Bağış’a ait replik anında anlaşılıyor!

Haberin Devamı

Şimdi herkes “New York’ta Beş Minare” filminden söz ediyor ve bu daha uzun süre devam edecektir, zira film hak ediyor. Ben sinema tutkunu olduğum için filmi evde değil, gürültülü galalarda değil, gösterimi başladıktan sonra sakin sakin bir sinemada izlemeyi severim, yine böyle yaptım. İzlerken daha ilk yarım saatte önce Mahsun Kırmızıgül’e bir ‘Bravo’ çektim, çünkü bugüne kadar gazete haberleri, sansasyonel olaylar, çekişmeler ve konuşmalarla hiç vakit kaybetmeden sanatıyla, yeteneğiyle gündemde kalmayı başaran; bu kendine, mesleğine, başkalarına saygılı sanatçı yıllar içinde öyle istikrarlı bir başarı çizgisini korudu, asıl mesleği olmayan sinemada da hem oyuncu, hem yönetmen ve senaryo yazarı olarak öyle kendini aştı ki son filmini de görünce insana ancak şapka çıkarmak kalıyor. Filmi aynı zamanda yönetmek ve mimiklerinin kusursuzluğuna varıncaya kadar böylesine başarılı bir oyun çıkarmak her babayiğidin harcı değil.

İSLAM ŞİDDET DİNİ DEĞİL, CİHAD BU DEĞİL

Haluk Bilginer dini bilgileri, İslam felsefesini aktardığı “Hacı” rolünde kendisinden beklendiği gibi olağanüstü bir performans sergiliyor, Mustafa Sandal yine asıl mesleği müzik olan bir sanatçı olmasına rağmen polis ajanı rolünde gayet başarılı, bundan sonra sinemada, dizilerde “ben de varım” diyecek kadar iyi, Engin Altan da yardımcı oyuncu olarak rolünün hakkını fazlasıyla vermiş ki zaten yetenekli bir oyuncu olduğunu biliyoruz. Kısacası “New York’ta Beş Minare” yerli ve yine özenle seçilmiş yabancı sanatçılarıyla, mekan seçimi, aksiyon başarısı ve her şeyiyle dört dörtlük bir film. Gelelim bence filmin özü olan sahnelere; Asıl teröristbaşının yakalanıp cezaevinde Hacı’nın yanındaki hücreye konduğu ve onun, acımasız cinayetleri kendisine polis müdürü tarafından “bu mu senin Allah’a olan inancın” diye sorulduğunda; “İslam’da amaca ulaşana kadar cihad vardır ve adam öldürmek de sevaptır” benzeri sözleri kinle söylemesinden sonra Hacı’nın “Hayır, bu doğru değil, cihad insanları Allah yoluna yöneltmek demektir, İslam başkalarının canını almaktan söz etmez, Hz Peygamber “canını, malını korumak için, zorunlu olarak savaşmıştır ve 23 yıllık peygamberlik yaşamında sadece 2 ay savaşmıştır” dediği sahne bence filmin asıl mesajını verdiği sahneydi. Ve bugün dünyada da, Türkiye’de de Kur’an’da Müslümanlığın ilk yayılmaya başladığı yıllar için yazılmış ayetleri yanlış yorumlayarak İslam’ı bir şiddet dini olarak yorumlayıp dünyaya da böyle tanıtanlara verilmiş en doğru, en güzel mesajdı.

İkinci olağanüstü sahne benim de gözyaşlarımı tutamadığım “Bitlis’te, gözleri görmeyen yaşlı annesiyle kavuşma” sahnesiydi, Suna Selen’in bu kısacık sahnelerde akıllardan çıkmayacak müthiş oyunu, dede ve Bilginer için gerçekten de “harika” dışında bir tarif bulmak zor. Oyuncu seçimindeki başarı ise yine “Mahsuuun”u getiriyor akla.

SANAT ÖZGÜR OLMALIDIR!

