Olaylar o kadar hızlı akıyor, doğru ile yanlış o kadar sarmal vaziyette önümüze geliyor ki anlayana aşkolsun... Özellikle gençlerden gelen ve “artık hiçbir şey anlayamıyoruz” diyen mektupları gördükçe onlara yerden göğe hak veriyorum. En yakından izlememize rağmen biz de anlayamıyoruz onlar nasıl anlasın ki?..
Meselâ Deniz Baykal hâlâ “Yargı bağımsızlığını ortadan kaldıracak 3 maddeyi ayırarak oylamaya sunun, insanlar neye oy verdiklerini bilsinler” teklifini tekrarlarken (ve yaratılan karmaşaya dikkat çekerken) Başbakan Erdoğan’ın “Baykal’ı samimi bulmuyoruz” gibi açıklamalar yapmasını anlayabilen var mı?
Konu “70 milyonun yargısı ve geleceği” ile ilgili, sadece bir partinin “çoğunluk bende” anlayışıyla istediği her değişikliği dayatmasının, çoğulcu demokrasinin gereği olan tüm kurumları ve sigortaları devreden çıkarmasının, Meclis’te destek bulmadığı her önemli adım için “Mesele yok, ben de halka sorarım” demesinin anlaşılabilir bir tarafı var mıdır?
HUKUKU ARIYORLAR
Bu arada Ergenekon duruşmalarındaki “savunmalar ve olaylar” medyaya gönderiliyor. Okuduğunuz zaman arama ve tutuklamalardaki hukuksuzluklar; örneğin delil olarak alınan belgelerin, dijital verilerin kopyalamasının yapılmadan alınması (böylece üzerinde sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığının anlaşılamaması), sanık avukatlarından belge ve bilgilerin kaçırılması gibi şikayetlerin sık sık yapılması dikkat çekiyor. Örneğin; Rabia Aydın isimli bir okur tarafından “gözyaşları içinde izledik” ifadesiyle gönderilen; tutuklu Kurmay Pilot Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin “Atatürk’ün Nutuk’unu suç sayan iddianame” için duruşmada yaptığı savunmayı okuduğunuzda “Ortada bir yanlış var” diyorsunuz.
Gerçekten bir “darbe planı” araştırılıyorsa asıl sorgulanması gereken o dönemin üst rütbeli, yönetici durumundaki isimler bırakılıp “Atatürk’ün nutku” mu tartışılır?
Siyasetçiler “özel yaşamlarımızdan, ailelerimizden asla söz edilemez” derken istenen herkesin en özel konuşmaları, yaşam detayları ortaya dökülüp üzerinde mi tepinilir ?
Ve bu duruşma notlarını okur, tutukluların ve avukatlarının feryatlarını görürken de yine “bağımsız bir yargı”nın sadece belli kesimler, kitleler için değil haksızlıkla, hukuksuzlukla karşı karşıya kalan her vatandaş için önemini daha da iyi anlıyorsunuz.
Şimdi Türkiye umutla bekliyor, bakalım emekli Tümamiral İlker Güven’in eşinin bu “gizli belgeler”in nasıl sızdırıldığını anlatan konuşmalarından bir yere varılabilecek mi? Böylece süreç kısalacak ve o dönemde neler olup bittiği anlaşılacak mı? (Asıl sorumlular sustuğu ve bu suskunluk aylar, yıllardır nedense sabırla beklendiği için ancak böyle anlaşılacak zahir...)
Öte yanda Meclis Anayasa Komisyonu’ndan (çoğunluğa sahip partinin oylarıyla) geçen Anayasa değişikliği “sanki partilerin keyfine kalmış bir konuymuş gibi” çekişmeler içinde birkaç güne kadar Meclis Genel Kurul’una gelecek.
CHP “Mayın yasasında olduğu gibi engelleme ile karşılaşır” derken ve MHP ile BDP de CHP gibi Komisyon’da tasarının altına şerh koymuşken acaba TBMM’de neler olacak?.. Saadet Partisi Anayasa değişikliğine “evet” mi diyecek? Acaba “ayrılması istenen” 3 maddenin diğerleriyle birlikte oylanmasına Anayasa izin veriyor mu? Komisyon’da neler yaşandı?
KAÇIRILMAYACAK BİR TARTIŞMA
Sorular ve konular bu kadarla bitmiyor tabii... PKK terörünün baharın gelmesiyle tekrar başlaması ve yeni şehitler, Ahmet Türk’e yapılan saldırı ile yeniden su yüzüne çıkan “ırkçılık” tartışmaları en önemli konuların başında geliyor.
Bu hafta Her Açıdan’da yine yaratılan bilgi kirliliğini temizlemek amacıyla olayları mercek altına alacağız.
Programa; Anayasa Komisyonu Üyesi ve CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Saadet Partisi Genel Başkan Yrd. Ömer Vehbi Hatipoğlu, Ankara Üniv. Ceza Hukuku Anabilim Dalı Bşk. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ve Bahçeşehir Üniv. Ekonomi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Eser Karakaş stüdyodan, Stratejist ve Terör Uzmanı Ercan Çitlioğlu telefonla katılacaklar. 18 Mart Pazar, öğlen 12.30’da hepinizi bekliyorum. (Yoklama yaparım ona göre :))
“Bir TIK”la şiddete son!
Dün kadınların uğradığı ve kesinlikle şiddet sayılması gereken tacizlerden ve Mustafa Şahin Tanrıöver isimli savcı tarafından “bir kadın polisin boğazının sıkılmasından” söz etmiştim ki (Savcı’ya işlem yapıldığını duymadık ama şiddete uğrayan polisin bir kez daha mağdur edilebileceğini duyduk, herhalde yanlış haberdir!!) aynı gün “aile içi şiddeti önleme şansı”nı anlatan bilgi geldi.
Hürriyet’in 6 yıldır sürdürdüğü “Aile İçi Şiddete Son Kampanyası” kapsamında, bu tür şiddete uğrayan kadınlara 24 saat hizmet veren Acil Yardım Hattı “yardıma hazır” bekliyor.
Şiddet mağdurları 212/0549 656 96 96 numaralı telefondan her an yardım alabilirler. Çekinmeden arasınlar ve unutmasınlar; hiç kimse şiddete mahkûm yaşatılamaz, yaşamak zorunda değildir.

