Bak şimdi ne diyeceğim Hasan Celal..

Haberin Devamı

Bazı insanların adında “Güzel” olunca kişiliğiyle çelişki yaratabiliyor. Mesela açıktan açığa televizyonda yalan söyleyen birinin “güzel”likle tam zıt bir tablo yarattığını düşünmez misiniz?

Tartışmaları asıl ekseninden kaydıran gazetecilerden hoşlanmadığım, bunu eleştirdiğim için kendim yapmayacağım ama bu konuyu açıkça yazmaya kalksam “yalan söylemeye gerek kalmadan” yazılarında iktidar yağlaması yapmak adına gerçeklere nasıl sırt çevirdiğini, örneğin “juristokrasi” diye tekrarlayıp durduğu konuda dile getirebilirdim. “Yargıçlar iktidarı”ndan şikayet eden birinin “iktidar yargıçları”ndan neden hiç rahatsız olmadığını sorabilirdim. (Demokrat Yargı Derneği Başkanı Orhangazi Ertekin’in, referandumun sonucunda HSYK üyelerinin tamamı Adalet Bakanlığı tarafından seçilince, hem sonuç hem de “nasıl seçildikleriyle” ilgili kitap yazdığını kendisine hatırlatırım.)

Eline kalem alan herkesin çok ciddi sorumluluğu ve topluma karşı borcu vardır ve bu sorumlulukların birincisi; “hiçbir iktidarın gazetecisi olmamak”tır.

REYTİNG Mİ, GÜLDÜRMEYİN YAHU!

Ben izlemedim ama çok güvendiğim dostlarım anlattılar; Hasan Celal Güzel iki gün önce TV 8’de Gülay Göktürk, Fikri Sağlar, Prof. Dr. Ümit Akdağ ve kendisinin devamlı konuşmacısı olduğu “8. Gün” isimli programda benim 5 yıl süreyle hazırlayıp sunduğum ve hala yurt içi ve dışından milyonlarca izleyicinin sabırsızlıkla beklediği “Her Açıdan” için yalan söylemiş. “Yanlış” demek zor çünkü bu; televizyonda da, yazılı basında da çok fazla tekrarlanmış, herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Anlatılana göre, medyada “siyasi baskı ile kaldırılan programlar, köşeleri elinden alınan gazeteciler” programda konuşulurken, verilen örnekler arasında Fikri Sağlar’ın “Her Açıdan’ın da baskıyla kaldırıldığını” söylemesi üzerine, Hasan Bey “Ruhat Mengi’nin programı reyting yapamadığı için kaldırıldı” demiş (hemen diğer konuşmacılardan “Hayır, çok izlenen bir programdı” itirazları gelmiş, yalana izin vermedikleri için onlara çok teşekkür ediyorum). Keşke reytingler hakkında gerçekten “bilgi sahibi” olsaydı da söyleyiverseydi hangi programların onu geçebildiğini..

YALNIZ TÜRKİYE’DE DEĞİL

Güldürmek iyi şeydir ama yalanla olunca iyi değil. Her gün ayrı bir davet gelmesine rağmen programım kesildiğinde ekranlara çıkıp olanları anlatmadım, daha iki hafta öncesine kadar “programın başarısı nedeniyle üst yönetimden gelen teşekkür telefonlarından” söz etmedim, şimdi okurlarımın affına sığınarak tevazuyu bırakmam ve maalesef bu hatırlatmayı yapmam gereken zamanlardan birindeyim. Çünkü ortada “emeğe ve izleyiciye büyük bir saygısızlık” var, böyle rekor kıran programlar oturduğunuz yerde başarıya ulaşmıyor, uzun yıllara dayanan deneyiminizi, beyninizi, çalışmanızı, yaratmış olduğunuz güveni ortaya koyuyorsunuz.

