Ayten Alpman ve Memleketim!

Yüzbinlerce insan Tandoğan’da, Çağlayan’da “Memleketim” şarkısıyla ağladı... Adana’da, Manisa’da, Çanakkale’de, Marmaris’te ağladı...

Haberin Devamı

Yüzbinlerce insan Tandoğan’da, Çağlayan’da “Memleketim” şarkısıyla ağladı... Adana’da, Manisa’da, Çanakkale’de, Marmaris’te ağladı...

Her Açıdan ekibinin hazırladığı; mitingde bu şarkıyla ağlayan yaşlı kadınları, gençleri gösteren klibi izlerken ben de ağladım. Bu sabah 11.50’de STAR’da yayınlanacak programı kaçırmazsanız size de izleteceğim.

Ne güzel, ne pırıl pırıl insanları var bu ülkenin... Ve ne müthiş sanatçıları... Ayten Alpman Kıbrıs savaşı sırasında da dillerden düşmeyen şarkısıyla yıllar sonra yine tüm ülkeyi bütünleştiriyor.

O ve bu mitinglerde öne çıkarak kitlelerin coşkusunu paylaşan Halit Ergenç, Edip Akbayram, Ayten Gökçer, Tarık Akan, Gülriz Sururi, Rutkay Aziz ve diğer sanatçılar kutlanmayı hak ediyorlar.

Bir ülkenin sevilen sanatçıları gerektiğinde o ülkenin geleceği için sorumluluk alabilmelidir.

Kenan Doğulu’nun “Laik kimliğimle Eurovision’da güzel bir tablo çizmeye gidiyorum” sözünü beğenmeyen meslektaşlarımız oldu. Oysa Doğulu “10. Yıl Marşı’yla” da, her fırsatta konserlerinde gençlere verdiği mesajlarla da Cumhuriyet’e bağlılığını gösteren bir sanatçıdır. Yalın da öyle...

Bu nedenle Doğulu’nun sözleri hiç de “iğreti” durmuyor bence. Önemli olan mesajdır.

Rejimi beğenmeyenler “uysa da söyledim, uymasa da” anlayışıyla istedikleri her mesajı ulaştırırken sanatçıların doğru sözlerini neden tenkit ediyoruz ki?

*****

Avrupa “AKP’nin sicili”ni öğretiyor!
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan Türkiye’deki gelişmeleri daha ülke içinde anlaşılmadan önce AB yöneticilerine ve Avrupa gazetelerine yetiştirmekte son derece başarılılar. Danışmanlarını ve basın ekiplerini kutlamak lâzım.

Dışarıya öyle bir tablo yansıtılıyor ki; ülkede 4,5 yıldır rejimle ilgili hiçbir endişe yaşanmadı, toplum dindarlar/laikler veya dindar olanlar/olmayanlar diye türban üzerinden bölünmedi, aşırı dinci bir kadrolaşma (sınav kazananlar bile alınmayarak partiye yakın isimlerle) alıp başını gitmedi, bir yanda hayati sorunlar bekletilirken ülkeye bir de aylar süren cumhurbaşkanı inatlaşması yaşatılmadı, okullar medreseye çevrilmedi, belediyeler “9 yaşında kız çocukla evlenilebileceğini, 4 kadın alınabileceğini” anlatan kitapçıklar dağıtmadı, Meclis’te “kadınlar cehennemliktir” diyen uydurma hadis broşürleri elden ele dolaşmadı, insanların dini, inancı siyasete alenen alet edilmedi ama bu hükümete haksız bir tepki gösteriliyor...

Avrupa basını ve yöneticileri sürekli olarak dünyaya ve tabii bu haberleri yayınlayan medyası ile Türkiye’ye “AKP’nin sicili rejim korkularını haklı çıkarmıyor ve en iyi çözüm yine AKP’nin iktidara gelmesi” görüşünü pompalamakta.

Peki acaba Avrupa “Madem ki durum budur, milyonlarca insanı ve tüm kurumlarıyla Türkiye neden ayakta? Bu kadar insan rüya mı görüyor?” sorularını kendine sormuyor.

Yani onlar uzaktan olayları bu kadar net görecek kadar akıllılar ve doğru değerlendirme yapıyorlar da Türk insanında onlardaki akıl yok mu?

Komik doğrusu... Neye dayanarak kendilerinde her gün, her saat, tüm gazete ve dergileriyle aynı yorumu dayatma ve dünyayı yanıltma hakkı görüyorlar.

Haydi bizim siyasetçiler Türkiye’yi her adımda AB’ye şikayet etmeyi ve destek beklemeyi alışkanlık haline getirdiler, AB niye küstahlığını giderek arttırma alışkanlığına giriyor?

Evet istiyoruz bu güçlü birliğe girmeyi ve gerek ekonomi, gerek sosyal ve siyasi gelecek açısından güvende olmayı ama bu kadarı da fazla değil mi?

“YİNE BEN!”

Abdullah Gül bu kez de Financial Times’a “Halk arasında desteğim yüzde 70, halka seçtireceğiz ve yine ben cumhurbaşkanı olacağım” demiş.

Genelkurmay’la ilgili sorulara ise kızarak; “Burası 10 yıl önceki Türkiye değil, biz Avrupa Birliği’ne ilerleyen bir ülkeyiz” demiş.

Devamlı olarak AB’ye halk desteklerinin yüzde 60-70 civarında olduğu, halkın kendilerini istediği ama ordunun karşı çıktığı mesajını gönderiyorlar.

Demek ki sırayla Türkiye’nin tüm illerinde sokaklara dökülen ve 10. Yıl Marşı’yla, Memleketim şarkısıyla ağlayarak “Laik Cumhuriyeti korumak için buradayız” diyen insanlar halk değil... Onlar azınlık... Öyle oldukları içindir ki Abdullah Gül inatlaşmayı, gerginliği de sürdürüyor.

O kadar kendine güvenen bir parti poşet ve para dağıtarak, ev ev dolaşıp hayal vaatlerle oy toplamaya çalışmaz, dürüstçe seçimi beklerdi.

Gül bir de “Anayasa Mahkemesi kararına saygılı olduklarını, kredibilitesine zarar vermek istemediklerini” söylemiş. “Mahkemenin kararı demokrasiye sıkılmış kurşundur” demeleri de saygıdan geliyor herhalde!

AB GERÇEĞİNİ BİLELİM!

Ve Dışişleri Bakanı “Avrupa Birliği yolunda ilerlediğimizi” vurgularken acaba doğruyu mu söylüyor? Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağına artık kesin gözüyle bakılan Sarkozy BBC World’de yaptığı son konuşmasında Türkiye’nin AB’ye asla alınmayacağını, AB’nin Türkiye’yi Afrika ülkelerine model olarak düşündüğünü ve onlarla birlikte gördüğünü söyledi.

Yani Türkiye kendileri için bir tampon bölge olarak ve istedikleri yönde şekillendirilerek (ABD’nin tercihi de bu iken ılımlı İslâm modeli olabilir mi dersiniz?) dışarda bırakılacak.

Avrupa Birliği konusunda da çelik çomak oyunuyla meşgul ediliyorsak bize açıkça anlatılsın... Ki hiç değilse küstah yayınlarına iyice kulak tıkayabilelim!

*****

Nişanlılık??
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer gazetecilere konuşurken CHP ile birleşme konusunu fazla romantize ederek “Nişanlılık süresine zaman tanımak gerekir” dedi.

Ve lâkin onlar nişanlanmaya karar verene kadar rakiplerinin çocuğu olacak, ellerini çabuk tutsunlar!

DİĞER YENİ YAZILAR