Aysel Gürel’i anlatabilmek zor...

Haberin Devamı

Aysel’i iyi anlatmalıyım, o kesinlikle böyle yapmamı isterdi...

Kızları Müjde ve Mehtap da dahil onu tanıyan herkes “Aysel” diye hitabederdi Aysel Gürel’e; “yaşsız”dı çünkü... Çok nadir insanda görülebilen bu özelliğe sahipti; yaşsız, herkesin yaşına inip çıkabilen, çocuklar için bile Aysel olabilen bir kadındı.

Böyle üretken, canlı, cıvıl cıvıl bir gencin enerjisine, göz ve ruh pırıltısına sahip kısacası varlığıyla dünyaya renk katan insanlara ölümü yakıştıramıyorsunuz... Kendileri de yakıştıramazlar, sonsuza kadar yaşayacaklarmış gibi davranırlar ya, siz de öyle hissedersiniz.

Aysel’in akciğer kanseri olduğunu bronşit nedeniyle hastaneye kaldırıldığını duyup, onu benim gibi çok seven kızım Nazlı’yla birlikte koştuğum gün, haftalar önce Müjde Ar’dan öğrenmiş, ikimiz birden oracıkta Müjde’yle beraber ağlamaya başlamıştık. Bu neşeli, tatlı, kimselere benzemeyen kadını kısa süre sonra kaybedeceğimizi bilmek kızı kadar bizi de dayanılması güç şekilde üzmüştü. Ölemezdi daha o, ölmemeliydi... Bir genç gibi ümitleri, dolu dolu planları, daha yazacak çok şarkıları, alacak çok ödülleri vardı. Ama işte hayat bu, kabul etmeseniz de, “Hiç mi ümit yok” diye son ana kadar bir küçücük ihtimal arasanız da herkesin “kaçınılmaz gün”ü geliyor.

Müjde ve Mehtap onun hastalığını öğrenmesini istemiyor, bu nedenle kendisinden ve medyadan saklıyorlardı. Son haftalarında onu birçok kez gördüm, daha hastalık vücudunu tam olarak yıpratmaya başlamadan önce, bronşit olduğuna inandığı günlerde hastanede bile keyfi yerindeydi.

Kırmızı gözlüğü, hiç ihmal etmediği kırmızı ruju ve mısır püskülü sarısı saçlarıyla dimdik ve keyifli duruyor, “iyileşince yapacağı planlar”dan söz ediyor, onu kızdıran kişileri her zamanki okkalı küfürleriyle çekiştiriyor, bizi kahkahalarla güldürüyordu.

27 Ekim 2006 tarihinde “Aysel Gürel Boğaziçi’nde tez oldu” başlıklı yazımda onu şöyle anlatmışım:

“Nasıl bir espri yeteneği, nasıl bir dinamizm, nasıl ‘her dem genç bir ruh’tur o... Tanımadan önce ‘Çılgın Aysel’ imajının biraz da kasıtlı olarak, özellikle yaratıldığını düşünürdüm ama hayır, inanın bana o gerçek bir çılgın... Yaratıcı yeteneğe sahip tüm sanatçılarda olduğu gibi farklı... Yalnız... Eğlenceli... Özgür (...) Çoğu kez elbise niyetine giydiği şile bezi gecelikleri veya absürd kıyafetleriyle, dansı sırasında görseniz genç bir kız sanabilirdiniz onu... Öylesine hafif, tutkulu, uçarı bir görüntü...”

Aysel Gürel böyleydi işte, onu ancak “farklı” sözcüğüyle anlatmak mümkündü, herkesten farklı ve özgür ruhlu...

O özgür ruhtan bizi de nasiplendirdiği; yazdığı “Sen Ağlama”, “Firuze”, “Ne Kavgam Bitti, Ne Sevdam” ve daha olağanüstü güzellikte sayısız şarkıyı yaşamımıza kattığı için şanslıyız.

“Sen Ağlama dayanamam, ağlama gözbebeğim sana kıyamam” dizelerini Sezen Aksu’nun sesinden dinleyip de unutabilen var mıdır? “Kıskanır rengini baharda yeşiller, sevda büyüsü gibisin sen Firuze” dizeleri unutulabilir mi?

Ölmeden bir gün önce Nazlı’yla onu yattığı hastanede son kez ziyaret ettik. Artık her an kaybedebileceğimizi ben biliyordum ama Nazlı bilmiyor, geleceğe ait planlar yapan Aysel Gürel’in ölmesini kabullenemiyordu. Birlikte yanına girdik, gözlerini araladı, dikkatle baktı, artık konuşacak gücü yoktu ama yine de zorlukla dudaklarını ileri doğru uzatarak bize öpücük gönderdi.

Pazar günü Her Açıdan’ın yapımcısı Zeynep Sevim, yönetmeni Yasemin Şehiraltı’nın da bulunduğu ekibimizle ondan söz ediyorduk. Bir saat sonra tam onu andığımız dakikalarda öldüğünü öğrendim.

Aysel Gürel hep “devamlı çalışarak, üreterek ve iyi eserler bırakarak” gençlere iyi örnek olmak isterdi.

Bunu başardığına hiç şüphe yok. Gençlerin onu şarkılarıyla sonsuza kadar yaşatacağına da...

Sevgili Aysel huzur içinde uyusun, yeri cennet olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR