Sık sık geçtiğim bir yol... Etiler ve Ulus'un girişinde sağ tarafta, her zaman pek kalabalık olan Şayan mantıcısının yanında bir oto galeri... O gün bir başka hareket, bir başka heyecan vardı önünde...
21 Mart Pazartesi akşamı, saat 20.00 civarında aynı yoldan geçmek üzereyken polisin kaldırımı kordonla çevirdiğini gördüm... Çok sayıda polis ve vatandaş galerinin önüne yığılmıştı. Besbelli önemli bir olay nedeniyle toplanmışlardı. Artık her an dehşet verici bir çatışmanın, saldırının içinde kalıvermek korkusuyla yaşadığımız için ilk tepki olarak hemen oradan uzaklaşmaya çalıştım.
Şoförümüz Mehmet Şen "Kordon çektiklerine göre muhakkak bir ölü vardır" diyerek gaza bastı. Ertesi sabah gazetelerde "Küçük 'baba'ların düellosu" olarak okuduk olayı... "Küçük baba"lar rahatça taşıdıkları silahlarıyla "büyük baba Marlon Brando"nun filmine çevirmişlerdi ortalığı. 23 yaşında bir genç ölmüş, iki genç de ağır yaralanmıştı.
Küçük babaların şanı yürürken üç ana ve üç gerçek baba kan ağlayacaktı yine...
Şehrin göbeğinde, herkesin gözü önünde, en güvenli bilinen semtlerin en işlek köşelerinde oluyor artık bu olaylar.
İstanbul Avcılar'da penceresinden "düğün" seyreden 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi düğün sahibinin etrafa ateş açması sonucu vurularak ölüyor. Öldüren kişi "Eşek gibi pişmanım, keşke onun yerine ben ölseydim" diyor ama olan olmuş, giden gitmiştir artık Geri dönüşü yok...
"Namusumu temizledim", "töreye uydum" diyerek genç kız ve kadınları öldürenler, kıskançlık cinayetleri derken çocuklara kadar indi silahlı saldırılar...
Peki bu ülkeyi yönetenlere bakalım; oğlunu aynı şekilde, bir arkadaşının silahından çıkan kurşunlarla kaybeden Nazire Dedeman kadar telaşlanıyorlar mı bireysel silahlanmayı önlemek için? Hayır. Onlar basının kendilerini tenkit etmesini önlemeye çalışmakla, onlara hapis cezası getirmekle meşguller bugünlerde.
İnsanların sürekli olarak cinayet, tecavüz, kapkaç, arabalarının veya evlerinin içinde otururken bile saldırıya uğrama korkusu içinde yaşaması, ne sokakta ne evinde rahatının kalmaması onları acil önleme yönlendirmiyor.
TV'lerde yine en çok reytingi mafya dizileri alıyor. En sessiz, sakin dizi bile içine şiddet koyma ihtiyacı hissediyor. Çocuklar şiddet içeren diziler ve çizgi filmlerle büyüyor.
CHP Milletvekili Canan Arıtman "Devlet can güvenliğini koruyamıyorsa evine giren hırsızı vurana ceza verilmesin" diyen bir kanun teklifi hazırlamış.
O haklı ama buna göre herkesin silah taşıma; tecavüze kalkanı, kapkaççıyı vurma hakkı da olmalı... Zira siz vurmazsanız o sizi vuruyor.
Bir ülkede vatandaşın can güvenliğini sağlayacak önlemleri en sıkı şekilde almak ve sonra da silahsızlanmayı sağlamak devletin görevidir. Hiçbir açıdan güveni sağlayamamış hükümet ise ancak "Ne yapalım, her köşeye polis mi dikelim" der.
İşte bizimkiler de onu yapıyor!
"Ya hayata bağlanır ya şansınızı zorlarsınız"
Dün, 'Trafikte ölenlerin yüzde 50'sinin yaya ve 100 kişiden 26'sının da çocuk olduğunu" söylemiştim. Bu yayaların büyükçe bir kısmını TEM, E-5 gibi otoyollarda karşıdan karşıya geçmeye çalışanlar oluşturuyor. Müdür Ali Kemal Hanlı; "kazaların yüzde 98'inin hatalı davranışlardan kaynaklandığını" söylüyor. Yani yağmurda kayan veya freni patlayan, arıza yapan araçlar, gözüne far sıkıldığı için görmeyen veya kalp krizi filân geçiren sürücüler değil.
Düpedüz bilerek hata yapanlar yüzünden...
Bu nedenle yayaları ve sürücüleri ciddi şekilde bilinçlendirme" yoluna gidilmiş. Okul geçidi görevlileri eğitilmiş, filmler, posterler yapılmış.
TV'ler mutlaka göstermeli
Hazırlanan fasa filmlerde emniyet kemerinin, uykulu direksiyon basına geçmemenin ve kaymayacak kalitede lastiklerin önemi, yaya ve sürücülerin yapması gerekenler kusursuz şekilde anlatılmış.
Örneğin; emniyet kemeri takıldığında kurtulma şansının ne kadar arttığını görüyorsunuz. Filmden gelen kemer sesinden sonra şöyle bir cümle duyuluyor: "Ya 3 saniye içinde hayata bağlanırsınız ya şansınızı zorlarsınız."
"45 km. süratle çarpmaya insan kas ve kemikleri direnemez" diyor Ali Kemal Hanlı; "Kemeri takılı olmayanlar aynı hızla uçarlar ve kemersiz sürücünün göğsüne aldığı darbe 6 tondur."
Keşke "kemer" ve "alkol" nedeniyle yaşamını yitiren gencecik sürücüler de bu filmleri izleselerdi. Keşke, hiç değilse TRT bu filmleri saat başı gösterseydi...
İstanbul'da kemer takma oranı yüzde 25'miş. Düşünün yüzde 75 bu büyük hatayı ya ciddiye almıyor veya hayatına önem vermiyor.
Ehliyetsizler: Bir günde en az 8-10 tane ehliyetsiz sürücü yakalanıyormuş İstanbul'da... Tabancayla sağa sola serseri kurşun yağdırmak gibi...
Bilmiyorum yeni TCK'da bunun cezası ne kadar ağırlaştırıldı ama gazetecilere vereceklerine bunlara hapis cezası düşünselerdi herhalde çok daha uygun olurdu.
Rüşvet: TESEVin araştırmasına göre İstanbul'da polislerin yüzde 75'i rüşvet alıyor. Artık rüşvet alan polisler ihraç edildiği için bu oran epeyce düşmüş.
İşte bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hataların ve sonuçlarının kısa bir hatırlatması.
Ali Kemal Hanlı'ya da bizi aydınlattığı ve İstanbul trafiği için ciddi bîr çalışma ortaya koyduğu için teşekkürler.
Not: Sevgili okurlar, dün ilk baskılarda "Türkiye'deki sürücü kursu sayısı 363" olarak yazılmış. Hemen düzelttik ama bazı baskılar gitmiş oldu. Doğrusu "İstanbul'da 363" olacaktı.
"Baba"lar ve analar
Sık sık geçtiğim bir yol... Etiler ve Ulus'un girişinde sağ tarafta, her zaman pek kalabalık olan Şayan mantıcısının yanında bir oto galeri... O gün bir başka hareket, bir başka heyecan vardı önünde...
Haberin Devamı