Bazı sahnelerde “zorlama replikler” ise kimse kızmasın beni güldürdü. Bunlardan en çok aklımda kalanı ajan Acar’ın Hacı’nın karısına söylediği “Merak etmeyin Avrupa Birliği uyum yasalarından sonra Türkiye’de çok şey değişti, artık işkence yok” lafı idi ki duyar duymaz akla “iktidara selam çakma”yı getiriyor, ister istemez güldüm. Dün gazetede bu sözleri Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın önceden senaryoyu okuyarak eklemiş olduğu haberini görünce bir kez daha güldüm, ne gözmüş bendekiÖ İşin içinde bir parmak bulunduğunu hemen hissetmek. Belki başkaları da olmuştur bilemem amaÖ Bildiğim bir şey varsa kendine güvenen, konusunu tarafsız yorumlamak isteyen, haksız bir desteğe gerek duymayan bir senarist senaryosunu “herhangi bir iktidar partisi bakanına” okutarak ondan ilave yapmasını istemez, buna izin de vermez. Burada hayal kırıklığı yaşadığımı söyleyeceğim zira üstelik Bağış bu işten çok hoşlanmış olmalı ki “gelecekte de aynı şeyi yapmak niyetinde olduğunu” açıklıyor. Bu da demektir ki filmlerde satır aralarına siyasi mesajlar pek kolaylıkla yerleştirilebilir, usta gözlerden kaçmasa da büyük kitleleri etkileyebilir. Bunun yapıldığını fark edersem kendi adıma bir daha “Kırmızıgül filmi” izlemeyeceğimi söylemek isterim, filmler bakanların değil toplumların yansıması olmalı, sanat da medya gibi “bağımsız, özgür” olmalıdır. Türk medyası bu özelliğini kaybetti, sıra sinemaya mı geldi?

*****

“Türk Malı”nın şansı!

Komedi dizilerine bayılırım, bütün Türkler gibiÖ Doğduğumuz günden başlayarak “sorunları hiç bitmeyen, sıkıntılı haberleri tek bir saat ara vermeden üstümüze çöken,Meclis’i de hep kavgada olduğu için çözümleri vatandaşın aradığı” bir ülkede yaşayınca, insan stres atmak, gülme ihtiyacını karşılamak için komediye sarılıyor. Her neyse, hele gerçek güldürü ustaları varsa içinde doyamam izlemeye ben, mesela “Cennet Mahallesi”ni oynadığı süre içinde hemen hiç kaçırmadım, Müjdat Gezen ile Melek Baykal’ın bir araya geldiği oyun kaçar mı, keşke onları daha sık birlikte izleyebilseydik. Uzun süredir keyifle izlediğim bir başka komedi dizisi “Türk Malı”Ö Binnur Kaya ve Şafak Sezer doğrusu iyi bir ikili oldular, diğer oyuncular da başarılı, karakterler iyi seçilmiş, espriler farklı ve dizi tuttu. Ama bir süre sonra dizilerin korkulu rüyası ortaya çıktı, espriler tekrara düşmeye başladı ve işte tam bu noktada iki büyük güldürü ustasının; Melek Baykal ile Özkan Uğur’un kadroya katılması büyük bir şans oldu, dizi renk ve hareket kazandıÖSonra bir baktık kıymetini bilememişler, oynadığı her dizide,hatta her reklamda harikalar yaratan Özkan Uğur dört bölüm sonra kaçmış.

BÜYÜK SANATÇI GİZLENİR Mİ?

İzlemeye asla doyamadığım Melek Baykal devam ediyor ama bence onun sabrını taşırmak için de özel gayret gösteriyor gibiler (ayıptır söylemesi, sokak ağzıyla “oha” oluyorsunuz, sanki saklıyorlar sanatçıları izleyiciden), gerçekten doğru dürüst rol vermeyecekseniz bu kadar büyük sanatçıların orada işi ne, ayıp olmuyor mu onları bekletip dururken eski kadroyla devam etmek ve süs gibi iki sahnede çıkarmak?.. Olay dikkatimi en çok “Abiye ile Erman’ın ilkokul maceraları”nda çekmişti, okul sahneleri öyle zorlama uzatılmış, Melek Baykal’ın rolü ise öyle kısa tutulmuştu, oysa “genç komşuya kur yapan kaynana” rolünde Baykal öylesine başarılı bir oyun sergilemekteydi ki ‘çok yazık olmuş, harcamışlar diziyi’ diye düşünmüştüm. Mesele budur, Baykal’ın “Türk Malı”na bambaşka bir tad kattığını senaryo yazarları artık görmelidir, koca ülkede zaten bir avuç gerçek sanatçı var, onların kıymetini bilmek gerekir!

DİĞER YENİ YAZILAR