Bağımsız yargı ve yeni laiklik!

Haberin Devamı

VATAN Çarşamba günü Anayasa’da yapılacak en önemli değişikliği “Egemenliğe 3Y ayarı” başlığıyla vermişti.

Bu haberde ve daha sonra çıkanlarda verilen açıklamalara göre Anayasa’nın 6. maddesinde bulunan “Türk milleti milli egemenliği yetkili organlar eliyle kullanır” cümlesindeki “yetkili organlar” değiştirilerek “yasama, yürütme, yargı eliyle” haline getiriliyor.

İyi ama burada, yapılması düşünülen değişikliklerde anlaşılmayan birçok nokta var.

Örneğin; yargının tümüyle bağımsız olmadığı, “Hakimler ve Savcılar Yasası” ile “yürütme”ye, yani hükümete bağlı olduğu bir düzende, yürütmenin başı durumundaki cumhurbaşkanı da yasama ve yürütme ile aynı görüşte olduğunda hiçbir denetimle karşılaşmadan alınacak kararlar, çıkarılacak yasalar milleti nasıl bir egemenliğe götürecek?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre yargı bağımsızlığından söz edebilmek için hakim ve savcılar tayinleri ve hükümlerinin sonuçları açısından kendilerini tümüyle bağımsız görmelidirler. Oysa Türkiye’de durum böyle değil, tayinleri Adalet Bakanlığı’nın elinde.

Bunun yanında, yeni Anayasa taslağına göre yargı üstünlüğünde en başta gelen organlardan biri olan Anayasa Mahkemesi üyelerinin 8’i Meclis (yani yine iktidar partisi) geri kalan 9’u Yargıtay, Danıştay, Sayıştay üyelerinden seçilecek. Hakimleri siyasi yönetim tarafından seçilmiş hiçbir mahkemenin bağımsızlığından söz edilemez. Hele Anayasa Mahkemesi üyelerini kesinlikle siyasi niteliği olmayan kurumlar seçmek zorundadır.

TÜRBAN KONUSU EKSİK KALMIŞ!

Demek ki öncelikle Anayasa’da yapılan bu değişiklikler tüm yetkilerin yasama ve yürütme erklerine geçmesini, milletin egemenliğini tek-elden, AKP’li Meclis ve Hükümet üyeleri eliyle kullanmasını sağlayacak.

Yani “Hiçbir şey değişmedi ki, hepsi aynı kapıya çıkar” diye geçiştiriverdikleri değişiklik öyle az buz bir şey değil, sonuca hızla götürebilir. Bir de referandum patlattın mı halk eliyle götürür hem de!

“Renksiz Anayasa istiyoruz, Anayasaların ideolojik angajmanlarının olmaması lazım” diye, sanki Atatürk sevgisi, saygısı, bağlılığı bir ideolojiymiş gibi, milleti bütünleştiren, dünyanın hayran olduğu ve Türkiye’nin şansı olan büyük önderini de minimuma indirip yalnızca “devletin kurucusu” yapınca işler daha da kolaylaşır. (Bir adım daha ileri gidip “sıradan bir savaşçı” deselerdi bari...)

Kısa süre sonra onun koyduğu hedefler, ilkeler, bütünlük, bağlılık yavaş yavaş unutulmaya başlar. Sonra fotoğrafları, heykelleri, anma törenleri kaldırılır. Amerikalı akademisyenlerin “Türkiye Atatürk’ü gömmeye hazır” tezleri doğrulanır. Ve misyon tamamlanır!

***

“Vasfını yitirmiş orman arazisi” diye ormanlar satışı halledilir, sonra kuraklıktan cayır cayır yanarken Fethullah Hoca çıkar ve “Günahkârız, kuraklık ondan” der, o konu da tamam.

“Kimsenin kılık kıyafeti nedeniyle öğrenim hakkı elinden alınamaz” gerekçesiyle üniversitelerde türban yasağının kaldırılması da güzel ama o zaman aynı nedenle kimsenin devlet dairelerinde çalışma, kamusal alana girme hakkı da elinden alınamaz, o neden unutulmuş?.. Yoksa onu “bir başka bahara” mı bıraktılar?

Ayrıca, Anayasa’yı hazırlayanlar neden yalnız “türban” üzerinde duruyorlar? İnancı gereği kılık kıyafet olarak “çarşaf” giyenlere neden ayırımcılık yapılıyor?.. Buna hep birlikte karşı çıkmak lâzım.

Ben de hepiniz gibi anlamaya çalışıyorum ama anladığım kadarıyla kimseye düşünecek zaman bırakmadan laikliğin tanımını da değiştirmekteler.

Anayasa’nın 24. maddesindeki “Vatandaşların dinî inançları Anayasa’nın güvencesi altındadır ama kimse kendi bireysel dinini, inancını devletin hukuki ve sosyal yapısına taşıyamaz” tanımı; “laiklik din ve vicdan özgürlüğüdür” ile değişiyor gibi görünüyor.

Son 5 yıldır çok tartışılan tüm konular böylece bir çırpıda halledilecek, ne mutlu bize!

DİĞER YENİ YAZILAR