Babacan zeki mi, kurnaz mı?

Haberin Devamı

Bence ikincisi doğru, çünkü kendisi kadar akıllı kimseciklerin olmadığını düşünerek pek moda takiyye oyununu oynuyor.
Aslında bir yandan Türkiye’yi “AKP kapatılırsa AB süreci durdurulur” diye tehdit ediyor, bir yandan da AB’ye
“Bakın size yol gösteriyorum, bu tehdidi siz de bize arka çıkmada kullanabilirsiniz” yapıyor.
Şimdi onun sözlerini okuyun, bakalım siz farklı bir yorum yapabilecek misiniz?
47 ülkenin Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısında AKP’nin kapatılma davasının da gündeme geldiğini ama bunun kendileri tarafından değil Avrupalılar tarafından gündeme getirildiğini, kendisinin Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet etmek gibi bir niyetinin olmadığını söyleyerek başlamış.
Daha önce “AKP’nin kapatılması durumunda AB ile tam üyelik görüşmelerinin kesileceğini” iddia
ederken bu kez:
“Kapatma yönünde karar alınırsa bunun tabii bazı sonuçları olur. Kuşkusuz Türkiye’nin AB yolunda devam etmesini istemeyenler bunu kullanacaktır. Partimiz kapatılırsa bu Kopenhag Kriterleri’ne göre değerlendirilir” demiş ve daha önce uluslararası muhataplarının Türkiye’ye övgüler yağdırdığını oysa son iki aydır bunun yerini olumsuz bir bakışın aldığını eklemiş.
Ben “daha önce” ile bir fark
göremiyorum, ya siz?
Fark göremediğim gibi Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olarak sırf “partimiz kapatılırsa” korkusuyla ülkenin geleceğiyle oynamasını; Türkiye’yi istedikleri anda “AB’ye girememekle, sürecin durdurulması tehdidiyle” sıkıştırabileceklerini onlara empoze etmesini son derece samimiyetsiz buluyorum.
Zaten fırsat arıyorlar, bu fırsat bizzat Dışişleri Bakanı tarafından veriliyor, inanılmaz yani!
Kendi akademisyenlerimizin Ermeni diasporasına Türkiye’yi sıkıştırmakta destek olması gibi bir şey...
Babacan bu kadar kendini sıkmasın, AB’ye Kopenhag Kriterleri’ni hatırlatmasına gerek yok. Daha önce Venedik Kriterleri’ni de hatırlatmışlardı ama onlar zaten hepsini biliyorlar. Ayrıca bunları AİHM de biliyor.
Ve bunların üçü de zaten “ortak değerlerde” birleşiyor. O zaman bu kurnazlıklara, kışkırtmalara ne gerek var?
Bir Dışişleri Bakanı için çok ayıp
olmuyor mu?
(Not: Sanki bundan önceki Meclis’ler halk iradesini yansıtmıyormuş gibi “Artık halkın gücünün ortaya çıktığı günler geldi, herkes buna alışmalı” türünden popülist ve ucuz aldatmacalarına, reklâmlarına değinecek
yer kalmadı maalesef!)

*****


Hayatsız Kadın Ayşe!

12 Eylül dönemindeki işkenceleri o dönemin 6 devrimci, 6 ülkücü gençlik liderinin anılarıyla sunduğu “12 Sanık, 12 Tanık” da çok güzel, belge niteliğinde bir kitaptı ve onu da size önermiştim.
En zor ve tehlikeli haberleri olayların tam göbeğinden, en doğru ve canlı şekilde vermesiyle tanınan haberci Alper Uruş bütün bu zor görevlerin içinde yeni bir eser ortaya çıkarmayı başarmış. Tam da çocuk ve kadın istismarının, şiddetinin iyice alevlendiği, dede yaştaki adamların küçücük kızlara, polisinden bürokratına güvenilmesi gereken adamların çocuk yuvalarındaki çocuklara... İnsan adı verilen yaratıkların bebeklere utanmadan, sıkılmadan, korkmadan taciz ve tecavüzde bulunduğu...
Bebeklerin vücudunda sigara söndürülüp duvarlara çarpıldığı bir barbarlık, yamyamlık döneminde çocukların nasıl geneleve düşürüldüğünü anlatıyor.
“Hayatsız Kadın Ayşe” 9 yaşında tecavüze uğrayan, sonra kocası tarafından geneleve satılan ve bir gün 2007 seçimlerinde İstanbul Bağımsız Milletvekili olan Ayşe Tükrükçü’nün hayat hikâyesi ve adeta bir film senaryosu gibi (çok da güzel bir film olabilir) yazılmış.
İnsanın kendi ülkesinde bu tür canavar ruhluların sokaklarda gezdiğini, kendini “aile babası” gibi tanıtarak en büyük alçaklıkları yaptığını görmesi tüyler ürpertici...
Gerçekleri öğrenip bu hayasızlığa el birliğiyle son vermeye çalışmalıyız, Hayatsız Kadın Ayşe’yi okuyun.

DİĞER YENİ YAZILAR