Pazar günleri yayınlandığı 3.5 saat içinde karşısına hangi program ve kim konursa konsun (Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Gül ve eşi ile yapılan köşe yazarları sohbetleri de konmuştur) reytingde tüm yıl boyunca tek bir kez geçilemeyen, hatta izlenme kıyaslaması bile zor olan, “en çok izlenen ilk 100” program sıralamasında “ilk 5 veya 10” da yer alan.. Yayınlandığı İngiltere, Almanya, Avustralya, Kanada gibi ülkelerde izleyicisinin “başladığı anda Türk mahallelerinde hayat durur” dediği ve tekrar başlaması için taleplerin tek bir gün kesilmediği.. Program süresince “tarafsızlığı ve doğru bilgilendirmesi” nedeniyle yüzlerce teşekkür mesajı yağan.. Kesildiği gün internette on bine yakın izleyicisinin kampanya başlattığı fenomen bir haber-tartışma programı için Güzel Bey de, hiç kimse de ekranda “reytingi nedeniyle kaldırıldı” diyemez.

Medyanın bugün düştüğü içler acısı durumun sorumlusu da zaten “en çok okunan, en çok izlenen gazetecilere” yapılan baskılara bile itiraz etmek yerine mazeret arayan ama öte yanda “demokrasi” diye attı mı mangalda kül bırakmayan isimlerdir.

YARIŞA BUYRUN

Ben bunu “bir başka nedenle, bir polemik sırasında” daha önce de yazdım şimdi tekrarlıyorum. Hasan Celal Güzel’in kanallarda (ve iktidar partisi içinde) çok yakın dostları var kolayca halledebilir, eğer sözüne güveniyorsa onu düelloya davet ediyorum. Şu anda yayında olan/olmayan tüm haber tartışma programları da katılabilir. Bir defaya mahsus olmak üzere aynı saatte, farklı kanallarda (hatta isterlerse aynı konuda) programlarımız yayınlansın ama bu yarışma ekranlardan yeterince duyurulsun. Sonuca bakalım, hangi program reyting ve reklam açısından diğerlerine fark atmış..

Güzel Bey, madem ki “en çok izlenen tartışma programı”nın reytinglerini geriye dönük olarak bilmiyor, ileriye dönük olarak öğrensin. Doğal olanı da budur değil mi? Düello teklifi geri çevrilmez, haydi bakalım beklerim! Yapamazsa “yapamayışının nedenlerini” anlar veya hazır özür modası başlamışken o da bir özür diler belki!

*****


‘Başkanlık sistemi’ni ne çabuk unuttunuz?

Baktım da gazetelerde “Tayyip Erdoğan’ın 2014’te halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçilmesi, Bülent Arınç’ın ‘geçici başbakan’ olması, daha sonra Abdullah Gül’ün veya Ahmet Davutoğlu’nun başbakan koltuğuna oturması” üzerine çeşitlemelerin arkası kesilmiyor... Gül’ün “şike yasası”nı vetosundan başlayıp Arınç’ın “Ben Erdoğan’a biat etmedim” sözüne varıyor, arkasından 2014 senaryolarını diziyorlar. (Herşeyden önce “biat etmediğini” söyleyen Arınç’ın geçici başbakanlık görevini kabul edeceğine nasıl emin oluyorlarsa..)

Ve bu senaryolarda önemli bir eksik göze çarpıyor; “başkanlık sistemi”nden söz edilmemesi.. Bence; tabii ki 2014 yılı daha çok uzak, siyasette (ve her konuda) o kadar ilerisi için plan yapmak hatalı bir yaklaşımdır ama yapılıyorsa bu planın yanlış olması da büyük ihtimal.. Zira TBMM’de milletvekilleri arasında “Erdoğan’ın iyileştikten sonra en kısa zamanda başkanlık sistemine geçiş için düğmeye basacağı” da konuşuluyor. Yerine “yetki çekişmesine girmeyecek bir isim” arayacağına, “cumhurbaşkanı ve başbakan yetkilerinin hepsini kendinde toplamak isteyeceği”ne kesin gözüyle bakılıyor ki bunun hazırlık adımlarını da atmış, tartışmayı başlatmıştı.

Onun için “bir köşe yazarının bir dostu”nun sözünden yola çıkarak” 2014 senaryoları yazmak yerine bu tartışmayı sürdürmek daha doğrudur. Başlayalım; “Amerika’da başkanlık sisteminin başarılı olması ABD’nin eyalet sistemine ve güçlü-bağımsız bir yargıya sahip olmasına bağlıdır.. Türkiye’de ise bunlar olmadığı için benzer bir sistemin sonu...” Kimse dinlemeyecek ama buradan devam edebilirsiniz!

DİĞER YENİ YAZILAR