştüğümüz için artık Türkiye’de darbe olmayacak. Bu ülkeyi AKP demokratikleştirdi” anlamı taşıyan sözlerden farklı olmayacağı açıktır.
Ve tabii AKP o kadar demokrat ve uzlaşmacı, baskıdan öyle uzak ki bu kez de AKP Ankara Milletvekili Halûk Özdalga (sanki birileri “şimdi sen çıkacak ve şu lâfı söyleyeceksin” der gibi her gün ayrı bir ağızdan ya orduya ya muhalefet partilerine ya da kendilerinden olmayan bağımsız medya kesimine atış yapılıyor) Deniz Baykal’ı ve ana muhalefet partisini İspanya’da faşist general Franko’nun rolünü üstlenmekle, demokrasinin güçlenmesinin önünü kesmekle suçlamış. Bunun nedeni de askerlerin sivil yargıda yargılanmasına karşı çıkmaları. Bay Özdalga bu kadarla yetinmeyip “Eğer CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne giderse ben de onların peşinden kaçtıkları yere kadar gideceğim” demiş. Ki buna da ancak “Vayy bu ne gözüpek milletvekili” denebilir!
YABANCI ELÇİLER GÖREBİLECEK Mİ?
Ama işte tek sorun ortada bir “kaçan”ın olmayışı. AKP’nin çıkarmak istediği yasayı muhalefet partilerinden “gizleyip aldatarak” Meclis’ten geçirmesi antidemokratik, baskıcı, etik dışı bir anlayışı gösterir ama herhangi bir muhalefet partisinin iktidarın eylemleri konusunda Anayasa Mahkemesi’ne başvurması en demokratik hakkıdır. Kaçmalarına da gerek yoktur.
Bu yasa nedeniyle ve daha bir çok nedenle maalesef bir faşist gidiş var ama onu gerçekleştiren CHP değil iktidar partisi! Şimdi CHP de olup bitene, yapılmak istenenlere bakarak AKP’yi ve liderini diktatör Ahmedinecad’a benzetse iyi mi olur?
Hele de “sivil yargıda yargılayacağız, bunun adı demokratikleşme” dedikleri sivil yargı halâ ve halâ ağır şekilde iktidar baskısındaysa (yüksek mahkemeler dışında) istediklerini yaptırıp, istedikleri kararı çıkartıyorlarsa.
Yeter artık orduyu kışkırtarak, devamlı kendini savunmak zorunda bırakarak, topluma ve dünyaya “darbe tehlikesi altındayız” mesajı vererek mağdur ve de demokrat rolü oynadıkları... Millet aptal değil, yabancı büyükelçilerin olup olmadığını ise göreceğiz. Muhalefet partileri de sadece Türkiye’ye değil dünyaya olanların gerçek yüzünü anlatmaya çalışmalıdır!
Bak şu konuşana!
Haberin Devamı

