Bağırmayın Sayın Başbakan, iletişim çağındasınız!

Sonbaharın yaklaştığını hissettiren ılık bir yaz sonu gecesinde Dolmabahçe Sarayı’nın “bahçe”sindeyiz

Haberin Devamı

Sonbaharın yaklaştığını hissettiren ılık bir yaz sonu gecesinde Dolmabahçe Sarayı’nın “bahçe”sindeyiz.

Televizyon ve Radyo Müzesi Uluslararası Konseyi’nin 10. yıl toplantısının bu yıl Türkiye’de yapılması nedeniyle Sema ve Aydın Doğan’ın birçok ülkeden gelen yabancı konuklar onuruna verdikleri yemek kusursuz bir havada geçmekte... Konsey’in Başkanı Frank Bennack ve Doğan Grubu Başkanı Aydın Doğan’ın konuşmalarından sonra sıra Başbakan Tayyip Erdoğan’a geliyor.

Erdoğan medyayla ilgili bir toplantı olduğu için söze buradan başlıyor, iletişim çağında olmamızın önemine geçiyor ve ses tonu giderek yükseliyor. Yükseliyor... Yükseliyor...

Ve tam “İletişim öyle bir noktaya geldi ki burada olan şey, dünyanın öbür ucunda yankı bulabiliyor” dediği anda dinleyenler onun sesinin de o anda dünyanın öbür ucunda yankılanmakta olduğunu düşünmeye başlıyor. Erdoğan medyadan söz eder “çok sesli medya şeffaf devletin görtergesidir” derken, kendisinin şeffaf (!) devletin bir parçası olarak medyanın olayları yakından izlemesinden duyduğu rahatsızlığı sık sık “Hortumları kesildiği için” suçlamasıyla dile getirdiğini de unutuyor.

MESLEKTAŞ ZAPATERO!
Sonra “dünya barışı”na geçiyor. Ses tonu o kadar sert ki adeta barışın bozulmuş olmasından bahçedeki yabancı konukları sorumlu tuttuğunu zannetmek mümkün.

Bir ara İspanya Başbakanı Zapatero’dan “meslektaşım” diye bahsediyor. “Meslektaşım Zapatero”... Başbakan “bir seçimden öbür seçime” yapılan bir görevi meslek olarak görüyor demek ki. Peki başbakanlık başkasına geçtiğinde ne olacak?.. Meslek gitti!

Konuşma iç siyasete doğru gittikçe ses tonu miting meydanlarındaki “halka sesleniş” tonuna, içerik de aynı içeriğe yaklaşıyor.

“4 yıldır iktidarda olduklarını ve bu dönemde Türkiye’nin istikrara kavuştuğunu” bir mucize gibi anlatması zaten fazlasıyla uzun olan konuşmayı bir de üstelik reklâm yayınına çeviriyor.

Yabancı konuklara yerli malı siyaset... Görmedilerse görsünler, duymadılarsa duysunlar.

Ben Başbakan Erdoğan’ın danışmanlarının iyi çalışmadığına inanmaya başladım. Konuşmalarını kim hazırlıyor bilmiyorum ama en azından danışmanların; ses tonu, konuşma süresi, konuşma içeriği hakkında ona yardımcı olmaları lâzım.

Hatta bu konuda Dışişleri’nin uzmanları, büyükelçiler de onu bilgilendirmeliler.

Yapılan hatalar, özellikle dünyanın birçok ülkesinden gelmiş yabancı medya mensupları önünde yapılan hatalar sadece onu değil, Türkiye’yi ilgilendiriyor zira... Mahcubiyet hepimize ait oluyor!

*****

Arabın yalellisi!
Türkiye’de Belediye Başkanı olmak da siyasetçi olmak gibi çok kolay hale geldi; kural yok, kaide yok, kafana göre istediğin kararı veriyorsun. Hele de hükümet arkanda ise!

Trilyonlarca yardımı kendi istediğin, keyfine göre seçtiğin kişilere dağıtmak, ruhsat olmadan çıkılan dev alışveriş ve konut merkezlerine göz yummak, Boğaz sırtlarında kaçak yapıları meşrulaştıracak bir saray için Suudi Kralı’na özel yasalar çıkarmak... Hiçbiri sorun değil.

Millet karşı çıksa da sorun değil. Nasılsa her şeye “alışılıyor” buna da “alışırlar”.

Şimdi Bin Abdülaziz sarayını yapsın diye İstanbul Boğazı’nın en güzel tepeleri, yamaçları yapılaşmaya açılacak. Çok yakında bir de bakacaksınız Boğaz’ı da Bodrum veya Kuşadası sırtlarına çevirmişler; taş yapıdan geçilmiyor.

Başta Şehir Planlamacıları Odası olmak üzere “bilen”lerin hepsi “Bu izin çıkarsa İstanbul biter” diyor. İmar izni olmadığı halde kanunsuz şekilde inşaatı sürdürülen çok sayıda sitenin sakinleri daha yasa çıkmadan seslerini yükseltti bile.

Neymiş efendim “Zamanında Turgut Özal ‘imara açarız’ demiş, ayıp olurmuş”.

Olsun! Bu memleketin kendi vatandaşları bunca ayıba katlanırken Kral Abdullah’a ayıp olmasını mı düşüneceğiz?

Verdiği para onu sarsmaz nasılsa, Boğaz yerine bir başka yerde arsa versinler çok gerekiyorsa.

Arabın yalellisine çevirmesinler İstanbul’u!

DİĞER YENİ YAZILAR